Ruanda Sorunu ve Katliam
Birleşmiş Milletler raportörü Philip Alston’un bu hafta açıklanan raporunda, Ruandalı silahlı grupların bu yılın Nisan ayında gerçekleştirdiği katliam ortaya çıkarıldı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasında sıklıkla tekrar eden kabile çatışmaları sebebiyle son yılların en kanlı hadiseleri böylece kayda geçirilmiş oldu. Buna göre Ruandalı Tutsi kabilesinin silahlı üyeleri, D. Kongo’nun doğusunda yer alan bir mülteci kampında yaşayan elliden fazla Hutu kökenli sığınmacıyı öldürdü.
Orta ve doğu Afrika’nın önemli bir kısmına yayılmış olan ve birer etnik grubu ifade eden Hutu ve Tutsi kabilelerinin, birbirleriyle olan mücadelelerinde büyük çatışmalar yaşanmış ve 1994 yılında Ruanda katliamı diye bilinen olaylar bu sebeple yaşanmıştır. Esas olarak her iki kabilenin, D. Kongo ve Ruanda devletlerinin sınır bölgelerinde karışık olarak yaşamaları ve çok değerli altın ve elmas rezervlerinin üzerinde bulunmaları, çatışmanın ana sebebidir. Yoğunluğu yüksek olan böylesi bir çatışma, 1998-2003 yıllarında Ruanda, D. Kongo, Angola, Uganda, Namibya ve Zimbabve’nin birbirleriyle savaşmalarına yol açmıştır. 2003 yılından bugüne kadarki süreçte nispeten sakinleşen bölgede savaş suçlularının yargılanması sorunu, bölge devletleri arasında anlaşmazlık konusunu teşkil etmektedir. Devletler arasında ateşkesin sağlanması, sözkonusu kabilelerin silahlı eylemlerine engel olamamıştır. D. Kongo ve Ruanda arasında sıklıkla yasadışı sınır geçişleri yapan kabile güçleri, ilerledikleri bölgelerde hem düşman birliklere hem de sivil halka karşı kanlı eylemler gerçekleştirmektedir. Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne bağlı yaklaşık 17 bin asker, D. Kongo ordusuyla birlikte bu çatışmaları önlemek üzere bölgede görev yapmaktadır. (Tıkla-1) Ancak ülkenin ulaşım altyapısının durumu yüzünden bu koruma faaliyetleri amacına ulaşmamaktadır. Bunun yanında kabilelerin lider kadrolarının halk arasında kolayca silahlı militan kazanabilmesi de barış ortamının tesis edilmesini güçleştirmektedir.
Afrika’nın şimdiye kadarki en büyük kabile çatışmalarına sahne olan bölgenin istikrara kavuşturulması halen mümkün olmamaktadır. Bu bölgeden çıkarılan elmas ve altın madenlerinin dünya arzının önemli bir kısmını karşılıyor olması, bir takım görünmez ellerin dış müdahalelerini gündeme getirmektedir. Çatışmaların devam etmesinin bir taraftan hayli büyük bir ticari kazanca dönüştüğü göz önüne alındığında, kıta devletlerinin iradelerinin bunu çözüme kavuşturmada yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır. Ancak insani boyutuyla bütün dünyanın bilgisi dahilinde olan bu sorunun çözümünde, kıta dışı faktörlerin kilit rol oynayabileceği unutulmamalıdır.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan, 16 Ekim 2009)