Başta ABD, Fransa ve BM Genel Sekreteri olmak üzere, Gbagbo’yu devlet başkanı olarak tanımadıklarını açıklarken; Rusya, Çin ve Güney Afrika Gbagbo’nun devlet başkanı olduğunu, BM temsilcilerinin seçim sonuçlarına müdahil olmamasını; aksi takdirde ülkenin siyasi tarihinde yaşanan iç savaşın tekrarlanabileceği uyarısında bulundular.
Fildişi Sahili, 2002-2003 yılları arasında kanlı bir iç savaş yaşadı. Kuzeyde Müslümanların çoğunlukta olduğu “Yeni Güçler” ile Hıristiyanların çoğunlukta olduğu Güney bölgesindeki sosyalist ve milliyetçi Halk Cephesi arasında meydana gelen iç savaşta binlerce insanın öldüğü ve sakat kaldığı bir çatışma yaşandı. Kuzeyli isyancılar ile ordu arasında barış, 2003’de “Birlik hükümeti” kurulma sözü verilmesiyle sağlandı. Fakat Gbagbo sözünü hiç tutmadı, seçimleri sürekli erteledi ve dikta rejimini Rusya’dan aldığı silahlarla kuvvetlendirdi. Uluslararası baskıya fazla dayanamayıp, 2008’de serbest seçimlerin yapılacağını ilan ederek isyancı lider Alasanne Quattara’nın da devlet başkanlığı için aday olabileceğini açıkladı.
IMF ve ECOWAS’ta (Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu) üst düzey yöneticiliklerde bulunan Müslüman kökenli Quattara, ABD ve Avrupalıların yakından tanıdığı bir isim olmakla birlikte son on yılda devlet başkanına karşı mücadelenin en ön saflarında yer alan, batı tipi yeni bir politikacı olarak karşımıza çıkmakta. Kuzeyli bir politikacı olduğu için, bu bölgede iç savaşın en fazla sıkıntısını çekmiş Müslüman toplumun isteklerini göz ardı etmeyen bir seçim propagandası yürüten Quattara, Gbagbo’nun beş sene önce kapattığı kapattığı Kuran okullarının tekrar açılacağını, Müslümanların dini kıyafetler giyebileceğini ve bürokrasi ve orduda, Fildişi Sahili’nde çoğunluğu oluşturan Müslümanlara daha fazla yer verileceğini belirtti. Müslümanların ve diğer muhalefet güçlerinin desteğini alan Quattara, seçimlerin ikinci turunda yüzde 54’ün üzerinde oy alarak seçimleri kazandı. Fakat eski Devlet Başkanı resmi seçim sonuçları açıklandıktan bir saat sonra, 2 Aralık’ta devlet başkanlığı sarayında açıklama yaparak sonuçların iptal edilmesi için Anayasa Komisyonuna başvurdu. Anayasa Komisyonu da kırsaldaki kuzey bölgelerinde seçime hile karıştırıldığını ve Quattara’nın zaferinin iptal edildiğini açıklayarak eski devlet başkanı Gbagbo’nun seçimin galibi olduğunu ilan etti. Önce Gbagbo yemin ederek devlet başkanının kendisi olduğunu iddia etti, sonra da Quattara yemin ederek devlet başkanının kendisi olduğunu ve Gbagbo’nun başkanlığının yasal olmadığını açıkladı.
Fildişi Sahili seçim sonuçlarının açıklanması ile ikiye bölünmüş durumda. Biri ekonomik başkent Abidjan ve diğeri resmi başkent Yamoussoukra’da olmak üzere iki devlet başkanı bulunuyor. Küresel güçler de ikiye ayrılmış gözüküyor; ABD, Fransa, İngiltere ve Gana Quattara’nın devlet başkanlığını tanırken, Rusya, Çin ve şartlı olarak Güney Afrika Cumhuriyeti Gbagbo’nun devlet başkanlığını tanıyacaklarını açıkladılar.
İç Savaş Çıkabilir
Eski Güney Afrika Devlet Başkanı Thabo Mbeki, Afrika Birliği temsilcisi olarak taraflar arasında arabulucu olmak için Fildişi Sahili’ne gönderildi. Mbeki ziyaret sonrasında yaptığı açıklamada taraflar arasında uzlaşmanın gerçekleşmesi için mesafe alındığını söylese de, pek inandırıcı gözükmüyor. Çünkü Mbeki’nin çantasındaki uzlaşma formülü, güç paylaşımını içeren Zimbabwe planıydı. Zimbabwe Devlet Başkanı Robert Mugabe, batılıların desteklemediği bir lider olmasına rağmen seçimleri kazanan liderdi. Gbagbo ise seçimleri kazanan bir lider olmaktan ziyade, ordu ve anayasal komisyonun desteğiyle kendini devlet başkanı olarak ilan eden bir lider. Dolayısıyla siyasi meşruluğu zayıf. Diğer taraftan Zimbabwe’de etnik ve dini bir bölünme söz konusu değilken, Fildişi Sahili için etnik ve dini farklılıklar siyaseti belirliyor. Kuzeydeki isyancıların 2007’de silahlarını bırakmalarının ön şartı serbest seçimlerin yapılabilmesiydi. Yüzde 54 oy almış Quattara’nın devlet başkanlığını önlemek, bir darbe anlamına gelmekte ve ülkenin kaosa sürüklenmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Kuzeyliler ifade ve düşünce özgürlüklerini elde etmek, kendi bölgelerinde çıkan petrol ve doğalgazdan yeterli payı almak için tekrar silaha sarılmayı seçebilirler. Son iki günde 20 kişinin öldüğü kuzey şehirlerinde meydana gelen gösteriler ve ordunun göstericilere sert müdahalesi iç savaş olasılığını güçlendirmektedir.
Siyasi Krizin Arkasında Küresel Çekişme Var
ABD ve Fransa, Quattara’ya desteklerini esirgemeyerek, ülkenin liberalleşmesi ve demokrasiye geçmesi için her türlü yardımda bulunacaklarını seçimlerden önce defalarca açıkladılar. Gbagbo’nun Fransız ve ABD aleyhtarı politikaları, geçen Temmuz’da Uluslararası Ceza Mahkemesi savcı vekilinin Gbagbo’nun iç savaştan sorumlu tutulabileceği ve hakkında tutuklama kararı çıkartılabileceğini söylemesi, Batı’nın Gbagbo’yu gözden çıkardığını gösteriyor. Gbagbo’nun batıya rağmen iktidarını sürdürmesi zor görünmekle birlikte, güneyli Hıristiyanların desteğini alması ve ordu üzerindeki nüfuzu onun iktidarı kolay terk etmeyeceğinin işaretini vermekte.
ABD ve Fransa’nın Fildişi Sahili’ne ilgi duymasının yalnızca liberal ve demokratik değerlere önem vermelerinden kaynaklanmadığını belirtmek gerekiyor. Sorunun temelinde ekonomik rekabet yatıyor. Gbagbo, son on yıllık iktidarında Çin, Rusya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerle ilişkilerini geliştirirken özellikle Fransa’ya ticari kota uyguladı. 2005’de isyancılara destek verdiği gerekçesi ile kakao üretimi ve ticaretini elinde bulunduran Fransız şirketlere el koyarak, Fransızların pazar payını yüzde 97’lerden yüzde 11’lere düşürdü. Rusya ile ilişkilerini güçlendirerek küresel rekabette Rusya’nın batı Afrika sahillerine gelmesinin yolunu açtı. Hatta Gana merkezli Accra Daily Mail gazetesi, bir sene önce Fildişi Sahili’nin, Rusya ile nükleer silah satışını içeren antlaşmalar yaptığını iddia ederek füzelerin Nijerya ve Gana’ya karşı konuşlandırıldığı iddiasında bulundu. Rusya’nın Fildişi Sahili’ni Afrika’ya açılmak için önemli bir transit ülke olarak gördüğü muhakkak. Ekvator Ginesi, Gine Bisav ve Benin ile temasını Gbagbo üzerinden yürütmek isteyen Rusya, Batı Afrika ile ekonomik ve siyasi bağlantılarını artırmak için yoğun çaba harcıyor. 2008’de doğalgaz ve petrol arama ve işletme imtiyazını Çinlilere vererek Hindistan ile tarım ve sulama havzalarının karşılıklı geliştirilmesine yönelik bir dizi antlaşma yapıldı. Quattara, bu antlaşmaların halkın refahı için yapılmadığını, batılı ülkelerle ilişkilerlin zedelendiğini, sadece güneylilerin çıkarları için yapılmış bu antlaşmaların uygulanabilirliğinin imkansız olduğunu seçimlerden önce Africa Review dergisine verdiği mülakatta açıkladı. Elbette, milyar dolarlık bu antlaşmaların yeni devlet başkanı tarafından onaylanıp onaylanmaması yalnız Fildişi Sahili’ni ilgilendiren bir konu olmayacaktır. Küresel aktörlerin çekişmesi Moskova, Washington, Paris ve Pekin’de daha fazla hissedilecektir.
Batı Afrika’da politik hayat küresel aktörler tarafından yeniden şekillendirilmek istenmektedir. Artık yeni Batı Afrika’da soğuk savaş döneminde kalmış liderlere yer yok. ABD, liderlere bağlı bir politika yerine ABD ile daima müttefik kalacak siyasal yönetimler tercih ediyor. Gana’da başarılı olan ABD, bu politikasını diğer batı Afrika ülkelerine de genişletmek istemekte. Fakat burada asıl üzerinde durulması gereken şey ABD, Fransa ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un aynı tarafta birleşmeleridir. ABD ve Fransa’nın, Rusya ile Çin’e karşı ittifak yapması Fransa’nın geleneksel Afrika politikasından uzaklaşmaya başladığını, özellikle Çin ile rekabette bu iki ülke arasındaki ilişkinin sadece politik düzeyle sınırlı kalmayacağını aynı zamanda ekonomik ve askeri işbirliğine dayalı olacağını da gösteriyor.
Geçen Cuma’ya kadar zihinlerde yalnızca küçük bir Afrika ülkesi olarak yer işgal eden Fildişi Sahili, son üç günde Reuters, AP, AFP gibi küresel ajansların hakkında en fazla haber geçtiği ülke oldu. WikiLeaks çılgınlığının yaşandığı şu dönemde Fildişi Sahili’nin gündeme gelmesi taşların yerinden oynatıldığını göstermiyor mu? Umarız ki bu siyasi kriz ve küresel çekişme, özgür bir ülkede müreffeh bir hayat arzulayan Fildişi halkı için sancılı bir dönemin başlangıcı olmasın…
(İbrahim Tığlı, Afrika Uzmanı)