Bu oturumda genel olarak Türkiye-AB ilişkileri nasıl ve hangi vizyonla yeniden daha sağlıklı ve gerçekçi bir perspektife oturtulabilir, sorusunun cevabı arandı.
Oturumun konusu şu şekilde özetlenebilir: Küreselleşme dinamikleri her geçen gün bütün ülkelerin birbirlerine bağımlılığını daha fazla artırmaktadır. Bu bağımlılık eskiden de yeterince yıkıcı olan savaşların giderek daha fazla yıkıcı hale gelmesini beraberinde getirmektedir. Artık eskisi gibi kendi ülkesinden uzak tutulan savaşın kârlılığı üzerinde durulamamaktadır, çünkü dünyanın bir yerinde başlayan savaş hızla başka yerlerde de etkisini göstermekte veya bazen bilfiil sıçramaktadır. Ancak bu büyük risk aynı zamanda savaş seçeneğine karşı koruyucu bir durum da oluşturmaktadır, çünkü savaştan elde edilebilecek kâr artık dünya güçlerinin çoğu için muhtemel kayıplardan daha fazla olmayacaktır. Buna rağmen kayıp ihtimallerinin daha fazla olması dünyayı savaş ihtimaline karşı daha fazla korkutmakta, bu korkular da dünyayı, güvenlik odaklı politikalara yöneltmektedir. Barış ihtimali her geçen gün daha fazla artsa da küçük çaplı güçlerle büyük eylemlerin mümkün olabilmesi, küresel düzeyde güvenliğin kontrol edilemeyen riskler barındırıyor olduğunu da gösteriyor. Güvenlik teknolojileri, dünya devletleri ve halkları arasında yeni teknoloji-temelli hiyerarşilerin oluşmasına yol açmaktadır. Bu da yeni dünya düzeninin şekillenmesinde belirleyici etkenlerden birisi olmaktadır. Yeni hiyerarşiler, demokrasinin geleceğini de hem yerel düzeyde hem de uluslararası ilişkiler düzeyinde tehdit edici potansiyeller taşımaktadır. Bu arada içinden geçilen ekonomik krizin de etkisiyle, AB ülkelerinde Türkiye’nin üyelik perspektifinin stratejik bir vizyonla yeniden canlandırılması gerektiğine ilişkin tartışmalar da başlamıştır.
Oturumun konuşmacıları Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muammer Güler ve Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Karaosmanoğlu oldu.
Muammer Güler şunları kaydetti:
“Ulaşım, iletişim ve ekonomik ilişkiler başta olmak üzere, yaşamamızın çok değişik yönleri ile küreselleştiği günümüzde, coğrafi sınırlar eski önemini kaybetmekte, küresel örgütlerin etkisi artmakta, bölgesel örgütlenmeler yaygınlaşmakta, küresel ekonomi hızla gelişmekte, bilgi, teknoloji ve insan hakları hareketliliği hızlanmaktadır. Dolayısıyla dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir olay veya alınan bir karar, diğer yerlerdeki birey ve toplumları da yakından ilgilendirmektedir. Bu süreçte, suç ve suçluluğun dolayısıyla güvenlik sorunlarının küresel bir boyut aldığını ve ulusal düzeyde huzur ve istikrarın sağlanmasının artık uluslararası barış ve güvenlikle de ilişkili hale geldiğini söylemek doğru bir tespit olacaktır.”
“Bugün dünyada tehdit kavramı ve algılamaları hızla değişikliğe uğramış, önceden sadece sınırlı sayıdaki ülkeyi ilgilendiren terörizm ve organize suç faaliyetleri bugün ulusal ya da yerel bir sorun olmaktan çıkarak, sınır aşan organize suçluluk, dünya güvenliğini etkileyen en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.”
“Yasadışı mal ve hizmetlere yönelik marka ve patent taklitçiliğinden uyuşturucu maddelere ve yasadışı silah ticaretine kadar uzanan geniş bir faaliyet alanı içerisinde organize suç örgütlerine yeni fırsatlar doğmaya başlamıştır.”
“Terör örgütlerinin finans ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, organize suç faaliyetlerine yöneldikleri ya da bu tür yapılanmalarla daha yakın bir işbirliğine girdikleri gözlemlenmektedir.”
“Sınır aşan organize suçluluk ve uluslar arası terör örgütleri, giderek daha da artan oranda ileri düzeyde teknik bilgiye sahip elemanlar çalıştırmaktadır. Bu elemanlar, bilişim sistemleri ve bankacılık ile adli ve idari konularda bilgiye sahip profesyonellerden oluşmakta ve kara para aklama, istihbarata karşı koyma ve yasal takibattan korunma konularında ve sanal ortamda, organize suç ve terör örgütlerine önemli hizmetler vermektedirler.”
“En ciddi güvenlik sorunlardan birisi olan uluslararası terörizmle mücadelede başarılı olmak için ülkeler hiçbir ayrım yapmadan, her alanda işbirliği içinde olmak zorundadırl. Özellikle terör örgütlerinin ekonomik kaynaklarının kurutulması ve istihbaratın paylaşılmasında işbirliğine gidilmesi büyük önem arz etmektedir.”
“Her devlet kendi ülkesinde ve bölgesinde demokrasinin kurumsallaşması ve insanların barış ve huzur içinde yaşamasını sağlamakla yükümlüdür. Demokratik toplumlarda devletin üstleneceği rol ve sorumluluk, vatandaşı toplumsal hayatın her alanında öne çıkararak, evrensel değerler çerçevesinde yönetmektedir.”
“Toplumsal gerginliklerin ve siyasal mücadelelerin temelinde çıkar çatışmaları, ideolojik, dinsel ve kültürel çekişmeler yatmaktadır. Bütün bunlar çatışma ve şiddete gerekçe olarak ileri sürülürken, aynı zamanda siyasal hedefler haline de dönüşebilmektedir.”
“Terörle mücadelede bugün geldiğimiz nokta terörün sadece bir “güvenlik sorunu” olarak algılanmasının ve dolayısıyla terörle mücadeleye sadece güvenlik endeksli bakılmasının yanlış olduğu ya da yeterli olmadığı yolundaki tespittir.”
“Teröre karşı alınan salt güvenlik tedbirleri sorunu nihai olarak çözememektedir. Pratik tecrübelerden elde edilen teori şunu gösterir: terörle mücadele; sadece güvenlik sorunu olmanın ötesinde siyasi, ekonomik, Sosyo-kültürel ve Sosyo-psikolojik boyutları olan bir olgudur ve top yekun bir mücadeleyi gerektirir.”
Prof. Dr. Ali Karaosmanoğlu da özetle şunları söyledi:
“Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra uluslararası sistemde çok değişiklikler oldu. Devletlerin davranışları bu süreçte değişti. İnsan hakları, temel hak ve özgürlükler, demokrasi çeşitli açılardan güvenlikle ilişkilendirilmektedir.”
“Marksist teoriden esinlenen bir takım yöntemler uluslararası ilişkiler disiplininde tekrar yer bulmaya başladı. Zamanımızdaki savaşlar ne ölçüde yenidir sorusunun cevabı da irdelenmelidir. Devlet olmayan birimlerin savaşa dahil olması, etnik dinsel kökenli asimetrik savaşların artması, savaşın doğasının değiştiği konusunda hala devam etmekte olan bir tartışmayı başlattı. Demokrasi, gibi kavramların öne çıkması, siyasetin de her zamankinden daha fazla öne çıkmasına ve askerlerin sivil otoriteye tabi gelmesine zemin hazırlamaktadır. Türkiye de bu doğrultuda tecrübeler kazanmaktadır.”
“Yükselen yeni güçler, bölgesel siyasi ve ekonomik ilişkilere nüfuz eden, dünya politikasına müdahale etme konusunda etkin olan, uluslararası sistemin değişen özelliklerinden biri. Silahlı çatışmaların durmasında, barışın korunmasında, tayin edici rol almak, hatta önderlik yapmak yükselen güçlerin bir unsuru. Sorulması gereken kaçınılmaz soru: Yükselen güçler ne ölçüde barışa katkılarını daha etkili hale getirebilirler? ABD ve Avrupa ile rekabete mi girecekler yoksa onlarla birlikte mi hareket edeceklerdir? Yükselen güçlerin önündeki engeller nelerdir? Ne ölçüde eski (güce dayanan alışkanlıklarını) ortadan kaldırabileceklerdir.”
“Demokrasi ve Savaş Arasında Küresel Güvenlik Sorunları” başlıklı oturumun moderatörlüğünü SDE Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hasan Köni gerçekleştirirken, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. İlter Turan, ODTÜ, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. İhsan Dağı ve IMPACT Dijital Ekonomi Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Michaela Ulieru oturumun müzakerecileri oldular.
Prof. Dr. İlter Turan, yenidünya düzenini tanımlarken "savaş eskisinden daha kolay şekilde her yere yayılabilir, savaş çok fazla yatırım gerektirir, kazancı azdır" derken aynı zamanda savaşın büyük kayıplara yok açmasının güvenliğe önem verilmesi anlamına da geldiğini bu nedenle de yeni teknolojiler gerçekleştirildiğini ifade etti. "Sorunun esas kökü nedir bence buna bakmalıyız" diyen Turan, nedeni şu şekilde açıkladı: “İkinci Dünya Savaşı sonrasında düzen, kurumları ile bir şekil aldı. Güvenlik konseyi, sanayileşmiş ülkeleri kapsıyor ve dünya düzenini yönlendiriyor. İki kutuplu dünyada bu sistem kısmen işledi, ancak Soğuk Savaş bitince çöktü. Dünya sistemi, güçlülerin kurduğu bir sistemdir. Aslında demokrasi bile, o ülkede onu destekleyecek koşulların bulunup bulmamasına bakılmaksızın onu empoze etmektedir. Demokrasinin de aslında bu şekilde çıkar aracı olarak kullanıldığını görüyoruz. Dünyada yeni güç merkezleri oluşuyor. Bir geçiş oluyor ancak bu durum yönetişime yansımıyor. Bu sistemin değişmesi gerekmektedir. İktisadi yapılar dünyadaki değişimi en hızlı hisseden yapılardır. Nükleer düzene baktığınız zamanda silahı olan kazançlı durumdadır. Yine bu durumda da sadece bazı ülkelere uranyum zenginleştirebilme imkanı verilmiştir.”
Türkiye’nin böyle bir değişim ihtiyacı vardır diyen Turan, “Yönetişimin değişmesi gerek. Buna Türkiye de uyum sağlamalı. Türkiye bir yandan hem mevcut durumu korumak isteyenleri tanıyor, hem de değişiklik isteyenleri anlayabiliyor. Türkiye de değişimi barışçıl şartlarda istiyor” dedi.
Prof. Dr. İhsan Dağı da, Türkiye’nin demokratik gelişmesinin AB ve ABD’ye bağlı olmadığını tarihsel gelişiminden kaynaklandığını belirtti. Türkiye perspektifinden güvenlik konusuna değindi. "Türkiye, demokratikleştikçe, savaş, çatışma ve gerginlik kültüründen, işbirliği kültürüne doğru evriliyor" diyen Dağı, Türkiye’nin çevresi ve dünyayı algılama biçiminin de değiştiğine değindi. Dağı; “Bu algı değişikliği, tehditleri ortaklıklara çevirme süreci, Türkiye’deki demokratikleşme sürecine bağımlıdır. Türkiye’nin aslında dünyaya ve çevresine algısı değiştirdikçe, dünyayı çatışmalardan ibaret olarak görmemeye, iş birliklerinin işlemekte olduğunu görmeye başladı. Türkiye’nin son dönemde dış politikasında egemen olan işbirliği dili, bence son derece dünyayı doğru okuyan bir dil” dedi.
Prof. Dr. Michaela Ulieru ise şunları kaydetti:
“Enteresan şekilde dünya pek çok açıdan birbirine benziyor ve çok hızlı bir şekilde değişiyor. Boyunduruk ekonomisinden çıkmış durumdayız, bireyin yeri ve önemi arttı. İnternet kadife devrim olarak karşımıza çıktı. İnternete baktığımızda, demokrasinin tüm değerleri internette var. Bu açıdan internetin çok demokratik bir ortam olduğunu düşünüyorum. Bu durum, eski sistemdeki güç odaklarının güçlerini kaybettiği anlamına da geliyor. Peki yeni güç odaklarıı kim? STK’lar olabilir. Bu anlamda geleceği aydınlatma görevini STK’lar üstlenebilir. Tek sabit etkenin değişim olduğu dünyada bir seçim yapmak çok zorlaşıyor. Bir köprü inşa etmemiz bekleniyor ve bu köprüyü nereye doğru inşa edeceğiz? Dünya hızlı değişiyor hız da önem kazanıyor. Ayrılık kavramından, vahdeti vücut kavramına doğru ilerlemeliyiz. “
Müzakerecileri konuşmalarının ardından soru cevap kısmı ile oturum sona erdi.