Türkiye İlerleme Raporu'nun En Geniş Bölümü
AB Komisyonu 14 Ekim 2009 tarihinde Türkiye İlerleme Raporunu yayınladı. Bildiğiniz gibi rapor Ekim 2008 - Eylül 2009 tarihleri arasında Türkiye'nin AB'ne uyum sürecinde kat ettiği ilerleme ya da gerileme hakkında yıllık bir değerlendirme yapmaktadır. Hatırlanacağı üzere, 1963 yılında Ankara Antlaşmasıyla üyesi olmak için resmen başvurduğumuz AB ile ilişkilerimiz 1999 yılında tanınan aday ülke statüsüyle yeni bir safhaya girmiş ve ardından ilerleme raporlarıyla bu yoldaki çabamız ölçülmeye başlanmıştır. Elbette ki, ilerleme raporları Türkiye’ye has değildir. Türkiye’nin dışında, resmi olarak adaylık statüsüne sahip Hırvatistan ve Makedonya ile potansiyel adaylardan Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Sırbistan ve Kosova hakkında da ilerleme raporları hazırlanmaktadır. İlerleme raporu, ulaşım, sağlık, tarım, enerji, bilim, sanayi, malların serbest dolaşımı, sermayenin serbest dolaşımı, vergi ve enerji gibi toplam 33 başlık altında sağlanan ilerlemeleri incelemektedir.
Bu 33 başlıktan 11’i müzakerelere açılmış durumdadır. Bu süreçte 8 başlığın açılmayacağı ise 2006 yılında AB tarafından ilan edilmiştir. Sebep, 2005 tarihli Ek Protokol’ün, Kıbrıs meselesi yüzünden Türkiye tarafından tam olarak uygulanmaması olarak gösterilmiştir. Aslında, adadaki adil ve ortak bir çözümü beklemeden Kıbrıs Rum Kesimi’ni içine alan AB, bu hareketiyle Türkiye ile müzakere sürecini de bilinçli olarak sorunlu hale getirmiş durumdadır.
Kıbrıs meselesini, müzakere başlıklarına ve AB ile entegrasyona yönelik olumsuz etkisini burada bırakarak 2009 ilerleme raporunda kapsamı ve içeriğiyle dikkati çeken 24. bölüme değinmek istiyorum. “Adalet Özgürlük, Güvenlik” başlığını taşıyan bu bölüm, AB açısından öncelik verilen alanların başında gelmektedir. Bunun en basit göstergesi olarak, geri kalan 32 bölümden daha geniş yer verilmesini gösterebiliriz. AB bu alanda kendi içinde de ilerleme sağlamaya yönelik ciddi bir çaba içindedir. Zira, adalet özgürlük ve güvenlik alanı, AB’ni gerçek anlamda birlikte hareket etmeye iten temel sütunlardan birisidir. Bu alanda üye ülkelerin elbirliğiyle kayda değer mesafe almak isteyen AB, 2004 yılında 5 yıllık Lahey Programını uygulamaya koymuştur. 2009’un sonunda süresi dolacak olan programın belirlediği 10 öncelikte; sınırların kontrolü, yasadışı göç, iltica, vize politikası, ceza adalet sistemi, terörizm ve organize suçlar ağırlık verilen alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. (
Tıkla-1)
AB şu anda Lahey programının yerini alacak olan Stokholm programı üzerindeki çalışmalarını bitirmek üzeredir. 2010’dan itibaren 5 yıllık süreci kapsayacak olan bu programın da benzer önceliklere sahip olacağı ve öncekinden bir adım daha ileriye giderek AB’nin ilk “iç güvenlik stratejisi” olmaya aday olduğu dile getirilmektedir. (
Tıkla-2) Dolayısıyla, AB, bu programla üye ülkelerin ‘adalet özgürlük ve güvenlik’ alanında daha kararlı ve entegre adımlar atmasını istemektedir. Ayrı bir incelemenin konusu olacak olan Stokholm programının, AB ilerleme raporlarına ve ülkemizin güvenlik alanındaki önceliklerine de çeşitli yansımaları olacağı kesindir.
2009 ilerleme raporunun ‘adalet özgürlük ve güvenlik’ bölümüne geniş yer ayırmasıyla bunun ilk sinyali de verilmiş olmaktadır. Rapordaki temel bulgulara ve değerlendirmelere baktığımızda, yasadışı göç konusunda önemli bir transit ve hedef ülke olmaya devam eden Türkiye’nin göç ve iltica konusunda sınırlı bir ilerleme kaydettiği belirtilmektedir. 2008 yılında yasadışı göçmenlerle mücadele kapsamında, 65,737 yasadışı göçmen yakalanırken, 2009 yılının ilk altı ayında bu rakam 15,701’de kalmıştır. İltica başvurusunda bulunanların sayısı ise 2008 yılında (toplam 11.248 kişi) 2007 yılına göre iki kat artmıştır. Bu başvurular sırasıyla Irak (6,877), İran (1,997), Afganistan (1,571) ve Somali (396) uyruklu kişilere aittir. (
Tıkla-3) Dolayısıyla, Türkiye’nin giderek artan ekonomik olanakları ve istikrarı mülteciler nezdinde tercih edilme oranını da yükseltmektedir. Dolayısıyla ülkemizin acilen kalifiye insan gücünü çekecek iltica ve göç politikasına ihtiyacı vardır.
Yasadışı göçle mücadelenin en önemli unsurlarından birisi olan geri kabul anlaşmaları konusunda ise çok bir ilerleme sağlanamamıştır. Zira, göç veren ülkeler kendi bütçelerine yük getireceğinden bu tür anlaşmalara yanaşmamaktadır. Raporda, Türkiye’nin Aralık 2006’da dondurduğu Türkiye-AB geri kabul anlaşması müzakerelerine başlaması ise övülmektedir. Bu anlaşmanın sonuçlandırılmasının AB açısından öncelikli konulardan birisi olduğu vurgulanmaktadır. Ancak on binlerce yasadışı göçmen için transit ülke olan Türkiye’nin kaynak ülkelerle anlaşmaya varamadan hedef bölgeyle böyle bir anlaşma yapması kendisine ciddi bir mali yük getirecektir. Entegre Sınır Yönetimi Ulusal Eylem planının nihai amaçlarından birisi olan sınırların tamamen sivil otorite tarafından kontrol edilmesine yönelik çalışmalara hız verilmesi gerektiği, altı çizilen diğer bir eleştiridir.
Raporda, uluslararası polisiye işbirliğinde önemli adımlar atan Türkiye’nin kişisel verilerin korunmasına yönelik yasal düzenlemeye sahip olmaması nedeniyle özellikle Europol’le operasyonel işbirliği kuramadığı belirtilmektedir. Aslına bakacak olursak, Europol, sahip olduğu bilgi havuzuna, üye ülkelerin sağladığı veri oranında işlevsel ve faydalı bir AB kuruluşudur. Sınıraşan suçlarla mücadelede üye ülkelere bilgi ve analiz desteği veren Europol’ün Türkiye’yle kuracağı adil ve karşılıklı işbirliğinin ise her iki tarafın da yararına olacağı ortadadır.
Polisin suç gelirleriyle mücadele kapasitesinin arttığına vurgu yapan rapor, organize suçlarla mücadele stratejisinin örnek AB uygulamalarıyla uyum içinde güncellenmesi ve eylem planıyla uygulamaya koyulması gerektiğini açıklamaktadır. Türkiye bu konuda ilgili tüm kurumların katıldığı önemli ve bir koordineli bir çalışma yürütmektedir. Biometrik sistemlere büyük önem veren AB’ne göre, Türkiye en kısa sürede, DNA ve parmak izi ulusal bankasını kurmalıdır. İnsan ticaretiyle mücadelede son yıllarda mesafe kaydedildiği belirtilen rapora göre, Uluslar arası Göç Örgütü’nün (IOM) işlettiği 157 ücretsiz acil yardım hattı da artık ilgili resmi kuruluşlara transfer edilmelidir.
Uyuşturucu arzıyla mücadelede önemli başarılara imza atan Türkiye’nin, talebin düşürülmesi konusunda dengeli ve bütüncül bir yaklaşım benimsemesi gerekmektedir. Bu amaçla, Avrupa Uyuşturucu Ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi’nin (EMCDDA) ulusal temas noktası olan TUBİM’in talep azaltımı konusunda nasıl bir rol izlemesi gerektiği ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kurumlarca nasıl bir ilişki geliştirmesi gerektiğine karar verilmelidir.
Adalet, özgürlük ve güvelik alanının bir parçası olması gereken yolsuzlukla mücadele ise İlerleme Raporunda isabetsiz bir şekilde siyasi kriter başlığı altında incelenmektedir. Yolsuzlukla mücadelenin başarılı olması için öncelikle siyasi desteğin, kararlılığın ve inisiyatifin var olması gereğinden hareketle bu başlık altında ele alındığını söyleyebiliriz. Ancak bu konu, Lahey programında organize suçlarla mücadele hedefinin altında öncelik verilen alt başlıklardan birisidir. Organize suç konusu da ilerleme raporunun 24. bölümünün en temel konularından birisidir. Suç gelirleriyle mücadele konusu da 24. bölüm yerine sermayenin serbest dolaşımı başlığı altında incelenmektedir. Her iki konu da kolluk perspektifiyle incelenmesi gereken; kolluk ve diğer ilgili kurumlar arasında yakın işbirliğini gerektiren önemli ve öncelikli alanlardır.
(Ömer Ersoy / Araştırmacı, 19.10.2009)