Vize ve Vize Ötesi Haklar İçin Doğru Adımlar
Bu çalışma Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinin Türk vatandaşlarına uyguladıkları vizenin hukuki olmadığı ve Avrupa Komisyonu’nun da buna karşın yasaların uygulanmasını denetleme görevini Türkiye söz konusu olduğunda yerine getirmediği temel tezinin yanında vize ötesi hakların da dikkate alınmamasının AB üye ülkelerinde hukuki güvencesizlik yarattığından yola çıkılarak hazırlanmıştır.
12 Eylül 1963’te imzalanan Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması (Ankara Antlaşması) ve 23 Kasım 1970’de imzalanan ve 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol, A(E)T/AB-Türkiye ilişkilerinin tarihsel seyrini değerlendirmede iki önemli belgeyi oluştururlar. Ayrıca A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin 1964 ile 2009 yılları arasında değişik tarihlerde aldığı 48 Ortaklık Konseyi kararı bulunmaktadır. Ortaklık Hukuku bu birincil ve ikincil hukuk kaynaklarının toplamını kapsamaktadır. Birincil hukuku oluşturan bu iki antlaşma eşit koşullarda ortaklığı/tam üyeliği öngörmesinin yanı sıra, ulusüstü ve geçici olma özelliklerine de sahiptir. Aynı kriterler Ortaklık Konseyi Kararları (OKK) için de geçerlidir ve bunlar Avrupa Hukuku’nun bir parçasıdırlar, bir başka deyimle supranasyonal özelliklere sahiptirler. Ulusüstü antlaşma hükümleri, uluslararası antlaşmalardan, önceliklilik, doğrudan etkililik ve doğrudan geçerlilik özellikleriyle ayrılırlar.(1) Bu antlaşmalardan ve A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Kararları’ndan yola çıkılarak Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin, ‘Hizmetlerin Serbest Dolaşımı ve Yerleşim Serbestîsi’ alanlarında ve üye ülkelere Türkiye’den yapılacak hizmet sunma ve hizmet edinimi amaçlı seyahatlerde; Türk vatandaşlarının mevcut haklarını geriye götürecek yeni uygulamalar ve hukuki düzenlemeler getiremeyecekleri açıktır.
Antlaşmaların ortaya koyduğu ve birincil hukuka dayanan bu temel hükmün yanı sıra, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın (ATAD) Ocak 1987 ile Şubat 2008 tarihleri arasında Türk vatandaşları ve şirketlerinin taraf olduğu 48 farklı dava kararı da bulunmaktadır.(2) AB üye ülkelerinin bu en yüksek ve son yargı mercii olan ve merkezi Lüksemburg’ta bulunan ATAD’ın vermiş olduğu adları tablo 1’de sıralanacak bu mahkeme kararları da Türk vatandaşlarına uygulanan vizenin hukuki olmadığı yanında vize ötesi hakların olduğunu teyit etmektedirler. Buna rağmen, A(E)T/AB üye ülkelerinin siyası açıdan bakınca nasyonalist ve hukuki açıdan bakınca dualist bir görüşten hareket ederek yarattıkları hukuki güvencesizlik ortamı, onların ATAD kararlarını yanlış ve/veya eksik değerlendirmeleri ve bu bağlamda kamuoyunu eksik bilgilendirmelerinin ve buna bağlı olarak yönlendirmelerinin bir sonucudur. Aynı durum, AB’nin Türkiye’ye dönük yazdırttığı ilerleme raporlarında ve Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye konusunda hazırlattığı tüm raporlarda da görülmekte ve bu belgelerde bu haklar tamamen görmezden gelinmektedir. Bu belgelerde Avrupa Birliği organlarıyla doğrudan bir ilgisi olmayan ve merkezi Strasburg’ta bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıfta bulunulurken, Birliğin temel organlarından biri olan ve hatta motoru sayılan ATAD’ın kararları hep göz ardı edilegelmektedir. Dolayısıyla bu kurumların Türkiye söz konusu olduğunda analizlerinin tek yönlü olduğu ve vardıkları sonuçlardan bu emperyal bakışı destekler doğrultuda olduğu görülmektedir.
Bu çalışmada AB üye ülkelerinin Türk vatandaşlarından vize talep etmesi ve vize ötesi hakları unutturmaya çalışması başta mevcut haklarda kötüleştirme yapılamayacağı hükmüne (standstill clause) dayanılarak tartışmaya açılmakta, bu hukuksuzluğa ve buna bağlı olarak ortaya konan emperyal görüşe karşı Topluluğun kendi koyduğu hukuki ilkeler içinde kalarak mücadelenin yolları ortaya konulmaktadır.
Ondokuz Yıllık Hak Arama Sürecinin Anatomisi
20 Eylül 1990 tarihinde Avrupa Türkleri’ne belirli sınırlarla ‘Birlik Yurttaşlığı’ yolunu açan ve A(E)B/AB nezdinde unutulan haklarımızı ortaya çıkaran ilk karar Sevince Kararı (3) olmuştur. ATAD’ın hukuk tarihine geçen bu mahkeme sonucu o zaman ülkemizde ne görsel, ne de yazılı basınca algılanmıştır. Bu konuda yaptığımız ciddi bir çalışmayı basınımız yayınlama lüzumunu ilk beş ay görmemiş, deyim yerindeyse bu tarihi olaya burun kıvırıp geçmiştir. Daha sonraları bu konuları yazılı basının Avrupa baskılarınca dikkate alınmaya başlanmıştır. Buna karşın TRT-İNT bu konunun kamuoyumuza mal edilmesinde şükranla anılması gereken bir görev yapmıştır. Aradan tam 19 yıl geçti. Köprünün altından çok sular aktı. Ülkemizde şimdilerde hemen her gün hem görsel ve hem de yazılı basında konu irdelenmektedir. ‘Vizesiz Avrupa’ terimi google yazıldığında 200.000’den fazla alıntıya ulaşılabiliniyor.
Bu arada AB üye ülkelerinin en son ve en yüksek yargı mercii olan ATAD toplam 48 karar verdi. 19 Şubat 2009 tarihinde vermiş olduğu kırk sekizinci karar ile 14 yıllık uğraşımızın sonucu olan vizesiz Avrupa vizyonumuzun gerçekleştirilmesini ve Avrupa’da hukukun üstünlüğünü sağladı. Avrupa hukuk tarihinin en uzun ve en çetin davalarından olan Mehmet Soysal ve arkadaşları kararı, (4) uğraş cephesinden bakılınca 1995 yılında kadar geri gider. O tarihte başlayan uzun soluklu bir uğraşın sonucu açılan çeşitli davalar içinden biri olarak Soysal davası ATAD’a götürülmüştür. Arka planda bu uzun yıllar içinde Almanya, Avusturya, Hollanda ve Birleşik Krallık’ta konuya dönük ulusal devletler düzeyinde 100’e yakın dava açıldı. Bu davaların dördü merkezi Lüksemburg’da bulunan ATAD’a yansıdı. Aşağıda Türkiye’nin Avrupa yolunu açan ve vizeyi kaldıran bu davaların sadece arka planlarını değil, aynı zamanda ne getirdiklerini ve ne götürdükleri okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
ATAD Kararları: ‘Öncesi ve Sonrası’
19 Şubat 2009’da ATAD tarafından verilen dördüncü tarihi kararın Türkiye’nin geleceği ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği üzerine etkisi, iyi anlaşılır ve iyi savunabilinirse, büyük olacaktır. Verilen karar sonrası Türkiye’ye muhtemel etkilerini diğer kararları da dikkate alarak somutlaştırmak gerekirse, konunun ilk etapta Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın verdiği 11 Mayıs 2000 tarihli Abdulnasir Savaş,(5) 21 Ekim 2003 tarihli Eren Abatay ve Nadi Şahin, (6) 20 Eylül 2007 tarihli Mehmet Darı ve Veli Tüm kararından (7) sonraki gelişmeler ele alınarak incelenmesi yerinde olacaktır. Başka yöntemler ve bakış açıları olayın önemini azaltmaya ve varılan ince ve uzun yolun (19 yıllık uğraş) sonucunu inkar etmeye, en azından hafifletmeye dönüktür.
Bu davaların genel anlamda hangi alanlarda AB üye ülkelerinde hukuki güvencesizliğe son vermek için ne gibi katkıları oldukları yanında özelde vizesiz Avrupa konusundaki etkilerine geçmeden, onları veriliş tarihlerine ve içeriklerine göre sıralandırmak bir fikir vermesi açısından gereklidir.
Tablo 1:
ATAD’IN TÜRK VATANDAŞLARI İLE İLGİLİ 1987 İLE 19 ŞUBAT 2009 ARASIN-DA VERMİŞ OLDUĞU KARARLAR VE KONULARINA GÖRE SIRALANIŞLARI
1- Oturum ve serbest dolaşım hakkına ilişkin kararlar
• Demirel (30.09.1987 gün ve C–12/86 sayılı karar)
• Sevince (20.09.1990 gün ve C–192/89 sayılı karar)
• Kuş (16.12.1992 gün ve C–237/91 sayılı karar)
• Tetik (23.012.1997 gün ve C–171/95 sayılı karar)
• Kadıman (17.01.1997 gün ve C–351/95 sayılı karar)
• Eker (29.05.1997 gün ve C–386/95 sayılı karar)
• Kol (05.06.1997 gün ve C–285/95 sayılı karar)
• Ertanır (30.09.1997 gün ve C–98/96 sayılı karar)
• Günaydın (30.09.1997 gün ve C–36/96 sayılı karar)
• Akman (19.11.1998 gün ve C–210/97 sayılı karar)
• Birden (26.11.1998 gün ve C-1/97 sayılı karar)
• Ergat (16.03.2000 gün ve C-329/97 sayılı karar)
• Eyüp (22.06.2000 gün ve C-65/98 sayılı karar)
• Kurz (19.11.2002 gün ve C-188/00 sayılı karar)
• Ayaz (30.09.2004 gün ve C-275/02 sayılı karar)
• Sedef (10.01.2006 gün ve C-230/03 sayılı karar)
• Torun (16.02.2006 gün ve C-5025/04 sayılı karar)
• Güzeli (26.10.2006 gün ve C-4/5 sayılı karar)
2- Hizmetin serbest dolaşımı ve yerleşim serbestîsi ile ilgili kararlar
• Savaş (11.05.2000 gün ve C-37/98 sayılı karar)
• Abatay/Şahin (21.10.2003 gün ve C-317/01 sayılı karar)
• Tüm ve Darı (20.09.2007 gün ve C-16/05 sayılı karar)
3- Türk vatandaşlarının aile üyelerinin sosyal haklarda eşit işleme tabi tutulmalarına ilişkin kararlar
• Taflan/Mert (10.09.1996 gün ve C-277/94 sayılı karar)
• Sürül (04.05.1999 gün ve C-262/96 sayılı karar)
• Öztürk (28.04.2004 gün ve C-373/02 sayılı karar)
• Gürol (07.07.2005 gün ve C-374/03 sayılı karar)
4- Türk vatandaşlarının sınır dışı edilmelerinin sınırlanması ile ilgili kararlar
• Nazlı (10.02.2000 gün ve C-340/97 sayılı karar)
• Çetinkaya (11.11.2004 gün ve C-467/02 sayılı karar)
• Aydınlı (07.07.2005 gün ve C-373/03 sayılı karar)
• Ünal/Dörr (02.06.2005 gün ve C-136/03 sayılı karar)
• Doğan (07.07.2005 gün ve C-383/03 sayılı karar)
• Derin (18.07.2007 gün ve C-325/05 sayılı karar)
• Polat (04.10.2007 gün ve C-349/06 sayılı karar)
Vizeyi Kaldırma Yolunda
Vizeyi kaldırma yolunda Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na yansıyan son karar, 19 Şubat 2009 tarihinde üye ülkelerin en yüksek ve en son yargı organı olan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı tarafından açıklandı. Davayı görünürde açanlar, Mehmet Soysal, Cengiz Salkım ve İbrahim Savatlı adlı 3 tır şoförüydü. Bu tır şoförleri, Türkiye’de yaşamakta, ancak bir Alman firmasında ve Alman plakalı tırlarda çalışmaktaydılar. İşyerleri Türkiye ile Almanya arasındaydı. Alman hükümeti, 1995 yılından itibaren bu konuda ulusal düzeyde açılmış 80’e yakın diğer şoförlerin açtıkları davaların sonucu, bu üç davacının 2000 yılına kadar vize uygulamadan çalışmalarına müsaade etmişti. Ancak, Almanya bir adım daha ileri giderek bu davacıların Eylül 2001 ve Ocak 2002 tarihinde vize isteklerini geriye çevirdi. Bunun üzerine 3 Türk şoförü ve yanında çalıştıkları Almanya merkezli bir TIR Firması, diğer arkadaşları gibi, Berlin İdare Mahkemesi’ne başvurdular. Başvurularında da, diğer davalarda da olduğu gibi, kendilerine vize uygulanamayacağı tezini ileri sürdüler.
Berlin İdare Mahkemesi, 3 Temmuz 2002 tarihli kararı ile bu davayı geri çevirdi. Davacılar, buna karşın Berlin Eyalet Mahkemesi’ne giderek, orada davalarını devam ettirdiler. Bu Mahkeme ise konunun, AT-Türkiye Ortaklık Hukuku’nun kapsamına girdiğinden hareketle, kararı kendisinin veremeyeceği sonucuna vardı. Avrupa Hukuku kapsamına giren bu gibi davalarda, üye ülkelerin en yüksek mahkemesi olan ve merkezi Lüksemburg’da bulunan ATAD karar vermektedir. Bunun için üye ülke mahkemesi, görüş almak için bu mahkemeye başvurarak, çeşitli sorular sordu. Bu soruların temeli, ‘üye ülkelerin davacılara çalışmalarını önlemek için vize koyma hakkı olup olmadığını’ anlamaya dönüktü. Vize konmadan önce de Alman makamlarının tır şoförlerinin kullandıkları pasaportlarının hukuki geçerlilikleri olup olmadıklarına bakma hakları vardı. Ancak, konulan vize, pasaportun hukuki olup olmadığından daha ileri gitmektedir. Hedef bir Alman işverenin iş verdiği kişiyi, eğer o kişi Türk pasaportu taşıyorsa, onun işe alınmasını ulusal yasalar yoluyla önlemeye dönüktü. Bir başka deyimle, işverenin kimi işe alacağının yetkisi, vize vermek ve vermemek arasında seçimle ilintilendirilmişti. Bu şekliyle Alman resmi kurumları kime vize verip vermeyeceği hakkını, kime iş verilip verilemeyeceği şekline dönüştürerek elinde tutmaktaydı. Kaldı ki; vize almak için dış temsilciliklere gitmenin, vize için ücret ödeme (daha önce böyle bir ödeme yoktu) gibi yeni engeller teşkil ettiği ortaya çıkmıştır. İşte, Eyalet Mahkemesi hizmet sunumu ve edinimine dönük bu gibi kısıtlamaların 1973’te yürürlüğe giren Katma Protokol’ün 41. maddesinin 1. bendi ile bağdaşıp bağdaşmadığını sormaktaydı. Adı geçen madde şunu söylemektedir: ‘Akit taraflar, aralarında yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edinimini yeni kısıtlamalar koymaktan sakınırlar.’ ATAD, daha önce vermiş olduğu kararlarda, söz konusu bu maddenin doğrudan geçerli olduğunu teyit etmişti. Bunun için, mahkemenin 11 Mayıs 2000 tarihli Abdülnasır Savaş Kararı’nı ve 21 Ekim 2003 tarihli Eren Abatay ve Nadi Şahin Kararı’na bakmak yeterlidir.
Ayrıca, Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerinin temelini oluşturan 1963 tarihli Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması’nın ve bunu somuta indirgeyen ve uygulanabilir bir şekilde düzenleyen 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol’ün, Avrupa Hukuku’nun bir parçası olduğu, yine 30.09.1987 gün ve C–12/86 sayılı Demirel kararıyla, teyit edilmiştir. Ayrıca 14 Kasım 1989 tarihli ATAD Kararı Ortaklık Konseyi Kararları’nın da Avrupa Hukuku’nun bir parçası olduklarını teyit etmektedir. Adı geçen karar, Yunanistan’ın Avrupa Komisyonu’na karşı açtığı bir dava sonucu verilmişti. Avrupa Komisyonu 1985 yılında, bu ülkeden izin almadan Türkiye’ye ekonomik yardım etmesine karşın Yunanistan, Komisyon’u mahkemeye vermiş ve Avrupa Komisyonu’nun yaptığı işin yanlış olduğunu ileri sürmüştü. Komisyon’da kendisini haklı göstermek için mahkemede, Türkiye ile varılan Ortaklık Konseyi Kararları’nın da 1958 tarihli ve Topluluğu kuran Roma Antlaşması’nın bir parçası olduğunu ileri sürmüş ve Mahkeme, Komisyon’un bu tezini haklı bulmuştu. Buna göre 1980 tarihli A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin almış olduğu ve mali konuları düzenleyen 2/80 kararının supranasyonal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tarihten, yani 1989’dan sonra, Ortaklık Hukuku’nun Avrupa Hukuku’na eş değer olduğu görüşü, genel geçer bir ilke olarak kabul edilmektedir. Bu konunun altı özellikle 20.09.1990 gün ve C–192/89 sayılı Sevince kararı ve 16.12.1992 gün ve C–237/91 sayılı Kuş kararı ile çizilmiştir.
ATAD, 1990 yılında, 1989 tarihli Yunanistan’ın Komisyon’a karşı açtığı davayı baz alarak, bir adım daha ileri giderek, 19 Ekim 1980 tarihli 2/80 sayılı Ortaklık Konseyi’nin Kararı’nın yanında yine ayni tarihli A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin almış olduğu ve bu kez tarım ürünleri ve Avrupa Türkleri’nin Oturum, çalışma, aile üyelerinin sosyal hakları, eşit işleme tabi tutulmaları gibi konuları kapsayan haklarını düzenleyen 1/80 Kararı’nın da supranasyonal bir özelliği olduğunu kabul etti. Bu gelişmelere paralel olarak ATAD sadece birincil hukukun değil, bu birincil hukuka dayanarak A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin almış olduğu kararların da aynı şekilde, ikincil hukuk olarak Avrupa hukukunda geçerli olduklarını ve aynı seviyede aynı muameleye tabi tutulacaklarını tespit etti. 20 Eylül 1990 tarihli, tarihi Sevince Kararı ile Türkiye-AT ilişkilerinde açılan bu süreç sonucu, başta Almanya’daki Türkler olmak üzere, Avusturya, Hollanda ve İngiltere’de günümüze kadar ATAD’a 48 dava yansımış ve sonuçlandırılmıştır. Bu kararlarda temel ilke, Avrupa Hukuku’nun ulusal hukuktan üstün olduğu, ulusal hukukla çatıştığında onu ikame ettiği ve Avrupa Hukuku’na ters düşecek bir uygulamanın ulus devletler tarafından yapılamayacağı doğrultusundadır ve tüm kararlar da bu temel ilkeye dayanmaktadır.(8)
ATAD`IN SOYSAL-SAVATLI KARARI
Avrupa Topluluğu Adalet Divanı, 19 Şubat 2009 tarih ve C–228/06 sayılı Kararıyla Almanya tarafından vatandaşlarımız için yürürlüğe konulmuş zorunlu vize uygulamasının AB üye ülkelerine ve bu arada Almanya’ya hizmet sunmak ve edinmek amacıyla giden vatandaşlarımız açısından 23 Kasım 1970 tarihli Katma Protokolün 41’inci maddesinin 1’inci fıkrasına aykırı olduğuna dördüncü kez hükmetti.
ATAD, Berlin Yüksek Eyalet Mahkemesi tarafından ön karar alınması için gönderilen Mehmet SOYSAL ve İbrahim SAVATLI isimli vatandaşlarımızın açtıkları davayı sonuca bağladı. Almanya’da yerleşik bir firmada tır şoförü olarak çalışan SOYSAL ve SAVATLI adlı vatandaşlarımız Almanya’daki bir firmanın tırlarında sınır ötesi taşımacılıkta şoförlük yapmaktadırlar. Ancak oturumları Türkiye’dedir ve ulusal yasalara göre çalışma izni gerektirmeyen bir iş görmektedirler. Bundan dolayı da daha önce vize almalarında sorunları olmayan bu vatandaşlarımızın 2001 ve 2002 yıllarında yaptıkları vize başvuruları İstanbul’daki Alman Başkonsolosluğu tarafından reddedilmiştir. Anılan vatandaşlarımız, Katma Protokolün 41’inci maddesine göre, bu tür bir hizmet sunumunun vizeye tabi olamayacağını, getirilen vize zorunluluğunun Katma Protokolün 41’inci maddesine göre mevcut durumda kötüleşme anlamına geleceğini ve bu yüzden vizeye tabi olamayacakları iddiasıyla Berlin İdare Mahkemesi’ne başvurmuşlardır. Berlin İdare Mahkemesi’nin vatandaşlarımızın itirazını reddetmesini müteakip, kararı temyiz ederek, davayı Berlin Yüksek İdare Mahkemesi’ne taşımışlar ve anılan Mahkeme ön karar alınması için ATAD’a başvurmuştur.
ATAD almış olduğu bu kararla, Katma Protokolün 41’inci maddesinin 1’inci fıkrasının Türk vatandaşlarının bir AB ülkesinde hizmet sunumuna ilişkin özgürlüklerini kısıtlayıcı önlemleri alamayacağına, 1 Temmuz 1980 tarihinde getirilen vize alma zorunluluğunun mevcut hukuksal durumda kötüleşme olduğuna hükmetmiştir. ATAD, vize uygulamasının Almanya’ya Ortaklık Antlaşması’nın öngördüğü hizmet sunma özgürlüğünden faydalanmak amacıyla gitmek isteyen Türk vatandaşlarının bu özgürlüklerini kısıtlama anlamına geldiğini tespit etmiştir. Ayrıca; ATAD’ın kararında, ulusal düzenlemelerin mali ve idari külfetlerleri beraberinde getiremeyeceği, süreli olarak verilen izinler de dahil hizmet sunma özgürlüğünün engellenemeyeceği belirtilmektedir. Bir başka ifadeyle, Katma Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihi olan 01 Ocak 1973 tarihinde Almanya’da mevcut olmayan 1 Temmuz 1980 tarihinde yürürlüğe giren vize zorunluluğu uygulaması ile Türkiye’de mukim Türk vatandaşlarının Ortaklık Anlaşması’nın kendilerine tanıdığı hizmet sunma özgürlüğü kısıtlanamayacaktır.
Kararın Değerlendirilmesi
Yukarıda sayılan nedenlerden, ATAD’ın aldığı bu kararın, Türkiye’de mukim Türk vatandaşlarının, 01.01.1973 tarihinde Türk vatandaşlarına vize uygulamayan AB ülkelerine hizmet sunma ve edinme için vize almadan gitmesi anlamına gelmektedir.
Hizmet Sunma Özgürlüğü, bir ülkeden diğer bir ülkeye bir iktisadi kazanç sağlamak için süreli olarak götürülen ve yerleşme özgürlüğünün dışında kalan (subsidiär) tüm bağımsız işleri kapsayan hizmetler anlamına gelmektedir. (9) Yerleşme özgürlüğü ise, hizmeti sunmak isteyen kişinin, bir AB ülkesinden gelerek, diğer AB ülkesine sürekli olarak yerleşmesi şeklinde tanımlanmaktadır. (10) Bilindiği üzere, 07.02.1992 tarihli Avrupa Birliği Antlaşması’nın (Vertrag über die Europäische Union) “Hizmetler” (Dientleistungen) başlıklı 3’üncü kısmında yer alan 50’nci maddesinin 1’inci fıkrası (AET Antlaşması’nın 60’ıncı maddesi), “hizmetler”i, kural olarak bedel karşılığı yapılan ve mal, sermaye ve şahısların serbest dolaşımı ile ilgili hükümler kapsamına girmeyen faaliyetler olarak tanımlamaktadır.
Aynı maddenin 2’inci fıkrası, özellikle,
sınai faaliyetlerin (gewerbliche Tätigkeiten),
ticari faaliyetlerin (kaufmännische Tätigkeiten),
zanaat faaliyetlerinin (handwerkliche Tätigkeiten) ve
serbest meslek faaliyetlerinin (freiberufliche Tätigkeiten)
hizmet tanımına girdiğini hükme bağlamaktadır.
Anılan maddenin 3’üncü fıkrası ise, yerleşme hakkını düzenleyen 2’nci Kısım hükümleri saklı kalmak kaydıyla, hizmet sahibi’nin, hizmet sunmak amacıyla, bir ülkede, bu ülkenin kendi vatandaşları için öngördüğü koşullara göre, geçici olarak faaliyette bulunabileceği hükmüne yer vermektedir.
Buna göre, bu madde anlamında „hizmet“ sayılabilmesi için bir faaliyetin;
- Al, sermaye ve şahısların serbest dolaşımı ile ilgili hükümleri kapsamına girmemesi,
- Geçici olması,
- Hizmet alanın ülkesindeki mevzuata göre icra edilmesi,
- Kural olarak bedel karşılığında yerine getirilmesi ve hizmet verenle hizmet alanın ayrı ülkelerde yerleşmiş olmaları koşullarının aranması gerekmektedir.
ATAD içtihatlarına göre;
- Hekimlik,
- Diş hekimliği,
- Eczacılık,
- Sporcular (Sporculara dönük ATAD’ın verdiği farklı tarihlerde daha değişik kararlar da vardır. Konunun bu açıdan bakıldığında daha özel olarak araştırılması gerekmektedir.)
- Sanatçilar,
- Mühendistler,
- Terziler ve Berberler
- Ebelik
- Kimyagerlik,
- Avukatlık,
- Mimarlık,
- Toptancılık,
- Perakendecilik,
- Seyahat acenteliği,
- Turist rehberliği,
- Motorlu taşıt araçları eksperliği,
- Ticari temsilcilik,
- Simsarlık,
- Sigortacılık,
- Basın-yayıncılık,
- TV işletmeciliği,
- Taşımacılık,
Avrupa Birliği Anlaşmasının 50’inci maddesi anlamında “hizmet” sayılmaktadır.
Bu bağlamda, ATAD’ın SOYSAL ve SAVATLI Kararının, Avrupa Birliği Antlaşma-sı’nın 50’inci maddesi anlamında en azından yukarıda sayılan bir dizi hizmet alanında AB ülkelerinde faaliyet göstermek isteyen Türk vatandaşlarına vizesiz gitme yolunu açtığı ortadadır. Ortaklık hukuku temel felsefesinden hareket eden ATAD, 1973 yılından itibaren mevcut durumu kötüleştirmeyi ve bu arada 1980’den itibaren yürürlüğe konan vize uygulamalarını ortadan kaldırmaya dönük şimdiye kadar verdiği 4 kararda aşağıdaki sonuçlara varmıştır:
- Katma Protokol’ün 41’inci maddesinin 1’inci bendi, ulus devletlerin mahkemelerinde doğrudan uygulanır. Söz konusu madde, açık ve sarihtir. Uygulanması için uygulayıcının yeni kurallar koyması gerekmez ve yeni geriye doğru kötüleştirici işlemlerin uygulanmasına yasak getirir. Bu temel ilke ATAD tarafından 11 Mayıs 2000 tarihli Savaş, 20 Ekim 2003 tarihli Abatay/Şahin Kararları’nda kenar numarası 46 ila 54 ile ve kenar numarası 58’de belirtilmiştir.
- Hem Türkiye’deki işverenler, hem de üye ülkede çalışanlar hizmet edinimi ve sunumuna dönük haklarını kullanmak için Katma Protokol’ün 41’inci maddesini baz alırlar. Bu ilke, Abatay/Şahin Kararı’nın 105’inci kenar numarasında ifade edilmiştir.
- Mevcut haklarda kötüleştirme yasağına dönük olarak ATAD, üye ülkelere Türkiye ve Türklere dönük olarak oturma ve hizmet alma alanlarında yeni zorluklar çıkarılmasını yasaklamıştır. Bu konu Abatay/Şahin Kararı’nın 72’inci kenar numarasında özellikle vurgulanmıştır.
- ATAD’ın yine vurguladığı başka bir gerçek de, üye ülkelerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına karşı ileriye dönük yeni bir kısıtlama getiremeyeceği şeklindedir. Söz konusu ilke, Savaş Kararı’nda kenar numarası 69’da ve Abatay/Şahin Kararı’nda kenar numarası 66’da görülmektedir. Bu yorumla, yukarıda belirtilen hizmet taşıyıcısı olan tır şoförleri için de geçerli olduğu, Abatay/Şahin Kararı’nın 67’inci kenar numarasında dile getirilmiştir.
- Avrupa Topluluğu’nun 49’uncu maddesi, bir başka üye ülkede yaşayan Birlik Yurttaşları’na karşı her türlü ayrımcılığın yasaklamaktadır. Bunun için sözü geçen mahkeme, 2 Şubat 2001 tarihinde Eanlier Kararı’nı 11 Haziran 2002 tarihinde Gräbner ve diğer kararlarını vermiş bulunmaktadır. Bu kararlara göre, bir kişinin hizmet sunumu için bir yerden bir yere gitmesinde, vize istemesinde bir sınırlamadır.
Vize koyma ve vize isteme, ister ulusal hukuka dayandırılsın, ister Avrupa Hukuku çerçevesinde istensin, bunun hizmet sunumuna bir engel olduğu gerçeği değişmez. Üye ülkeler ve onların kurmuş oldukları Birlik, aldıkları kararlar ortak işlem gibi görülür. ATAD, bu konuyu da 16 Temmuz 1998 tarihli Kararı ile açıklığa kavuşturmuştur. Bu çerçeveden bakınca, mevcut haklarda kötüleştirme yasağı, çeşitli ülkelerde farklı uygulanacağı korkusunu dikkate almadan yürürlüğe girmek zorundadır.
Katma Protokol’ün 41’inci maddesi, mevcut haklarda kötüleştirme yasağını içerir. Dolayısıyla üye ülke de kendi başına oturma ve çalışma hakkını vermez. Bundan dolayı da, üye ülkelere illegal göçü meşrulaştırmaz. Bununla birlikte üye ülkeler, bu ülkelere yapılacak seyahatleri ve bu ülkede kalma haklarını, yeni kriterler getirerek 1973’te mevcut olan durumun gerisine geçemezler. Bu temel ilkeden hareketle, Türkiye oturumu olan ancak Alman plakalı tırlarda çalışan Türk tır şoförlerine de 1 Ocak 1973’teki mevcut durumdan daha ağır şartlar konulamaz.
Sonuç olarak, hukukun üstünlüğü ilkesine genelde bugüne kadar vermiş olduğu kararlarla uyan ATAD, siyasi müdahalelerle rağmen bu temel görüşünden sapmamıştır ve 19 Şubat 2009 tarihinde Sosyal kararını vermiş bulunmaktadır. Bu kararda, Katma Protokol’ün 41’inci maddesinin hizmet sunumu ve edinimine getirilen kısıtlamaları yasakladığını ve Türkiye’den hizmet sunanların ve hizmet alanların ve bu hizmeti taşıyan tır işçilerine konan yasakları kaldırmıştır.
NE YAPILMALIDIR?
1973’den günümüze kadar, Türkiye’nin AB üyesi ülkelerle yaptığı ikili ve çok taraflı uluslararası antlaşmaların tek tek incelenerek; bunlarda 1973 yılı baz alınmak suretiyle Türk vatandaşları açısından geriye doğru kötüleştirme olup olmadığı tespit edilmeli ve kötüleştirmenin olduğu maddelerin yürürlükten kaldırılması için hukuki yollara işlerlik kazandırılmalıdır.
1. 1973’den günümüze kadar, AB üyesi ülkelerin kendi ulusal mevzuatlarında yaptıkları değişiklikler araştırılarak, bunların Türkiye’deki ve AB üye ülkelerindeki işverenlerimizin konumlarında (örneğin; ticari faaliyetlerini zorlaştırıcı düzenlemeler, çalışanlarının yerleşme hakları) kötüye götürücü düzenlemeler içerip içermediği tespit edilmelidir.
2. 1980’den günümüze kadar, AB üyesi ülkelerin kendi ulusal mevzuatlarında yaptıkları değişiklikler araştırılarak, bunların genel olarak Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarının konumlarını 1973 tarihine nazaran daha kötüye götürücü düzenlemeler içerip içermediği tespit edilmelidir.
3. Bu çalışmaların yapılabilmesi amacıyla, Türkiye ve Avrupa’dan uzmanların dahil olduğu bir çalışma grubu oluşturulmalı ve bu grubun çalışmaları sonucunda ortaya çıkacak sonuçlar mahkemelerde delil olabilecek şekilde tanzim edilmelidir. Ayrıca, bu gibi somut yasalara dönük çalışmaları yapan öğrenci, araştırmacı ve akademisyenler de teşvik edilerek, gereken kaynaklar sağlanmalıdır.
4. Bu çalışmalarla ortaya çıkacak sonuçlar kamuoyu ile paylaşılmalı, özellikle Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımız Türkiye’deki işverenler ve serbest meslek sahipleri konuyla ilgili olarak bilgilendirilmelidir.
5. Bu çalışmalar neticesinde, vatandaşlarımızın haklarını temin bakımından dava açmaları teşvik edilmeli, bu konuda lojistik ve teknik destek kendilerine sağlanmalı, söz konusu davalar koordine edilmelidir. Bu davalar açılırken konulara verilecek ağırlığın tespiti bakımından, davaların stratejik öneme sahip davalar ve sıradan davalar şeklinde tasnifi uygun olacaktır.
6. Stratejik davalar özellikle takip edilmeli ve konuyu açıklığa kavuşturmak için bilimsel toplantılar düzenlenmeli, bilirkişi raporları yazdırılmalı ve hukuk dergilerinde bunların yayınlanması sağlanmalıdır.
ELDE EDİLENLER
Ekonomik açıdan: Bu tür girişimler Türk işverenlerinin AB ülkeleri ile yaptıkları ticarette önlerini açtı ve ilişkileri kolaylaştırdı. Ayrıca, Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın yaşadığı sahipsizlik duygusunun önüne önemli ölçüde geçildi.
Türkiye–AB ilişkileri açısından: Bu tür girişimler, Türkiye’nin sadece adaylık süreci değil, ayrıca AB’ye üyeliği gerçekleştikten sonra da yararlanabileceği önemli bir çalışma olması ve AB sistemi içinde var olmanın gereğini yerine getirmesi bakımdan ciddi bir pratik niteliği taşımaktadır. AB ile olan ilişkilerimizi daha sıkı hale geliştirilerek hukuki bir temele oturtulmuş ve sağlamlaştırılmıştır. Ayrıca, AB ülkelerinin uygulamalarının bu alanda yarattığı hukuki güvencesizlik de sona erdirilmiştir. Bu yolla da Avrupa’da Hukukun Üstünlüğü Prensibi’ne önemli bir katkı sağlanmıştır.
Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımız açısından: Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza sahip çıkarak, güçlü ve hümanist bir ülke konumunu sağlamlaştırdık. Bu vatandaşlarımızın, bulundukları ülkelerdeki konumlarını güçlenmiştir ve AB vatandaşlarına yakın bir konuma kavuşmuşlardır. Bu durum, ülkemizin o ülkelerle olan ilişkileri bakımından stratejik bir fonksiyon görevi görecektir. Bu yöntemle kendilerine İspanyollar, Yunanlılar, Portekizliler örneğinde olduğu gibi, çoklu vatandaşlık yolu açılabilir (Ülkemizin vatandaşı olarak kalma, Birlik Yurttaşı olma, bulundukları ülkenin vatandaşı olma). Bu yolla 5 milyon Türk, AB üye ülkelerinde seçmen olma hakkını kazanabilirler.
Diplomatik açıdan: Bu tarz bir çalışma Türkiye’nin yaptığı antlaşmalara sahip çıktığını göstermesi bakımından önemli ve kaçınılmazdır. Bu çalışmalar devletimizin yaptığı antlaşmaları niye yaptığının bilincinde olduğunu ve bu antlaşmalardaki lehine olan hükümlerin sonuna kadar takipçisi olacağını göstermesi bakımından önemli olacaktır.
Sonuç olarak: Ulusüstü/supranasyonal antlaşma hükümleri, uluslararası antlaşma hükümlerinden farklı olarak önceliklilik ve doğrudan etkililik özellikleriyle ayırt edilirler. Bu çalışma, ATAD tarafından verilmiş olan son 4 davanın ışığında kurgulanmıştır. Aynı şekilde A(E)T/AB-Türkiye ilişkileri ve bu ilişkilerin oluşturduğu normatif yapı Avrupa Hukuku ile aynı özellikleri taşımaktadır. Bir başka deyimle, antlaşmanın özünde yatan önceliklilik ve doğrudan etkililik özelliklerine rağmen A(E)T/AB üye ülkeleri bu hükümlerin hayata geçirilmesini, değişen siyasi olay ve koşullara bağlı kılmayı tercih etmeleri, ciddi bir yara almış ve ağır bir darbe yemiştir. Bunun bir sonucu olarak da ülkemiz vatandaşlarının Avrupa Birliği üyesi ülkelerle gerçekleştirdikleri hizmet ticaretinde haksız engeller çıkartmaktadırlar ve buna bağlı olarak da haksız rekabet yapılmaktadır. Artık Soysal Davası’ndan sonra, bu gibi uygulamalara dur deme zamanı gelmiştir, gerekirse bu gibi uygulamaları yapan üye ülkelere tazminat davası açılması kaçınılmazdır. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin bugüne kadar uyguladıkları temel politika, ATAD tarafından adaletin kılıcı ile ortadan kaldırılmıştır.
Çıkartılan İlk Sonuçlar
Avrupa Toplulukları Adalet Divanı siyası baskılara boyun eğmedi ve hukukun üstünlüğünü ortaya koydu. Bu yolla da ATAD Lüksemburg’da hâkimlerin var olduğunu gösterdi ve sadece AB’ye vizesiz giriş hakkının önünü açmadı, aynı zamanda vize ötesi hakların varlığını kabul ettirdi.
Siyasetin hukuka baskısı geri tepti. ATAD hukukun üstünlüğü prensibinin karşıtlarına DUR dedi.
ATAD 29 yıldır sürdürülen hukuksuz vizenin daha yıllarca uygulanabilmesinin önünü kesti ve 1980’den beri atlatılan ve kandırılan Türkiye artık derin nefes alabilir.
29 yıldır gasp edilen hakka hukuk dur dedi ama şimdiye kadar alınan vize paraları ne olacak? Vize ötesi haklar nasıl hayata geçirilecek?
Bu anlamda bugüne kadar çıkartılan sonuçları ve bu sonuçlara gelen değişik tepkileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
1. AB’nin en yüksek ve son yargı mercii ATAD dördüncü kez Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan işverenlerin ve serbest meslek sahiplerinin haklarının “1973 yılından başlayarak geriye doğru kötüleştirilemeyeceği” normunu bir kez daha teyit etmiştir.
2. Hali hazırda bir A(E)T/AB üyesi ülkesinde “çalışmakta olan Türk işçilerinin 1976 tarihinden ve onların aile bireylerinin haklarının da 1980 tarihinden başlayarak geriye doğru kötüleştirilemeyeceği” dördüncü kez teyit edilmektedir.
3. 2000 tarihli Abdülnasir Savaş, 2003 tarihli Eren Abatay/Nadi Şahin, 2007 tarihli Mehmet Tüm/ Veli Darı ve son olarak da verilen Mehmet Soysal ve arkadaşları Kararı ile 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren ve Türkiye A(E)T İlişkilerini belirleyen iki temel antlaşmadan biri olan Katma Protokol’ün 41/1’inci maddesi doğrudan geçerlidir (unmittelbar anwendbar) ve önkoşulsuz uygulanmak zorundadır. Bu yolla da ulusal yasaların üstünde olup, onlarla çatıştığında onları ikame etmektedir.
4. Bu ulusüstü hukuk normu, 1 Ocak 1973 tarihinden itibaren A(E)T/AB üye ülkelerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan işadamı, gazeteci, sporcu, sergi açmak ve konferans vermek için seyahat edenler ve serbest meslek sahibi kişilere (yani hem Türkiye’de hem de AB üye ülkelerinde yaşayan insanlara dönük) yeni kısıtlamalar getirmelerini yasaklamaktadır.
5. Yukarıda sayılan meslek gruplarının yanı sıra, Almanya’ya veya diğer bir AB üye ülkesine hizmet sunmak için giden (Dienstleistungserbringer) Türklere 1 Ocak 1973 tarihli yasalar uygulanır. Bu arada yasada pozitif bir değişiklik yapılmışsa onun dikkate alınması zorunluluğu vardır. Bunun anlamı Almanya’ya veya bir diğer AB üye ülkesine hizmet sunmak için giden (Dienstleistungserbringer) Türkler’in ve tır şoförlerinin Almanya’ya vizesiz seyahat hakkı (visumfrei nach Deutschland einreisen) ve bu ülkede üç aya kadar kalma hakları vardır.
6. A(E)T/AB üye ülkelerinin üçüncü ülkelere dönük uyguladıkları vizeyi düzenleyen AT Tüzüğü’nün 4. maddesine göre bu durum uygulamada sorun çıkarmayacaktır. Söz konusu tüzük, uluslararası anlaşmalar çerçevesinde bu gibi istisnalara olanak sunmaktadır.
7. Schengen vizesiyle seyahat edecek Türklere bu vize başka bir üye ülke için verilmiş olsa bile bu vizeye dayanarak diğer üye ülkelere gidebilecek ve toplam iki ayı aşmamak koşuluyla orada da kalabileceklerdir. Bundan dolayı suç işlemiş sayılamazlar ve kendilerine para cezası kesilemez.
8. Son 29 yıldır Türkler’den alınan vize ücretleri hukuki değildir. Sadece geçtiğimiz yıl alınan vize ücreti tutarı 12 milyon Avro’nun üstünde olmuştur. Bu paralar iade edilmelidir. Bazı kurumların yaptığı vize tüccarlığı bir suçtur ve bu kurumlar bu uygulamadan hemen vazgeçmelidirler.
9. Almanya’da veya bir başka AB üye ülkesinde merkezi olan bir TIR firmasında “sınır ötesi çalışan Türk tır şoförleri” eskiden olduğu gibi tekrar “çalışma izninden muaf” (Arbeitserlaubnisfreie Beschäftigung) olarak çalışırlar.
Bu çalışmaların ışığı altında ve AB üye ülkelerinin en son yargı mercii olan ATAD’ın verdiği son karar olan Sosyal Davası dikkate alınarak, aşağıdaki sonuçlara varılmıştır:
1.Uluslarüstü antlaşma hükümleri, uluslararası antlaşma hükümlerinden farklı olarak önceliklilik ve doğrudan etkililik özellikleriyle ayırt edilirler. Avrupa Birliği’nin Türkiye ile imzaladığı birincil ve ikincil hukuk metinlerinde genel olarak söz konusu maddelerin içeriği “açık ve sarih ise” onlar için de bu temel ilke geçerlidir.
2. Hizmet sektöründeki Türk firmaları ve onların çalıştırdıkları personelin bir AB üye ülkesinde yerleşme ve ticari faaliyette bulunmaları durumunda, A(E)T/AB üye ülkelerince bu faaliyetlerini etkileyecek sınırlamalar getirilemez. Kendilerine, üye ülke vatandaşlarına yapılan muameleden farklı bir muamele yapılamaz. (Muamele eşitliği)
3. A(E)T/AB üye ülkeleri ulusal yabancılar ile ilgili yasalarında değişiklik yaparlarken, mevcut hakları geriye götürecek değişiklikleri Türk firmaları ve onların personeli için uygulayamazlar.
4. 1973 yılından sonra çıkardıkları ulusal yasalar ve hukuki düzenlemeler A(E)T/AB Ortaklık Hukuku’na ters düşmekteyse, bu yasa ve düzenlemelerin uygulanmasında Türk firmalarının muaf tutulacağına metinlerinde dikkat çekmek zorundadırlar.
5. Haklarda Kısıtlama Yasağı çerçevesinde, 1980 tarihinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına karşı uygulanmakta olan vize yasağı tekrar gözden geçirilmek ve kaldırılmak zorundadır. Ayrıca, Türkiye’de bulunan işverenlerin de Avrupa Toplulukları Adalet Divanı nezdinde dava açma haklarının olduğu mahkemece daha önceki kararlarla tespit edilmiş durumdadır.
(Prof. Dr. Harun Gümrükçü, Temmuz 2009.)
Kaynaklar
Alter, Karen J. 2001. Establishing the Supremacy of European Law. Oxford: Oxford.
Borchardt, Klaus Dieter. 1999. The ABC of Community Law. Luxemburg: Office for Official Publications of
the European Communities.
Gümrükçü, Harun. 2003. “Alman Hukukçular’ın Ortak Görüşü: Vize Hukuken Geçerli Değil”,
Küreselleşme ve Türkiye. Hamburg/İstanbul: Institut für Türkisch-Europäische Studien, s. 133-145.
Gümrükçü, Harun. 2008. “Avrupa Birliği Nezdindeki Haklarımız”, Yunus Emre Ofisleri’nin Kurulmasına
Yol Gösterici Olarak İtalyan Hak Arama Modeli Analizi: PATRONATİ. İstanbul: Akdeniz Üniversitesi
İİBF ve TÜGİAD Vizesiz Araştırma Grubu, No:1.
Gümrükçü, Harun. 2008. A(E)T/AB Türkiye Ortaklık Hukuku’nun Türkiye’ye Yansımaları ve Hizmet Sektörü. İstanbul: Akdeniz Üniversitesi İİBF ve TÜGİAD Vizesiz Araştırma Grubu, No:2.
Gümrükçü, Harun, Wolfgang Voegeli. 2009. “Akdeniz ve Hamburg Üniversiteleri Avrupa Çalışmaları Uluslararası Yüksek Lisans Programı Direktörleri Prof. Dr. Harun GÜMRÜKÇÜ ve Prof. Dr. Wolfgang VOEGELİ’nin Ortak Açıklamaları”, Deklerasyonu.
Steiner, Josephine, Lorna Woods, Christian Twigg-Flesner. 2006. EU Law. Oxford: Oxford University Pres.
Gümrükçü, Harun. 2002. Türkiye ve Avrupa Birliği, İlişkinin Unutulan Yönleri, Dünü ve Bugünü, İstanbul: Beta Basım.
Vizesiz Avrupa hakkında daha geniş bilgi için lütfen
http://proje.akdeniz.edu.tr/iibf/euromaster/ tıklayınız veya
euromaster@akdeniz.edu.tr adresine Email yazınız. Size gerekli bilgiler iletilecektir. Ayrıca google girip ‘Vizesiz Avrupa’ terimini yazdığınızda 164.000 çok farklı bilgilere ulaşabilirsiniz.
________________________________________
[1] Harun Gümrükçü, Türkiye ve Avrupa Birliği; İlişkinin Unutulan Yönleri, Dünü ve Bugünü (İstanbul:Beta, 2002), 35–81.
[2] Harun Gümrükçü, A(E)T/AB Türkiye Ortaklık Hukuku’nun Türkiye’ye Yansımaları ve Hizmet Sektörü
(Ankara: Ajans-Türk, 2008), 115–116.
[3] C–12/86 sayılı ATAD kararı.
[4] C-288/06 sayılı ATAD kararı.
[5] C–37/98 sayılı ATAD kararı
[6] C–317/01 sayılı ATAD kararı
[7] C–16/05 sayılı ATAD kararı
[8] C–237/91 sayılı ATAD kararı.
[9] Josephine Steiner, Lorna Woods ve Christian T. Flesner, EU Law (Oxford: University Press, 2006), 468-472.
[10] a.g.e., 446-450.
[11] Daha detaylı bilgi için lütfen 6/64 sayılı Costa v. Enel ve 26/62 sayılı Van Gend en Loos kararına bakınız.
[12] Harun Gümrükçü, A(E)T/AB Türkiye Ortaklık Hukuku’nun Türkiye’ye Yansımaları ve Hizmet Sektörü (Ankara: Ajans-Türk, 2008), 21.