Türkiye’nin son 10 yıl içerisinde kat ettiği yoldan övgüyle söz edilen raporda, Türkiye’nin artan üretim gücü ve gelişen sanayisi şu cümlelerle anlatılmıştır.“ Türkiye mobilyadan otomobile, çimentodan ayakkabıya, televizyondan DVD oynatıcılarına kadar birçok şeyi üretebiliyor. Bu anlamda Avrupa’nın BRIC ülkesi. Bir diğer deyişle Avrupa’nın Çin’i.” Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle yaptığı ortaklıklar ve anlaşmalar “Müslüman ittifakı” şeklinde yorumlanırken, Avrupa’nın bu durumu dikkatle incelemesi ve Türkiye’nin yön değiştirmesine engel olması gerektiği vurgulanmıştır.
Türkiye’nin AB üyelik sürecinde belli bir süre daha beklemesinin muhtemel olduğunu ancak bunun Türkiye’ye has bir uygulama olmadığı aynı şekilde İngiltere’nin 12, İspanya’nın ise üyelik için 9 yıl beklediği hatırlatması yapılmıştır. Anlaşılan o ki Türkiye’nin ilk başvurusundan bu yana geçen 50 yıllık süreç göz ardı edilerek yapılan bu yorum, Türkiye’nin AB yolculuğunda hiç de İngiltere ve İspanya’yla birlikte değerlendirilecek bir durumu olmadığını göstermektedir. Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başladığı Ekim 2005’den bu yana açılan 35 müzakere başlığından 18’i AB ya da üye ülkeler tarafından dondurulmuştur. Müzakerelerin başlamasından bu yana geçen 5 yıllık süre zarfında belirli aralıklarla yapılan kamuoyu yoklamalarında Türk halkının AB’ye üyelik konusunda gittikçe isteksizleştiği ve bu süreçte üyelik hususunda oyalandığı algısı ortaya çıkmıştır. Raporda Türkiye’nin üyeliği adına atılacak en iyi adımın Kıbrıs sorununun çözümü olduğu ayrıca Türkiye’nin AB üyeliğine karşı muhalif tavrıyla bilinen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Srakozy’nin 2012 seçimlerini kaybetme ihtimalinin yüksek olması Türkiye’nin üyeliği açısından umut verici bir durum olarak yorumlanmıştır.
Raporda Türkiye’nin ekonomik gelişimine oldukça fazla yer verilmiştir. Türkiye, 2009 küresel ekonomik krizden etkilenmiş olsa da bu süreci başarıyla atlatmış ve bu dönem içerisinde diğer AB ülkelerine nazaran çok daha hızlı bir büyümeye imza atmıştır. Ekonomide gerçekleşen bu toparlanma 10 yıl öncesiyle kıyaslandığında Türkiye’nin ne kadar önemli bir mesafe kat ettiğinin göstergesidir. Ayrıca bu kriz döneminin IMF’den fon almadan atlatılması önce ki kriz dönemleriyle kıyaslandığında oldukça önemli bir başarı sayılmaktadır. Türkiye’nin kredi derecelendirme kuruluşlarından “yatırım yapılabilir” seviyede not alması beklenmektedir. Gerçekleşen tüm ilerlemeler Türkiye’nin IMF ve AB olmadan da yoluna devam edebileceği şeklinde yorumlanmış olsa da bu seçeneğin hem AB hem de Türkiye’nin konjonktürü açısında uzun vadede tercih edilmesi halinde çok da olumlu sonuçlar doğurmayacaktır.
Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü üzerinde iktidar tarafından gerçekleştirilen bir baskı olduğu yine raporda yer alan dikkat çekici konulardan biridir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eleştirilere tahammül edemediği ve bu yönünün az da olsa Rusya Başbakanı Vladimir Putin’le benzerlik gösterdiği, Türkiye’de birçok gazetecinin düşündüğünü yazmaktan çekindiği iddia edilmiştir. Türkiye’ye karşı yapılan bu eleştirilerin çok da sağlam temellerinin olduğunu söylemek mümkün değil öyle ki her gün gazetelerde gerek hükümet faaliyetlerine gerekse bizzat Başbakan’ın şahsına yönelik eleştirilerin yer aldığı birçok yazı yayınlanmaktadır.
Türkiye’nin aktif dış politikasından da söz edilen raporda, dış politikada yaşanan değişim ve gelişimin büyük oranda 2009’dan bu yana Dışişleri Bakanı olan Ahmet Davutoğlu’nun gayretiyle gerçekleştiği belirtilmiştir. Davutoğlu’nun dış politikaya geniş bir perspektiften baktığını uzun seneler boyunca batı merkezli yürütülen politikaların yerini bölgesinde ve özellikle Ortadoğu’da etkin/etkili bir siyasete bıraktığı ve bunun da olumlu sonuçlar doğurduğunun altı çizilmiştir. Türkiye’nin öncülük ettiği İşbirliği konseyleri, birçok ülkeyle vizelerin kaldırılması ve devamında serbest ticaret bölgelerinin kurulmasının planlanması dünya ülkeleri tarafından dikkatle takip edilmektedir.
The Economist’in yayınladığı bu rapor bir Türkiye değerlendirmesi olarak okunabilir. Çoğu konuda objektif tutum sergilemeyi başarmış olsa da bazı başlıklar da sübjektif yorumlardan uzak kalmayı başaramamıştır. Genel olarak bakıldığı zaman oldukça saygın olan küresel ölçekli böyle bir derginin Türkiye raporu yayınlaması, ülkede olan bitene bu denli ilgi duyması Türkiye’nin dünya ölçeğinde büyük bir ülke olduğunun göstergesi sayılabilir.
(Amine Yazıcı, SDE Asistanı )