Bundan sonra hem AB hem de AİHS’ni uygulamakla görevli olan Avrupa İnsan hakları Mahkemesi (AİHM) açısından bazı hususların netleştirilmesi gerekecektir. Bu çerçevede, AB ile Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komitesi arasında Haziran 2010’da müzakereler başlatılmıştır. Yaklaşık 1 yıl sürmesi beklenen müzakere sürecinde cevaplanması gereken temel soru şudur: “AB hukukundan doğan ya da AB hukukunu da kısmen ilgilendiren hak ihlali iddialarında Strazburg’da sanık sandalyesine kim oturacaktır? AB mi? İhlalin meydana geldiği AB üyesi ülke mi? Her ikisi de mi?”
Örneğin AB üyesi bir ülke, AB mevzuatından kaynaklanan ve üye ülkeye hiç bir takdir hakkı vermeyen bir yükümlülüğü yerine getirirken meydana gelebilecek hak ihlallerinde, AB ve üye devlet arasında sorumluluk nasıl paylaştırılacaktır? Ya da AB üyesi ülkelerin onayıyla yürürlüğe giren AB’nin birincil normlarından doğabilecek insan hakları ihlallerinde AB ne kadar sorumlu tutulmalıdır?
Bu noktada, AB mevzuatını yorumlamakla yetkili olan AB Adalet Divanı’nın bir rolü olacak mıdır? Belirli bir olayda kişisel başvuruların kime karşı yapılması gerektiğine ilişkin aydınlatıcı bir bilgi, başvuru yapana önceden verilecek midir? AB yargıçları AİHM’de nasıl bir usulle görev alacaktır? Avrupa Konseyi (AK) üyesi olmayan AB’nin, AK Bakanlar Konseyi toplantılarına katılması mümkün müdür?
Başlatılan bu müzakerelerin sonunda, tüm bu sorulara mümkün olan en net cevapların verilmiş olması gerekmektedir. 2011 Haziran’ında bitirilmesi planlanan bu süreçten sonra asıl önemli aşama başlayacaktır. AB ile AK uzmanlarının üzerinde uzlaştığı onay anlaşması, 47 ülke ve AB Parlamentosunun onayına sunulacaktır.
[1] Dolayısıyla AİHS’ne taraf her bir Avrupa Konseyi üyesinin AB’nin Sözleşmeye taraf olmasında söz hakkı bulunmaktadır.
Bu noktada AB üyesi 27 ülkeyi bir kenara koyarsak geriye kalan ülkelerin tavrı önem taşımaktadır. Özellikle Rusya’nın AB’nin Sözleşmeye taraf olmasına nasıl bakacağı merak konusudur. Rusya, Avrupa Konseyi’nde etkili olan ülkelerden birisidir. Diğer taraftan AİHM’le de başı derttedir.
2009 yılı sonu itibariyle AİHM’in önünde sonuçlanmayı bekleyen yaklaşık 120 bin davanın yaklaşık yüzde 30’u (33.568 dava) Rusya’ya karşı açılmıştır. Bu bakımdan Rusya Federasyonu açık ara öndedir. Dava sayısı bakımından Rusya’ya en yakın ülkeler Türkiye, Ukrayna ve Romanya’dır. Bu üç ülkeyi ilgilendiren davaların toplamı dahi Rusya karşı açılan dava sayısına ulaşamamaktadır.
[2] AİHM’le arası iyi olmayan hatta AİHM’i anti-Rus olmakla eleştiren bir Rusya’nın AB’nin AİHS’ne taraf olunması sürecinde bunu bir pazarlık konusu etme ihtimali gözardı edilmemelidir.
Rusya’dan sonra aleyhinde en fazla karar verilen ülkelerden birisi olan Türkiye’nin bu süreçte nasıl bir pozisyon alacağı da henüz netlik kazanmamıştır.
Avrupa Birliği açısından baktığımızda, ilk defa uluslararası bir örgütün insan hakları sözleşmesine taraf olması söz konusudur. AB’nin kurumsal anlamda temel insan hakları bağlamında dışarıdan bir yargı denetimine tabii tutulması, insan haklarının gelişmesi açısından olumlu görülmektedir. Diğer taraftan bu gelişme, AB’nin Ab üyesi ülkelerden bağımsız olarak hukuki kişiliğinin güçlenmesine de vesile olacaktır.
Bu aslında birçok ilki de beraberinde getirecektir. AB için bundan sonraki adım AK’nin Sosyal Şartına ya da AK çatısı altında bulunan ve insan haklarını ilgilendiren diğer Sözleşmelere de taraf olması ihtimalini ortaya çıkacaktır. Bir uluslararası örgüt açısından yaşanma ihtimali yüksek olan bu ilk, belki de diğer uluslararası örgütleri de bu yönde etkileyecektir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1]http://euobserver.com/9/29711
[2]http://www.echr.coe.int/NR/rdonlyres/C25277F5-BCAE-4401-BC9B-F58D015E4D54/0/Annual_Report_2009_versionProv.pdf