Toplantıda genel olarak şunlar kaydedildi:
“Almanya ile Türkiye arasında çok yoğun, karmaşık ve çok boyutlu ilişki, iki ülkeyi de bir diğeri için özel kılıyor. Bu “imtiyazlı ilişki”, zaman zaman ortaya çıkan sorunlara ve değişen iktidarlara rağmen her iki ülke bakımından da çok yönlü bir biçimde geliştirilme ve derinleştirilme iradesi ile desteklenmektedir. Bugün Türkiye ile Almanya arasındaki çok boyutlu ilişkiler içinde üç ana eksen ön plana çıkmaktadır: Birincisi iki ülke arasındaki siyasi, sosyal ve özellikle de ekonomik “ikili” ilişkiler; ikincisi Türkiye-AB ilişkilerinde Almanya’nın rolü, üçüncüsü ise artık ilk iki ekseni de çok büyük ölçüde etkileyen Almanya’da yaşayan “göçmen” Türklerin varlığıdır. Her üç konu da Almanya’nın hem iç hem de dış politikasının en canlı tartışma alanlarından birisi haline gelmiştir ve önümüzdeki dönemde de karşılıklı olarak bu ilginin devam edeceği konusunda tereddüt bulunmuyor.”
“Türkiye’nin AB başta olmak üzere dış politika hamlelerinde her geçen gün daha önemli bir rol oynadığı gözlenmektedir. Tarihi bağlar ve ilişkiler, ekonomik faaliyetlerdeki yaygınlık, pek çok bölgesel çalışmada partnerlik, siyasi ilişkilerdeki yoğunluk, ekonomideki yakın işbirliği ve kamuoylarının karşılıklı olarak yoğun ilgisi gibi hususlar ilişkilerde son derece önemli rol oynuyor.”
“Türkiye ile Almanya arasında Federal Almanya’nın 23 Mayıs 1949’da kuruluşundan bu yana genelde çok özel, olumlu ve “ayrıcalıklı” bir ilişki olduğu rahatlıkla söylenebilir. Türkiye’ye hemen her alanda mali ve ekonomik destek veren ve hatta Türkiye’yi AET başta olmak üzere pek çok Batılı kuruma taşıyan ya da destekleyen Almanya ile ilişkiler, bölünmüş Almanya’nın güvenlik kaygıları ve Türkiye’den gelen göçmenlerin durumuna paralel bir seyir izlemiştir. İlişkilerde önemli bir kırılma Almanya’nın işçi göçüne ihtiyacının sona erdiği 70’li yılların ortalarından itibaren yaşanmış ve daha sonraki sorunlarda bu konu doğrudan ya da dolaylı olarak ciddi bir rol oynamıştır. Federal Almanya’nın Türklere ve Türkiye’ye olan “muhabbetindeki” ikinci ciddi kırılma, iş gücü açığının sona ermesi hatta işsizliğin ve buna bağlı aşırı sağcı tepkilerin arttığı 80’li yıllarda AET ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde söz konusu olan “serbest dolaşım” tartışmaları oldu. Ankara Anlaşması ve Katma Protokol hükümlerine rağmen bir ölçüde “gasp edilen” serbest dolaşımın rafa kaldırılması bir yana, Türklerin gelişi vize duvarları ile radikal biçimde durdurulmaya çalışıldı.”
“Almanya’da yaşayan Türklerin oldukça heterojen bir yapısı bulunuyor. İlk göçmen kafileleri ile gelen ve Almanya’da kalanlar, bu göçmenlerin Almanya’da doğan çocukları (2. ve 3. kuşak göçmenler) ile özellikle 1980 sonrasında siyasi nedenlerle gelenler arasında önemli sosyo-ekonomik farklılıkların değerlendirmelerde göz önünde bulundurulması gerekiyor. Ancak şunu kaydetmek gerekiyor ki, bütün sorun ve sıkıntılara rağmen, Avrupa’da pek çok ülkenin nüfusundan daha fazla bir sayıya ulaşmış olan Almanya’daki Türkler artık “misafir” olarak tanımlanmayı çoktan geride bırakmış, kendi içlerinden bir orta sınıf yaratmış ve Almanya’daki sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi hayatın vazgeçilemeyecek unsurları haline gelmişlerdir. Bütün olumsuz koşullara, öngörülemeyen gelişmelere, hem Almanya hem de Türkiye tarafından yapılan pek çok ihmale, yanlışa ve en önemlisi diğer göçmen gruplarla karşılaştırıldığında ortaya çıkan radikal kültürel farklara rağmen, Türklerin Almanya’ya uyumlarının oldukça başarılı bir seviyede gerçekleştiği rahatlıkla ifade edilebilir. Bu tespit sorunların görmemezlikten gelinmesini gerektirmez, ancak daha özenli göçmen politikalarından verim almanın zeminini görmek ve buna göre stratejiler geliştirmek bakımından bunu kaydetmek gerekiyor.”
“Almanya ve diğer AB üyesi ülkelerde yaşayan ve anavatanlarıyla son derece yoğun bir duygusal bağ içinde olan Türklerin siyasal davranışlarında, bulundukları ülkelerin Türkiye politikaları önemli rol oynamaktadır. Türk Göçmenler, Türkiye’ye karşı belirli bir seviyenin üzerinde eleştirel olan siyasi akımlarla arasına mesafe koyuyor. Özellikle AB konusunda son derece hassas olan Türk göçmenler, Türkiye’ye karşı yapılan eleştirinin bir dışlama olduğu ve aslında kendilerinin de dışladıkları gibi bir duyguya kapılıyorlar. Birleşik Almanya’da özellikle muhafazakar, sağ, aşırı sağ, ırkçı siyasi akımların Almanya’ya yeni bir kimlik kazandırma çabasında yabancılara mesafe koymayı, hatta zaman zaman yabancı düşmanlığı olarak tanımlanabilecek bazı politikalara yönelmeleri Türklerin tercihlerini de etkiliyor. Politik alanda da göçün katı bir biçimde durdurulması, ülkede yaşayan göçmenlerin bir an önce dönmelerinin sağlanması için teşvik edilmeleri, aile birleşimlerine yönelik temel insan haklarına bile aykırı uygulamalara geçilmesi ve “sorunlu” olan göçmenlerin derhal ülkelerine geri gönderilmelerine yönelik uygulamalar ciddi bir dışlanmışlık duygusu yaratıyor.”
Yrd. Doç. Dr. M. Murat Erdoğan’ın sunumunun ardından soru cevap kısmı ile toplantı son buldu.