ENGLISH
21.05.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Avrupa Savunmasında NATO

27.10.2010 12:17:25

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

II. Dünya savaşından sonra Sovyet yayılmacılığını birincil tehdit olarak gören Batı Avrupa’nın ABD’den başka çalacak kapısı, gidecek yeri bulunmamaktaydı. Böylece ABD, Batı Avrupa’nın askeri ve ekonomik anlamda koruyuculuğu rolünü üstlenmişti. ABD, II. Dünya savaşından hemen sonra Sovyetler Birliği’nin Avrupa’daki genişlemesini engellemek ve dengelemek amacıyla Batı Avrupa ülkelerini ekonomik anlamda desteklerken askeri olarak da bir koruma şemsiyesi oluşturmak üzere Kuzey Atlantik Paktı’nı (NATO) kurmuştur.

 
Böylece ABD askerleri ve silahları NATO ülkelerinde konuşlandırılmaya başlanmış, bu kapsamda Belçika, Almanya, Hollanda, İtalya İngiltere ve Türkiye’deki NATO üslerine ABD’nin nükleer ve balistik silahları yerleştirilmiştir. Sovyetlerin yıkılmasından sonra bu üslerde bulunan atom bombalarının büyük kısmı geri çekilmekle birlikte, halen ABD’nin kontrolünde hatırı sayılır sayıda nükleer bombanın NATO şemsiyesi altında muhafaza edildiği tahmin edilmektedir.[1]
 
ABD’nin NATO aracılığıyla yüklendiği bu hamilik rolünü, yüzyılın en önemli ekonomik ve siyasi bütünleşme projesi olan Avrupa Birliği’nin hayata geçmesinden ve Doğu Blok’unun ortadan kalkmasından sonra da devam ettirmek istemesi, AB içinde çeşitli tartışmalara yol açmaktadır. Buna rağmen, Avrupa Birliği dış tehditlere karşı kendini savunabilme konusunda kendine has ortak bir çözüm bulabilmiş değildir. Bunda hem üye ülkelerin isteksizliği, hem de AB ordusunun teşekkülü için gerekli olan finansmanın büyüklüğü üye ülkeleri frenleyici bir rol oynamaktadır.
 
NATO, Avrupa’daki operasyonel gücünü muhafaza etmekte kararlı görünmektedir. 1999 yılında kamuoyuna açıklanan NATO’nun yeni Stratejik Konseptinde ‘konvansiyonel silahların yanında yeterli sayıda nükleer silahın, barışın korunması ve çatışmaların önlenmesi amacıyla Avrupa’da muhafaza edilmeye devam edeceği’ vurgusu yapılmıştır.[2]
 
Günümüzde NATO, Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya ve Ortadoğu gibi bölgelerde varlığını genişletmek ve kalıcı olarak yerleşmek istemektedir. NATO’nun 1991 öncesi 16 olan üye sayısı şu anda 28’dir. Eski Doğu Bloku ülkelerini de içine alan bu genişleme politikası Moskova’da elbette anti-Rus bir girişim olarak algılanmakta ve ona göre karşı askeri ve politik stratejiler geliştirilmeye çalışılmaktadır.
 
Rusya’yı rahatsız eden bu politikaya şimdi de NATO’ya taşınmak istenen füze savunma kalkanı projesi eklenmiştir.
 
Füze Savunma Kalkanına NATO Şemsiyesi?
 
ABD, son dönemde ikili düzeyde Rusya’yla ciddi sorunlar yaşamasına sebep olan füze kalkanı projesine NATO elbisesi giydirmek için harekete geçmiştir. Geçen yıl Nisan ayında Prag’da düzenlenen AB-ABD Zirvesinde, ABD temsilcilerince ‘Avrupa Füze Savunma Planı’nın dile getirilmesi bunun ilk sinyalini vermiş oldu.
 
ABD Başkanı Obama, Avrupa liderlerine seslendiği Prag Zirvesinde yaptığı konuşmada, füze kalkanıyla ilgili şu değerlendirmeleri yapmaktaydı; İran’ın nükleer ve balistik füze faaliyetleri ABD ve müttefikleri için gerçek bir tehdittir. Çek Cumhuriyeti ve Polonya bu füzelere karşı bir savunma kalkanına ev sahipliği yapma cesaretini göstermiştir. İran tehlikesi devam ettiği müddetçe bu savunma kalkanının genişletilmesine yönelik gayretler devam edecektir. İran tehdidi ortadan kalkarsa Avrupa’da füze kalkanı oluşturulmasının ardındaki itici güç ortadan kalmış olacaktır.[3]
 
Yukarıdaki cümlelerden anlaşılan odur ki, Avrupa füze kalkanı planı sadece ve sadece İran yüzünden hayata geçirilecektir. Ancak bu iddia, soğuk savaş döneminin nükleer silahlanma şampiyonu Moskova’da bu şekilde algılanmamakta; füze kalkanının devreye girmesiyle, Rusya’nın elindeki nükleer ve balistik füze gücünün artık anlamını yitireceği endişesi duyulmaktadır. Füze kalkanına karşı Rusya’nın en üst düzeyde gösterdiği sert tepki de bu endişenin boş olmadığını göstermektedir.
 
Diğer taraftan, İran’ın Avrupa ülkeleri için gerçekten de ciddi bir tehdit olduğunu söylemek ve bunu somut verilere dayandırmak öyle çok kolay değildir. İsrail’in algıladığı bir İran’la, Avrupa’nın ya da Türkiye’nin algıladığı İran arasında ciddi farklar olduğu açıktır.
 
Odağında İsrail’in güvenliği meselesinin bulunduğu İran’la ilgili tartışmalarda gelinen noktada BM Güvenlik Konseyi’nden çıkan üç yaptırım kararını görmekteyiz. Son alınan yaptırım kararı İran’ı ekonomik alanda ve bankacılık sektöründe sıkıştırmaya yöneliktir.
 
Ancak NATO’nun füze kalkanıyla pasif gibi görünse de belli bir ülkeyi hedef alması hem siyasi hem de askeri anlamda ciddi sonuçları olacak bir girişim olarak algılanmaktadır.
 
NATO’nun ortak savunma konseptinde, NATO üyelerinden birisine dışarıdan yapılacak herhangi bir saldırıya karşı ortak tepki verilmesi anlayışı yatmaktadır. Ancak, kurulması planlanan füze savunma kalkanı, NATO üyesi olmayan İsrail’in işine daha çok yarayacak gibi görünmektedir. Bu çerçevede, ‘ABD’nin bugüne kadar İsrail için üstlendiği savunma kalkanı rolünü bundan sonra acaba NATO mu üstlenecektir’ sorusu akla gelmektedir.
 
İsrailli askeri yetkililer NATO bünyesinde bu sistem üzerinde teknik düzeyde çalışan görevliler arasında temasların olduğu bilinmektedir. Kendi ülkesinde ABD yapımı füze savunma sistemine sahip olan İsrail, NATO kapsamında geliştirilmesi planlanan bu ileri sisteme de entegre olmak arzusunda olduğunu gizlememektedir. Böylece, İsrail’in İran’a ya da Suriye’ye yapacağı herhangi bir hava operasyonu sebebiyle bu ülkelerden İsrail’e mukabelede bulunulması da ihtimal dışı kalmış olacaktır.
 
Bahse konu füze savunma sisteminin kritik unsurlarından birisi olan radarların Türkiye ve Bulgaristan’a da konuşlandırılması yönünde ABD’nin ne kadar ısrarcı olacağı henüz bilinmemektedir. Türkiye’nin böyle bir silah sistemine topraklarını açmasının ise, bölge ülkelerine yönelik uyguladığı sıfır problem ve maksimum işbirliği politikasına aykırı düşeceği ise açıktır. Hele ki ABD makamlarınca bu projenin hedefinde İran’ın olduğunun açıklanması ve bir anlamda hadisenin kişiselleştirilmesi, İran’la komşuluk ilişkilerini geliştirmekte olan Türkiye’yi daha da zora sokmaktadır.  
 
Bunların dışında hatırlanması gereken bir olayı da burada anmak da fayda vardır. Soğuk savaşın iki süper gücünü nükleer savaşın eşiğine getiren ve tarihe Küba Füze krizi olarak geçen 1962 tarihli hadise Türkiye’nin yakın geçmişinde yaşadığı önemli krizlerden birisidir. Bu krizde tehlikeli bir satranç oynayan taraflar, karşılıklı ödünler vererek krizi aşmışlardı. ABD’nin verdiği ödünler arasında 1961 yılında Türkiye’ye konuşlandırdığı Jüpiter isimli nükleer füzelerin sökülmesi de vardı. Böylece Türkiye, bu satrançta bir piyon olarak kullanıldığını geç de olsa anlamıştı. Günümüzdeki şartlar, tarafların konumu ve Türkiye’nin oynadığı rol elbette ki önemli bir değişime uğramış durumdadır.
 
Lizbon Zirvesi’ne Doğru
 
Önümüzdeki ay Lizbon’da NATO Zirvesi yapılacaktır. Geçen yıl Prag’da açıklanan Avrupa Füze Savunma Planı, bu sefer NATO toplantısında detaylandırılarak NATO üyesi ülkelerin siyasi onayına sunulacaktır.    
 
ABD’nin benimsediği bu yeni Avrupa Yaklaşımı’yla birlikte NATO üyesi ülkelerin ulusal düzeyde sahip oldukları füze savunma sistemlerinin NATO füze savunma sistemine entegre edilmesi planlanmaktadır. Bu çerçevede, ilk etapta ABD yapımı gelişmiş radar sistemleri, ikna edilen üye ülkelerin topraklarına yerleştirilecek ve daha sonra 2020 yılına kadar bu sistemin vurucu gücü olan füzeler konuşlandırılacaktır. ABD, füze kalkanına ev sahipliği yapmak üzere bugüne kadar
 
Romanya, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’yle çeşitli anlaşmalar imzalamıştır.[4] Zirve’de yine bu konuyu da içeren NATO’nun yeni Stratejik Konsepti ele alınacak ve üye ülkelerin onayına sunulacaktır. Bu kapsamda NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in bu yıl içinde aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı üye ülkelere ziyaretlerde bulunduğunu hatırlamalıyız.
 
Bunun yanında, NATO’nun mali ve organizasyonel açıdan reforma tabii tutulması, Afganistan’da NATO’nun daha fazla rol üstlenmesi ve NATO-AB ilişkilerinin netleştirilmesi gibi konular da Zirve’de tartışılacak önemli meseleler arasındadır. Toplantıya davet edilenler arasında Rusya’yla askeri ve siyasi sorunlar yaşayan Gürcistan da bulunmaktadır. Bu da NATO’nun Gürcistan’a olan ilgisini göstermesi bakımından önemlidir.
 
Medvedev’in Zirveye Katılımı
 
Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev, NATO’dan gelen Zirveye katılma davetini kabul ederek önemli bir adım atmıştır. Tabiî ki bunun en önemli sebebi NATO üyesi ülkelerle ABD’nin füze kalkanı planını yüz yüze tartışmaktır. NATO-Rusya Konseyi Toplantısında Rusya’ya ortak bir füze kalkanı sistemi kurulmasının da teklif edileceği söylenmektedir. Bu konuda Moskova’nın son sözünün ne olacağı henüz netlik kazanmamıştır.
 
(Ömer Ersoy, Araştırmacı) 


[1] http://www.thebulletin.org/web-edition/op-eds/time-to-reconsider-us-nuclear-weapons-europe
[2] Bkz. http://www.nuclearfiles.org/menu/key-issues/nuclear-weapons/issues/nato-nuclear-policies/1990-07-00_new-strategic-concept_nato_int-intro.html
[3] http://www.eu2009.cz/en/news-and-documents/speeches-interviews/remarks-of-president-barack-obama--15705/
[4] http://www.state.gov/t/avc/rls/149360.htm





17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya