AB’de Ortak Kimlik Arayışları ve Azınlık Dilleri: Slovakya Örneği
Slovakya Parlamentosu’nda 30 Haziran 2009 tarihinde oy çokluğuyla kabul edilen “Ulusal Dili Koruma Yasası’nın” ardından oldukça sıcak tartışmalar yaşandı. 1 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girecek yasa ile başta Macarca olmak üzere ülke sınırları içinde konuşulan azınlık dillerinin kullanımına yönelik ciddi kısıtlamalar getirilmektedir. Yasa uyarınca;
- Resmi dairelerde ve kamu hizmetlerinde Slovakça’dan başka dilleri konuşmanın cezası 5.000 Euro’ ya kadar para cezasına çarptırılacak.
- Mevcut düzenlemeyi denetleyecek “dil polis”leri resmi kurumlarda bulunacak.
- Azınlıkların yüzde 20’den daha az olduğu yerleşkelerde, resmi işlemlerde azınlık dilleri kullanılamayacak.
- Tüm azınlık okullarında azınlık dillerinin yanı sıra Slovakça da kayıt tutulacak.
- Ülke genelinde devlet memurları, öğretmenler ve gazetecilerin çalışabilmeleri için Slovakça yeterlilik sınavını geçmeleri gerekecek.
- Siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının tüzükleri ve programları Slovakça olacak.
- Tüm anıtsal yazılarda Slovakça kullanılacak.
Ülke, etnik manada homojen (yüzde 85’in üzerinde etnik Slovak) bir yapıya sahip olmasına karşın, Macar, Roman, Çek, Ukrayna, Rutenyan ve diğer etnik gruplardan oluşan azınlık grupları mevcuttur. Yeni çıkan Ulusal Dili Koruma Yasası özellikle ülkenin yüzde 10’una tekabül eden Macar azınlığı oldukça tedirgin etmektedir. Yasanın yürürlüğe girmesi ile Macar nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerde Macarca konuşma hak ve özgürlüklerini yitirecektir. Avrupa Birliği (AB)’ne uyum sürecinde Slovakya kanunlarında yapılan değişiklikle Macarca resmen azınlık dili olarak kabul edilmiş ve Macar azınlığın yaşadığı bölgelerde Macarca’nın kullanıma dair geniş özgürlükler tanınmıştır. Son durumda, yeni çıkan dil kanunu ile başta Macarlar olmak üzere ülkede yaşayan azınlıklar, nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları bölgelerde dilsel özgürlüklerinin kısıtlanması tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır.
Tablo 1: Slovakya’da Etnik Yapı
|
Etnik kimlik
|
Oran
|
|
Slovak
|
85.8
|
|
Macar
|
9.7
|
|
Roman
|
1.7
|
|
Çek
|
0.8
|
|
Rutenyan
|
0.4
|
|
Ukrayna
|
0.2
|
|
Diğerleri
|
1.4
|
Gelişmeleri kaygı ile izleyen Macar hükümeti de oldukça sert tepki göstermiş ve sorun çözülene kadar ikili ilişkilerin askıya alınabileceğini açıklamıştır. Ayrıca Macar hükümeti AB ve Birleşmiş Milletler (BM) yetkili makamlarına bu konuda gerekli adımları atmaları için başvuruda bulunmaya hazırlanmaktadır. Macaristan Dış İşleri Bakanı Peter Balazs yaptığı açıklamada yasayı, ülke ile tarihi bağları bulunan Macar azınlığa karşı yapılan bir ayrımcılık hareketi olarak tanımlamış ve “Macaristan, söz konusu yasal düzenlemeye ilişkin, Avrupa Konseyi ve BM’ye başvuracaktır” demiştir. Avrupa Parlamentosu milletvekili Macar asıllı Adam Kosa da açtığı imza kampanyası ile Slovak hükümetini protesto etmiş ve azınlıkların her alanda kendi dillerini kullanma hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmaması gerektiğini bildirmiştir. Budapeşte, Bratislava ile ilişkilerinde gerginlik yaratan bu gelişmelerin ardından her fırsatta Macaristan sınırları dışında yaşayan Macar azınlıkların hak ve özgürlüklerinin savunucusu olduğunun bir kez daha altını çizmiştir.
Macaristan Parlamentosu Dışişleri Komisyon Başkanı Zsolt Nemeth de sorunun iki ülke arasında yaşanan bir krizden ziyade, Avrupa değerlerini sindirememekten kaynaklanan bir sorun olduğunu açıklamıştır. Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Üyesi ve Milletvekili Michael Gahler de yaptığı açıklamada söz konusu yasayı ağır bir dille eleştirmiş ve “Slovakya, bu kararı ile herkesçe saygı duyulan AB standartlarına ve Avrupa Konseyi’nin azınlık dillerinin kullanımının genişletilmesini amaçlayan tavsiyelerine aykırı bir tavır sergilemektedir” demiştir.
İki AB üyesi ülke arasında azınlık dilleri konusunda yaşanan gerginlik, AB’nin ortak bir üst kimlik yaratma arayışlarının ciddi anlamda sorgulanmasına yol açmaktadır. Bir taraftan Avrupalı kimliğine vurgu yapılıp, sınırlar kaldırılmaya çalışılırken, diğer taraftan Slovakya örneğine benzer durumların yaşanması, AB’nin ne zaman tam bir birlik duygusu ile hareket edebileceği sorusunu gündeme getirmektedir. Avrupalı kimliğinin her fırsatta herhangi bir dini ya da etnik referansa dayanmadığı ve aksine çok kültürlülük, çok dillilik prensiplerine dayalı bir üst kimlik olduğunu savunan AB’nin bu konuda Slovakya’ya yönelik yaptırımları yakından izlenmeye değerdir.
İlerleyen dönemde AB’nin Slovakya konusundaki tavrı tam üyelik müzakereleri sürecinde olan Türkiye ve Hırvatistan için oldukça belirleyici ve önemli olacaktır. Bilindiği gibi AB bünyesinde azınlıklar konusunda atılan en önemli adımlardan biri Haziran 1993 tarihinde yürürlüğe giren ve üyelik için yerine getirilmesi şart koşulan Kopenhag Siyasi Kriterleridir. Birlik, 22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi ile tam üyelik müzakerelerine başlanabilmesi için, aday ülkelerin azınlıklara ilişkin her türlü ayrımcılığın önlenmesi ve azınlık haklarına saygılı hukuk devleti olma koşullarını yerine getirmiş olmaları gereği bildirilmiştir. Bu bağlamda, Slovakya’nın Kopenhag Kriterlerini hiçe sayan tavrı, AB bünyesinde temel değerlerin ne kadar içselleştirildiği ve yaygınlaştırıldığı sorusunu gündeme getirmektedir. Halen tam üyelik müzakereleri devam eden Türkiye ve Hırvatistan’ın da bu gelişmeleri göz önünde bulunduracağı şüphesizdir.
(Fulya Gökcan, 7 Eylül 2009)
“Hungary Seeking UN Support Over Slovakia Language Law” Kaynak :
http://www.nasdaq.com. erişim tarihi: 11.08.09