“Türkiye’nin Değişen Dünya Vizyonu” oturumunun konusu; Soğuk Savaş sonrasında daha barışçıl ve adaletli bir dünyanın kurulabileceğine yönelik artan iyimser beklentiler, 1990’lardaki etnik ve kültürel çatışmaların artışı, 2000’li yıllarda ise 11 Eylül ve benzeri terör saldırıları ve bu saldırıların ardından yaşanan Afganistan ve Irak savaşlarının da etkisiyle yerini kötümser senaryolar, güvenli olmayan ama istikrarlı bir yapı sergileyen iki kutuplu bir yapının yerine istikrarlı bir uluslararası sistem kurulamaması, bugün Amerikan eksenli hegemonyanın yapısal unsurlarının giderek zayıfladığı, küreselleşme sürecinin doğal bir sonucu olarak yeni siyasal aktörlerin yükselişe geçtiği bir döneme girilmesi ve bu dönemin nasıl şekilleneceği, 1970’li ve 80’li yıllarda “Merkez-Çevre Düalizmi”; 90’lı yılların başlarında ise “Tarihin Sonu” veya “Medeniyetler Çatışması” gibi modellerle açıklanan küresel sistemin yapısı oldu.
İlk oturumun açılış konuşmasını SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay gerçekleştirdi. Aktay konuşmasında, güç dengelerinin değişimi, İslam fobisi, din savaşları, küreselleşme konularına değindi. Aktay şunları kaydetti:
“Bazen bir yüzyılın içinde küresel dengeler birkaç kez önemli ölçüde değişim de gösterir. Sözgelimi bugün neredeyse tek-kutuplu bir dünyadan bahseder hale gelecek kadar bir Amerikan yüzyılını yaşarken, bu gücün bazen ezeli ve ebedi olduğunu düşünesimiz geliyor. Oysa hatırlamalıyız ki geçtiğimiz yüz elli yıla kadar Amerika Birleşik Devletleri uluslararası güç dengeleri içinde esamisi neredeyse okunmayan bir ülke konumundaydı.”
“Bütün devletler kendilerini ilelebet yaşayacak ve hep aynı gücü koruyacak şekilde görüp göstermek isterler. Ancak İbn-i Haldun’un devletler tarihi için yaptığı meşhur sosyolojik gözlemi, bütün devletlerin ortalama bir ömürleri olduğunu ve istenirse bu ömrün bir miktar uzatılabileceğini ama sonsuz kılınamayacağını söylüyordu. Küresel güç dengelerinin de hiçbir zaman ebedi bir süreklilik içinde olamayacağını görmek tarihsel bir gerçekçiliğin hakkını vermek adına bir gerekliliktir.“
“Son iki yüzyıl küresel güç dengelerinin nispeten daha hızlı bir değişim sürecinde olduğu bir çağa denk düşüyor. Bir ebedilik algısı en geç bir insan ömrü içinde güçlü bir biçimde sarsılabiliyor. 1990’lı yılların başlarında Amerika’nın Irak’a bir dünya düzeni tesis etme misyonu iddiasında girmesinin hemen ardından “Yeni Dünya Düzeni”nin bir tasviri ve ilanı olarak gündeme büyük bir gürültüyle giren tarihin sonu tezi çok kısa bir zaman içinde dünyadaki başka gelişmeler karşısında geçersiz kılındı.”
“11 Eylül saldırılarından sonra dünya ölçeğinde gelişen islamofobi’nin etkileri her geçen gün tehlikeli derecede artış göstermektedir. Batı’daki islamofobinin İslam dünyasında da karşılığını bulması kaçınılmaz olmaktadır. Böylece tarihin sonunda asla yer bulmaması gereken dinsel gerilimler ve algılar ürkütücü derecede yer bulabilmektedir.”
Aktay’ın açılış konuşmasının ardından ilk oturumun konuşmacısı TC Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu oldu. Davutoğlu telekonferans yoluyla konuşmasını gerçekleştirdi.
Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu konuşmasında şu noktalara değindi:
“Değişen güç dengeleri ve Soğuk Savaş sonrasında güç dengelerinin devamlı değiştiği bir dönemdeyiz. Yeni düzen arayışları Soğuk Savaş sonrasında bir düzene oturtulamadı. Bu durumda da ortaya bir verimsizlik çıktı. Bu verimsizlikler üç noktada düğümlendi:
“Küresel- Siyasal düzen; buna ateşkesler dönemi de diyebiliriz. Balkanlar’da, Kafkaslarda, Ortadoğu’da bir takım çatışmalar olmuş ve bu çatışmalardan sonra ateşkesler gerçekleştirilmiştir. Var olan BM düzeni Güvenlik Konseyi’nde karşımıza çıkan hiyerarşik tablo günümüz koşullarını değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası durumu yansıtıyor. Bu yapı ise bölgesel krizlerin sağlıklı bir şekilde yönetilememesine neden oluyor. Bu nedenle istikrar sağlayıcı yeni açılımlara ihtiyaç var. Şimdi tüm aktörlerin soğukkanlılıkla bu durumu değerlendirmesi gerekiyor.”
“Küresel- Ekonomik düzen; bu konuda ise yeni bir küresel ekonomik mimari gereklidir. Sadece G-8’in belirlediği ekonomik yapı yetersizdir. Daha fazla aktörün katılımıyla gerçekleştirilecek yeni ekonomik yapı gereklidir.”
“Küresel- Kültürel düzen; Doğu-Batı, Müslümanlık-Hıristiyanlık gibi küresel kültürel gerilimler söz konusudur. Bunların ortadan kaldırılması gerekmektedir.”
“Bu konularda yapılması gerekenler; yeni, tüm aktörlerin katılımıyla oluşturulmuş, daha adil, etkileşimde olan bir düzen gerekmektedir. Türkiye’nin bu bağlamda rolü çok önemlidir. Özellikle iki binli yıllarda küresel sorunlarda ciddi roller üstlenmiştir.”
“Türkiye üstlendiği görevleri yerine getirirken bir takım misyonlarla bunu gerçekleştirir; üst düzey siyasi yapı, bölgesel krizlere karşı kültürel çoğunluk…”
“Hedefimiz Afro-Avrasya’nın merkezinde bulunan bölgesel ve küresel barışı sağlamak doğrultusunda Türkiye’nin etkili hale gelmesi ve elindeki tüm imkanları bu doğrultuda kullanması.”
Toplantının moderatörlüğünü ise SDE Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu gerçekleştirdi. Müzakereciler ise Princeton Üniversitesi, Uluslararası Hukuk Bölümü’nden Prof. Dr. Richard Falk ve Bahçeşehir Üniversitesi’nden Dr. Şahin Alpay oldu.
Prof. Dr. Richard Falk konuşmasına Türkiye’nin Ahmet Davutoğlu gibi bir Dışişleri Bakanı’na sahip olduğu için çok şanslı olduğunu belirterek başladı. Hem kavramsal, hem teorik bir anlayışla hareket eden Türkiye’nin bunu bir şans olarak görmesi gerektiğine dikkat çekti. Türkiye’nin bu dönemde kültürel hassasiyetlere de dikkat ettiğinin altını çizdi. Gerçekleştirdiği dış politika faaliyetlerinin sadece kendisini değil, aynı zamanda diğer ülkeleri de etkilediğini belirtti.
Toplantıda sıklıkla bahsedilen “dünyada değişmekte olan güç dengeleri” kavramında pek çok farklı fikrin olduğuna vurgu yaptı. Bu konuda aynı zamanda “güç“ kavramının üzerinde durulması gerektiğine de dikkat çekti. Güç nasıl organize olmalı ki, içinde bulunduğumuz bölgede etkin olabilsin sorusunu tartıştı. Akılcı, taktiksel olarak başarılı, zekice kontrol edilen bir yumuşak güç anlayışı oluşturulması gerektiğini ifade etti.
“Güç”ün nasıl kullanılması gerektiğini açıkladıktan sonra Falk, devlet dışı aktörlerin ve sivil toplum örgütlerinin süreç içindeki rolüne değindi.
Dr. Şahin Alpay ise, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dış politika gereklerini gerçekleştirirken üç temel prensiple hareket ettiğini vurguladı: komşularla sıfır sorun, diyalog yoluyla diplomatik şekilde sorunların çözülmesi, Türkiye’nin bölge ile daha yakın ilişkiler içine girmesi.
Üç temel prensibi belirten Alpay, eksen sapması gibi konuların bu şartlar altında dikkate alınmaması gerektiğini açıkladı. Türkiye’nin hem bölgede hem de dünya da barış telkin eden bir ülke konumunda olduğunu ifade ederek Türkiye’nin önemine değindi. Üzerine düşen görevi daha uygun bir şekilde gerçekleştirebilmesi için kendi yapısını da daha uygun hale getirmesi gerekir diyen Alpay Türkiye’nin PKK sorununu halledip, PKK’nın silah bırakmasını sağlaması gerektiğini ifade etti.
Sıfır sorun politikasını çok iyi uygulayan Türkiye’nin en açmaza düştüğü noktanın ise Ermenistan ile olan ilişkiler konusunda yaşandığını sorunun çözümü için sınır kapılarının açılması gerektiğini, görüştüğü kişilerden de “kapıları aç, terörü çöz” söylemlerini sıkça duyduğunu belirtti.
Müzakerecilerin konuşmalarının ardından soru cevap kısmı ile ilk oturum son buldu.