Sözleşme’ye taraf olmayan 37 ülke içerisinde ise ABD, Çin, Rusya, Hindistan, Pakistan, Myanmar, Suriye, İran, İsrail, Libya, Mısır ve Suudi Arabistan bulunmaktadır.
Sözleşmeye taraf olan devletler anti-personel mayınları üretmeyi, depolamayı, transferini derhal durdurmak zorundadır. Ayrıca, depolarında bulunan tüm anti-personel kara mayınlarını 4 yıl içinde imha etmek ve mayınlı arazilerini 10 yıl içinde temizlemekle mükelleftir.
Batı dünyasından Sözleşmeye onay vermeyen iki ülke bulunmaktadır. Bunlar ABD ve Finlandiya’dır. Finlandiya 2012 yılında Ottava Sözleşmesi’ne taraf olacağını ilan etmiştir. Kara mayınlarını elinde tutmasının temel sebebi Rusya’dan gelebilecek bir saldırı durumunda uzun kara sınırını az maliyetle koruyabilmektir.
ABD’nin durumuna baktığımızda ise, Sözleşme imzaya açıldığı sırada ABD başkanı olan Bill Clinton 2006 yılında ülkesinin sözleşmenin amaçlarıyla tam uyumlu hale geleceği taahhüdünde bulunmasına rağmen kendisinden sonra Başkanlık koltuğuna oturan Bush bu taahhüdü yerine getirmemiş ve 2001 Irak işgali sırasında kara mayınlarının kullanılmasına onay vermiştir.
‘Nükleer silahsız bir dünya hayal ediyorum’ demesinin ardından Nobel Barış ödülünü alan Barak Obama döneminde ise ABD’nin bu konuda daha olumlu bir yaklaşım geliştirmesi beklenmektedir. Ancak 2010 yılı içerisinde bu beklentiye ters düşen gelişmeler olmuştur. İnsan Hakları İzleme Örgütü (
Human Rights Watch) ABD’yi Ottava Sözleşmesi’ne taraf olmaya çağırmıştır. Anti-personel kara mayınlarının dünya çapında yasaklaması amacıyla kurulu bulunan Uluslararası Girişim tarafından her yıl hazırlanan ‘Kara Mayınları İzleme Raporu’nun açıklanmasına denk gelen bu çağrıya, dünyadaki en büyük silah üreticisi ve ihracatçısı ABD’den ise olumlu bir cevap gelmemiştir. Geçen Kasım ayında Beyaz Saray, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, bu Sözleşmeyi imzalamaları halinde ulusal güvenliklerinin zarar göreceğini belirtmiştir.
Bu yıl on ikincisi yayınlanan ‘Kara Mayınları İzleme Raporu’nda, Türkiye’yi de ilgilendiren önemli tespitler bulunmaktadır. Bunlara kısaca değinmeden önce Sözleşme’nin hangi tür özellikteki mayınları kapsadığını birkaç cümleyle açıklamak gerekir.
Anti-personel kara mayınları, insanları öldürmek ya da yaramak amacıyla dizayn edilen mekanizmalardır. Mayınların vurucu gücünü, içerisinde bulunan patlayıcı madde ve parça tesiri yapan şarapneller vermektedir. Parça tesirini artırmak amacıyla, topraktan bir metre kadar yükseldikten sonra patlayan ve böylece parça tesirini maksimumda tutan mayınlar da bulunmaktadır. Anti-personel kara mayınları sadece sivil kayıplara sebep olmamakta aynı zamanda ülkenin, bölgede gerçekleştireceği sosyo-ekonomik kalkınma projelerine de engel teşkil etmektedir.
Anti-personel mayınlar ekseriyetle, sorun yaşanan komşu ülke sınır bölgesine yerleştirilmektedir. Örneğin İsrail’de, ABD’nin tahminlerine göre, Lübnan, Ürdün, Suriye sınırına, 1967 yılında işgal ettiği topraklara ve Golan tepelerine yerleştirilmiş olan toplam 260 bin kara mayını bulunmaktadır.
[1] Golan tepelerinde oyun oynayan 11 yaşındaki bir İsrailli çocuğun mayın patlaması nedeniyle ayaklarını kaybetmesi, kara mayınlarının kullanımının ülkede tartışmasına yol açmış ancak herhangi bir karar çıkmamıştır.
Toprağın altına gömülen ve yıllarca bu halde kalabilen mayınların üstüne yapılacak fiziki bir basınç örneğin birisinin mayına basması mayını harekete geçirmektedir. Bunların diğer patlayıcılardan ya da bombalardan farkı ise, bu patlayıcıların bir başkası tarafından değil bizzat kurbanın kendisi tarafından harekete geçirilmesidir. Dolayısıyla anti-personel mayınların spesifik bir hedefi değil bulunmamakta, siviller de dahil herkes mayın kurbanı olabilmektedir.
Uzaktan kontrol edilerek patlatılan mayınlar, hedef odaklı olmaları nedeniyle bu tanımın dışında tutulmuştur. Yine Sözleşme dışında tutulan bir diğer mayın ise anti-tank mayınlardır. Daha fazla paylayıcı maddeyi ihtiva eden bu mayınların harekete geçmesi için gömülü olduğu yere bir insanın yapabileceğinden daha fazla basınç gerekmektedir.
Kara Mayınları İzleme Raporu’nun 2009 ve 2010 yılı tespit ve değerlendirmeleri, dünya üzerinde anti-personel mayın kullanım oranının ve bu mayınlardan dolayı ölen ve yaralanan insan sayısının tarihinin en az seviyesine gerilediğini göstermektedir.
Son iki yıl içerisinde sadece bir devlet, anti-personel mayın yerleştirmeye devam etmiş ve 6 ülkede devlet dışı silahlı gruplar bu tür mayınları kullanmayı sürdürmüştür. Bu devlet, Güneydoğu Asya’da uzun süredir askeri bir diktatörlük altında yaşayan ve Kasım ayında 20 yıl aradan sonra ilk defa genel seçimlerin yaşandığı Myanmar’dan başkası değildir. İlk defa Rusya bu tür bir mühimmatı aktif olarak kullanan ülkeler arasında sayılmamıştır.
[2]
Devlet dışı silahlı grupların bu mayınları kullandıkları ülkeler ise Afganistan, Kolombiya, Hindistan, Myanmar, Pakistan ve Yemen’dir. Bunların arasında PKK terör örgütünün sayılmaması dikkat çekicidir. PKK’nın son yıllarda Güneydoğu’da mayınlı saldırılar gerçekleştirdiği bilinmektedir. Ancak bu saldırıların Sözleşme’nin kapsamına giren anti-personel kara mayınları kullanılarak mı yoksa hedef odaklı uzaktan patlatılan mayınlarla mı gerçekleştirildiğine dair açıklayıcı bir bilgi ne raporda ne de ilgili ulusal kurumların açıklamalarında mevcut değildir.
Anti-personel mayın üreten 12 devletten 3’ü (Myanmar, Pakistan ve Hindistan) bu üretimi aktif olarak 2010 yılında da devam ettirmiştir. Bu tür silahların başka ülkelere transferi ve satışı yasal alan içinde tespit edilememekle birlikte küçük ölçekte de olsa yasadışı silah ticareti kanalları kullanılarak 2010 yılında da devam ettiği raporda belirtilmektedir.
Bugüne kadar 86 ülke elindeki anti-personel mayın stoklarını imha etmiştir. Bu yükümlülüğü henüz yerine getirmemiş toplam 4 ülke mevcuttur. Bu ülkeler, Ukrayna, Beyaz Rusya, Yunanistan ve Türkiye’dir. Türkiye, süresi Sözleşmeye göre 2008 Martı’nda dolan imha işlemini 2010 yılı sonuna kadar tamamlayacağını bildirmiştir. Bunun mümkün olup olmadığı 2010 yılı sonunda belli olacaktır.
Arazilerin mayınlardan arındırılma süreci ise daha yavaş yürümektedir. Bugüne kadar 16 ülke mayınlı arazilerini temizlemiş, 22 ülke ise kendilerine tanınan 10 yıllık süreyi aşmışlar ve ek süre talebinde bulunmuşlardır. Türkiye’nin ise Sözleşmeye göre 2014 Mart’ına kadar mayınlı arazilerini temizlemesi gerekmektedir.
Tüm bu tespitler ışığında şu söylenebilir ki, sivil kayıplara da yol açan anti-personel kara mayınlarının dünya üzerinden tamamen ortadan kaldırılması hedefi, dünyanın gündeminde olmaya devam edecektir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://maic.jmu.edu/JOURNAL/5.3/focus/etengoff_steinberg_israel/etengoff_steinberg.htm
[2] http://www.the-monitor.org/index.php/publications/display?url=lm/2010/es/Major_Findings.html