ABD’de başlayan ve “kelebek etkisi” ile AB üzerine “karabasan” gibi çöken küresel malî kriz, bu sefer de “domino etkisi” ile Yunanistan ve İrlanda’yı müteakiben Portekiz, İspanya, İtalya ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni (Türkiye’deki resmî söylenişiyle Kıbrıs Rum Kesimi) vurmasından korkulmaktadır. İrlanda AB ve IMF’nin yardımını uzun süre geri çevirse de, sonunda krizin üstesinden tek başına gelemeyeceğini anlayarak ekonomik yardım alacağını açıkladı.
AB üyelerinden Yunanistan, ekonomik krizin siyasal ve sosyal yansımaları ile derinleşmesinin ardından AB ve IMF’nin desteğinde üç yıl süreli ve 110 milyar € tutarındaki bir yardım paketini kabul etti. AB ve IMF’nin Yunanistan’dan sonra İrlanda için hazırlayacağı yardım paketinin miktarının 85 milyar €’yu bulabileceği tahmin edilirken İrlanda Hükümeti kemer sıkma politikaları çerçevesinde önümüzdeki dört yılda 10 milyarlık bölümü harcama kesintileri, beş milyarı da vergi artırımları olmak üzere toplam 15 milyar € tutarında tasarruf hedeflemektedir. Başbakan Brian Cowen, Maliye Bakanı Brian Lenihan ve Çevre Bakanı John Gormley ile kamuoyuna duyurdukları tasarruf planın ayrıntılarına göre; İrlanda 2014’e kadar işsizlik maaşı ve çocuk yardımı gibi sosyal yardım harcamalarından 2.8 milyar € ve sağlık harcamalarından da 1.4 milyar € tutarında kesintiye gitmeyi öngörmektedir. Dört yıllık tasarruf planının %40’nın ilk yıl gerçekleştirilmesi beklenildiği göz önüne alındığında İrlanda Sendikalar Konfederasyonu’nun (ICTU) öncülük ettiği ve Cumartesi yapılması planlanan yürüyüş ve gösterilere hükümetin ekonomi politikalarını protesto etmek üzere başta öğrenci dernekleri ve sendikalar olmak üzere neden on binlerce kişinin hazırlandığını anlamak mümkün olmaktadır. İrlanda Hükümetinin açıkladığı tasarruf planına göre; işe yeni başlayan kamu personeli maaşlarını %10 kesintiyle alacak ve emekli aylıkları da ortalama %4 oranında düşecek. Plan, gelirleri bu şekilde budarken Katma Değer Vergisi (KDV) standart oranının dört yılda tedricen %21’den %23’e yükseltilmesini öngörmektedir. Asgari ücreti dahi düşüren plan, “kırmızıçizgi” kabul edilen %12,5 oranındaki kurumlar vergisinin oranına dokunmamaktadır. Plan, Türkiye’de oldukça alışık olduğumuz ifadeyle dar gelirliyi daha fazla kemer sıkmaya iterken kurumlar vergisine dokunmayarak zengini daha zengin kılan fakiri iyice fakirleştiren yönelişiyle toplumsal barışı ve sosyal dokuyu da fazlasıyla zedelemektedir.
İrlanda’yı böylesine krizin ortasına iten nedenlerin başında, krizin derinleşmesinde selefi olan ülkelerdeki gibi emlak piyasasında yaşanan hızlı değer kayıpları ile kamu sektöründe yoğun bir biçimde alınan tasarruf tedbirlerinin piyasalarda doğurduğu panik havası eşliğinde durmadan artan işten çıkarmaların yaşanmasıdır. Küresel malî krizin de ABD’de de subprime mortgage fonlarda başlayarak başta sigorta ve bankacılık sektörlerini derinden etkileyen bir “emlak krizi” olarak ortaya çıkmış olması, İrlanda’nın içine düştüğü ekonomik darboğazı daha iyi kavramamıza yardımcı olmaktadır. Münih’te yayımlanan Süddeutsche Zeitung gazetesindeki bir haberde İrlanda’nın içinden geçmekte olduğu ekonomik krizi “hayalet mülkler, yıkılmış hayatlar: İrlanda krizinin insanî maliyeti” satırlarıyla duyurmuştur. 4.5 milyon nüfuslu İrlanda’da hiç kimsenin yaşamadığı 300 bin konutun inşa edilmiş olması şimdilerde ekonomik buhranın “günah keçisi” haline gelmiştir. Halbuki, 1990’lardan itibaren ülkenin artan refahının hep de artarak süreceğine dair inancın tetiklediği emlak fiyatlarındaki astronomik artış ile şekillenen spekülatif ve manipülatif bir emlak piyasasının oluşması, küresel malî krizin ABD ve İngiltere’deki yansımaları ile doğrudan ilintilidir. Hatta bu durum, 1997’de Tayland’da Thai Bahtı’nın devalüe edilmesiyle başlayan Uzak Asya’daki ekonomik krizin altyapısında da başta Tayland olmak üzere emlak fiyatlarının şişirilerek bankalardan sorumsuzca çekilen kredilerin geri ödenememesini hatırlatmaktadır. Modern ekonomik kriz tarihindeki bir çok örnekte gördüğümüz üzere birer “saadet zinciri”ne dönüşen spekülatif piyasalar inişe geçtikten sonra yatırımcıları için “felaket tellalı” haline gelmektedir. Yatırımların durduğu bütün ülkelerde olduğu gibi ekonomik krizlerin hem nedeni hem de en vahim sonuçlarından %13 civarındaki işsizlik, İrlanda’nın bir başka kâbusuna dönüşürken bu oran genç nüfusta %30’a ulaşmış durumdadır. Bu bakımdan, AB’nin yardımı ve açıkladığı tasarruf tedbirleri işe yaramaması durumunda İrlanda’daki hükümetin bir sonraki seçimleri kaybedeceğini hatta seçimleri göremeyeceğini tahmin etmek için kahin ya da stratejist olmaya bile gerek yok.
AB ve IMF yardımlarına ek olarak İrlanda’ya komşusu İngiltere de yaklaşık yedi milyar Sterlin (£) tutarında yardım göndereceğini açıklamıştır. Kendisi de ekonomik olarak oldukça zor bir dönemden geçen ve yavaş yavaş toparlanan İngiltere, hiç şüphesiz bu yardımı İrlanda’daki borç sorununun “bulaşıcı” olmasından ve komşusundaki ekonomik krizin kendisine göç ve asayiş sorunları olarak yansıyacağı endişesiyle yapmaktadır. Bugün için İrlanda, İngiltere’nin yiyecek ve içecek sektöründe birinci, genelde ise beşinci ihraç pazarı iken 62 İrlanda şirketi de Londra Borsasına kote durumdadır. İrlanda’daki her bireyin yılda ortalama 3 bin 600 £’i İngiliz ürünlerine harcadığı göz önüne alınırsa, İngiltere’nin “sözkonusu İrlanda ise gerisi teferruattır” teyakkuzunu ve İrlanda’nın AB-IMF destekli yardımı kabul edeceğini açıklamasının ardından hemen harekete geçmesini anlayabiliriz.
ABD’de ortaya çıkan ve “küresel malî kriz” olarak adlandırdığımız buhranın Avrupa’ya sıçraması ve burayı mesken tutarak derinleşmesiyle genelde AB’nin özelde de €’nun geleceği de tartışılmaya başlandı. Bu zamana kadar € büyük ölçüde gücünü Alman ekonomisinden alırken Alman vatandaşları da €’nun çöküşünü engellemek için çeşitli vesilelerle büyük fedakârlıklarda bulundular. Ancak artık Alman vatandaşları ödedikleri yüksek vergilerin, kendileriyle kıyaslandığında oldukça düşük vergi ödeyen ve AB’nin sağladığı refah olanaklarını suiistimal eden başta Yunanistan olmak üzere diğer ülkelere “yardım” veya “destek” adı altında “peşkeş” çekilmesine yüksek sesle karşı çıkmaktadırlar. Şansölye Angela Merkel’in “Euronun durumu zor” açıklaması, AB yetkililerince şiddetle kınanırken akıllara Almanya € bölgesinden çıkıyor mu? sorusunu getirmiştir. AB, ekonomik sorunlar derinleştikçe üye devletlerin ulusal güven bunalımları ile bölgesel ve küresel düzeyde başa çıkmak için daha fazla mesai harcamakta ve AB’nin özellikle siyasal anlamda küresel bir aktör olması daha da zora girmektedir.
AB’nin €’yu kurtarmak için kurduğu Avrupa Malî İstikrar Fonu’nun (EFSF) kasasındaki üçte birini IMF’nin ve geri kalanının AB tarafından karşılandığı 750 milyar €, AB’nin dinamosu Almanya’nın bütçesinin iki katından daha fazla bir miktardır. Yunanistan’daki ekonomik krizin bir benzerinin diğer AB üyesi ülkelerde de gerçekleşmesi durumunda EFSF’nin devreye girmesiyle AB ekonomik istikrarının korunması umulmaktadır. İrlanda -Yunanistan’dan sonra- EFSF’den para alan ikinci ülke olurken başta Avrupa piyasaları -başta saydığımız- diğerlerinin de sırada olduğu haberleri ile çalkalanmaya başlaması zaten Sarı Deniz’de Kuzey ve Güney Kore arasında savaş naraları ile başlayan güvensizlik homurtularını daha da rahatsız olunan gürültülere çevirmekten başka bir işe yaramadı. Küresel malî kriz Avrupa’yı teğet geçmezken yükselen ırkçılık ve Islamphobia olarak yüzeye çıkan siyasal ve sosyal buhranlara kapının aralandığı ortadadır.
(Doç. Dr. Murat ÇEMREK, SDE Uzmanı - Amine YAZICI, SDE Asistanı)