Bu yazıda Rusya’nın diğer güç odaklarını gözeterek yürütmeye çalıştığı bölgesel ve küresel politikaları genel hatlarıyla ele alınarak yeni Avrasyacı görüşün temel özellikleri ve Rusya’nın mevcut politikalarının şekillenmesindeki etkisi irdelenmeye çalışılacaktır.
Sovyetler Birliği’nin dağılışı üzeri kurulan Rusya Federasyonu (RF), selefi SSCB’nin Soğuk Savaş döneminde edindiği bölgesel ve küresel boyutlu ekonomik, siyasi, askeri ve kültürel kazanımlarını yeniden elde etmeyi amaçlamıştır. Her ne kadar RF’nin kuruluşunda Batı yanlısı siyasetçiler ve politikalar ön planda olsa da 1993 yılından itibaren Moskova’nın başta ekonomik destek olmak üzere Batıdan beklentileri gerçekleşmemiş ve Ruslar da tarihi süreç içerisinde stratejik düşünce yapılarında yer edinen “kadim çıkar havzalarına” yönelik strateji ve politikalar geliştirmeye başlamışlardır. Özellikle dünya çapında enerji kaynakları fiyatlarının yükselmesi ve RF Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in görevini Putin’e bırakması/bıraktırılması itibariyle ülkede geleneksek katı merkezi sistemin kurulması sonucunda Rusya kendini görece toparlayabilmiş ve bu yöndeki amaçlarını gerçekleştirme fırsatı bulmuştur. Nitekim Kremlin, sahip olduğu enerji kaynaklarıyla dış politikasını paralel hale getirmeyi başarmış ve bu doğrultuda enerji kartını bölgesel ve küresel politikaları ekseninde bir güç parametresi olarak değerlendirmiştir. Bu bağlamda bir taraftan kendisine alternatif olabilecek enerji projelerini engelleyip Avrupa enerji piyasasındaki etkinliğini arttırmak, diğer taraftan da Hazar havzası yeraltı kaynaklarının dünyaya pazarlanmasında merkezi konumunu koruyarak eski SSCB ülkelerini kendi nüfuzu altında tutmak Rusya’nın en temel enerji politikasını oluşturmaktadır. Selefi SSCB döneminde tesis edilen Kafkasya – Orta Asya enerji kaynaklarının dışarı pazarlanmasındaki tekelci konum, bu temel enerji politikasının hayata geçirilmesinde Rusya’ya çok önemli avantajlar sunmaktadır.
Bunun yanı sıra Rusya, bölgesel ve küresel çıkarlarını korumak için çok sayıda uluslararası örgütün kurulmasına öncülük etmiş ya da ilgili örgütlere üye olmuştur. Moskova inisiyatifiyle kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Avrasya Ekonomi Topluluğu (AET), Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ), Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve AGİT Minsk Grubu ile üye olduğu / olmaya çalıştığı İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Arap Ligi, Ortadoğu Dörtlüsü gibi organizasyonlar vasıtasıyla Karadeniz Havzası–Kafkaslar–Orta Asya–Ortadoğu ekseninde hem küresel aktörler karşısında kendine pazarlık unsuru olabilecek girişimlerde bulunmakta hem de ulusal çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Bilhassa gerek Rus dış politikası güç parametresi gerekse iç ekonomik yapıyı ayakta tutan en önemli unsur olan enerji gelirlerinin sekteye uğramaması için büyük gayret sarf etmektedir. Nitekim Kremlin BDT, SİÖ gibi örgütler aracılığıyla bir taraftan Hazar havzası – Orta Asya’da var olan yer altı ve yerüstü kaynaklarından yararlanma, enerji nakil güzergâhlarını kontrol etme, Slav–Ortodoks eksenli projelerini gerçekleştirme ve ulusal güvenliğini pekiştirme imkânına kavuşmakta diğer taraftan bu örgütler kapsamında ABD, Çin, Türkiye ve AB gibi güçlerin eski Rus hegemonyasında olan ülkelere nüfuz etmesinin, Rusya’yı saf dışı eden yapılanmalara gitmelerinin önüne geçmeye çalışmaktadır.
Bu minvalde yeni Avrasyacılık fikriyatı / projesi Rus stratejik çıkarlarını hem ülke içi hem de dış dengeler nezdinde meşrulaştırma ve Moskova’ya bu emellerine ulaşmada adeta bir yol haritası hizmeti sunmaktadır. Rus stratejist Aleksandr Dugin’in önderliğini yaptığı yeni Avrasyacılık jeopolitik düşünceden yola çıkarak, ideoloji, devlet biçimi, ekonomi modeli, kültür gibi temel konulara topyekûn yenilik getirme gayreti içerisindedir. Kısaca “veş v sebe” (kendine özgü) tabiriyle formüle edilen Avrasyacı yaklaşıma göre Rusya ne doğu ne de batıdır; Rusya jeopolitik anlamda kendi başına bir mihver, etno-kültürel açıdan da kendine özgü bir medeniyettir. SSCB’nin yıkılışına doğru Rusya’da ortaya çıkan “prostranstva” (sınırı belli olmayan ülke) ve üst kimlik eksikliği gibi iki temel soruna çözüm bulma arayışında olan A. Dugin, bir taraftan Rus jeopolitiğini diğer taraftan da Batıya mı yoksa Doğuya mı ait olduğu tartışılan Rus etnisitesini “Avrasyacı potanın” içinde eritmeye ve böylelikle bu hayati sorunları gidermeye çalışmaktadır. Dugin, Rus jeopolitiği ve kimliğini Avrasyacı düşünce üzerine zaman ve mekân idrakine dayandırarak inşa etmektedir. Bu bağlamda Rusların Slav ve Türk unsurlardan meydana geldikleri, dolayısıyla jeokültürel açıdan bozkır (step) ve ormanın birleşimi oldukları tezini öne sürmektedir. Bu tezini daha da güçlendirme yoluna giden Dugin Avrasyacı fikriyatını Bizans (3. Roma) ve Cengizhan varisliği gibi iki mitoloji üzerine kurgulamaktadır.
Medeniyetsel yönüyle yeni Avrasyacılık, post-modernizmi Rus milli ruhu içerisinde eritme önkoşulunu getirmektedir. Bununla beraber Dugin ırki milliyetçiliğin Rusya’yı parçalayacak temel dinamiklere sahip olduğunu savunmakta ve bu sebeple, hem Rusya’daki hem de coğrafi açıdan Asya ve Avrupa’da yaşayan halkları tek bir üst kimlik, “???????????” (Evraziyskie; Avrasyalılar), çatısı altında birleştirme yoluna gitmektedir.
Uluslararası ilişkilerbağlamında yeni Avrasyacılık fikriyatının en temel gayesi, yaşanılan jeopolitik çöküşten sonra Rusya’nın tek kutuplu Amerikan dünyasında daha fazla küçülmeye uğramadan bölgesel aktörlerle güç dengesi kurarak önce ayakta kalabilmesi, sonra da kendi başına bir kutup oluşturmasıdır. Bu ihtiyaçtan hareketle Dugin, Kartaca–Roma, Sparta–Atina, ABD–SSCB karşılaştırması yaparak ortaya Kara – Deniz rekabeti tezini / mitolojisini atmakta ve böylelikle “eski kıtadaki” aktörleri “ortak düşmana” karşı ortak hareket etmeye çağırmaktadır. Pek çok açıdan Rus stratejik çıkarlarına hizmet eden yeni Avrasyacılık “insanlığın ortak düşmanı ABD” karşısında “eski kıtanın” batısında Berlin–Moskova–Paris, doğusunda da Tokyo–Moskova–Tahran stratejik ittifakını önermektedir. Üstelik bu önerisini, Romalı devlet adamı Marcus Porcius Cato’nun, “Carthago delenda est” (Kartaca yok edilmelidir) söylemine atıfta bulunarak ABD karşısında evrensel bir çağrıya dönüştürmektedir.
Yeni Avrasyacı görüşünde derin bir ekonomi–kültür bağlantısı kuran Dugin’e göre bütün bir tarih, “doğal ideokratik siyasi yapıya sahip” karasal medeniyetlerle “ticari, piyasacı iktisadi düzen”in taşıyıcılığını yapan denizci medeniyetler arasındaki mücadelenin tarihidir. Bu noktada Kara – Deniz ekonomik ve kültürel yapı karşılaştırması yapan Dugin, “deniz medeniyetlerinin ve kültürlerinin çoğu zaman piyasa ekonomisine sahip olduklarını ve siyasette liberal-demokratik düzene ağırlık verdiklerini” karasal medeniyetlerin ise “piyasa-dışı (planlı veya kısmen planlı) ekonomileri ve sınırlı demokrasiyi veya genellikle toplumun hiyerarşik yapılanmasını” tercih ettiklerini belirtir.
Rusya’nın, üst satırlarda genel hatları çizilmeye çalışılan, bölgesel ve küresel politikalarındaki etkisi gözden kaçmayan yeni Avrasyacılık akımı sadece ülke içinde değil, aynı zamanda yurt dışında da belli kesimler arasında büyük yankı uyandırmış ve kendine taraftar toplamıştır. Üstelik bizzat A. Dugin şiddetli bir Türkiye düşmanı olmasına ve aleni bir şekilde, özellikle “Kürt kartı” üzerinden, Türkiye’nin parçalanmasını ima etmesine rağmen ülkemizde de “Avrasyacı hareketin” izdüşümlerine rastlamak mümkündür. Türkiye merkezli düşünme yetisinden ve gerekli entelektüel birikimden yoksun bazı kesimler Dugin’in Avrasyacı fikriyatının etkisi altında kalmış ve Rusya’ya angaje olmuştur. Böylelikle bu kesimler, Türkiye’nin milli menfaatleri kapsamında dış politika yapıcılarına farklı bir bakış açısı kazandırabilecek ve gerekli durumlarda istifade edilebilecek paradigmalar içeren Avrasyacı düşüncenin ülkemizde yeşermesinin önüne geçmiş, entelektüel bir fikir olan ve Türk stratejistler tarafından teorik çerçevesi “Ankara merkezli” uyarlanması gereken “Avrasyacılık” yerine, ideolojik bir kutuplaşma olan “Avrusyacılık” tercihine yönelmişlerdir.
(Ferit TEMUR, Rusya Uzmanı)
Not: Bu çalışma Haber Ajanda dergisi Ekim ayı sayısında yayınlanan yazımızın geliştirilmiş halidir.