Göçmenlerin ilk ulaştığı AB toprakları arasında bulunan Yunanistan’da, iltica başvurusunda bulunan göçmenlerin sayısı on yıl öncesine göre 10 kat artarak 30 binler seviyesine ulaşmış durumdadır.
AB, henüz ortak bir iltica sistemine sahip olmasa da, AB sınırlarına giriş yapan ilticacılara uluslararası hukuka uygun olarak nasıl muamele edilmesi gerektiğine ilişkin, tüm üye ülkeleri bağlayıcı düzenlemelere sahiptir. Bunların başında, 2003 yılında yürürlüğe giren Dublin 2 Sözleşmesi gelmektedir. Sözleşmeye göre, iltica başvuruları, başvuranın ilk vardığı ve müracaatını yaptığı AB ülkesinde karara bağlanmalıdır. Bunun sebebi, ilgili kişinin sadece bir ülkede iltica başvurusunda bulunmasını sağlamak birden çok müracaat yapmasının önüne geçmektir. Bu kurala bazı istisnalar da tanınmıştır. Örneğin, iltica başvuru yapan kişinin eşi ya da çocuğu başka bir üye devlette mülteci statüsü kazanmışsa ya da başvuru yapan kişinin oturma izni ya da vizesi varsa, bu durumda başvurusunu ilgili ülkeye yapabilmektedir.
Yunanistan’ın bu Sözleşme hükümlerine ve mültecilerle ilgili tarafı olduğu diğer uluslararası Sözleşmelere aykırı hareket ettiğine dair ciddi emareler bulunmaktadır. AB Komisyonu 2008 yılında Yunanistan’ı, Dublin Sözleşmesi hükümlerini yerine getirmediği gerekçesiyle AB Adalet Divanına sevk etmiş olması bunun en somut göstergelerinden birisidir. Bazı Avrupa Birliği ülkelerinden de Yunanistan’la ilgili buna benzer davalar Adalet Divanı’nda görülmeye başlanmıştır.
Yunanistan’da göçmenler ve ilticacılar konusunda neler yaşandığına yakından bakacak olursak, gerçekten de ülkede bu konuda ciddi sıkıntıların, ihlallerin, usulsüzlüklerin yaşandığını söylememiz yanlış olmayacaktır. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, iltica başvurularının Yunanistan’da, yasal dayanaktan yoksun bir şekilde otomatik olarak reddedildiğini ve başvurucuların temel ihtiyaçlardan, yasal yardımdan ve tercüme hizmetlerinden yoksun bırakıldıklarını söylemektedir.
2009 yılında iltica taleplerinin nasıl neticelendiğine ilişkin istatistiklere baktığımızda, Yunanistan’daki başvurularının yüzde 1’inin dahi olumlu sonuçlanmadığını görmekteyiz. Bu oran, her bir üye ülkeye göre değişkenlik gösterse de AB’nin geri kalanı için yüzde 25’in altına düşmemektedir. Buradan anlaşılıyor ki Yunanistan, çözümü, başvuranları geri çevirmekte bulduğunu zannetmektedir. Bu anlayışın bir eseri olarak Yunanistan’da 2009 yılında yürürlüğe giren bir yönetmelik, iltica başvurusunda bulunanlarla ilk mülakatları yapma; mülteci adaylarının gerçekten ne durumda olduklarını, yardıma ihtiyaçları olup olmadığını anlama görevini, tercümanlara, insan hakları uzmanlarına, avukatlara, sosyologlara ya da psikologlara değil sadece polislere vermiştir. Mülteciler konusunda herhangi bir eğitimi olmayan ve hali hazırda iş yoğunluğu bulunan polis müdürlüklerinin kendilerine ciddi bir iş yükü olarak gördükleri mültecilere ne kadar hoşgörüyle yaklaştıklarını tahmin etmek zor olmasa gerekir!
Adli ve sivil gözetimden uzak sürdürülen bu sürecin ciddi insan hakları ihlallerini de beraberinde getirdiği ileri sürülmektedir. Göçmenleri yasadışı olarak Türk sınırına bırakmak ya da botlarını Ege denizinde batırmak, kötü gözaltı koşullarına maruz bırakmak, göçmenleri iltica başvurusunda bulunmamaları için çeşitli hilelere başvurmak gibi şikâyet konu olan birçok olay, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün, Uluslararası Af Örgütü’nün ve Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin gündeminde ve raporlarında yer almaktadır.
[1]
Dublin Sözleşmesine göre diğer Avrupa ülkelerinden Yunanistan’a geri gönderilen ilticacılar Yunanistan’da tercümandan yoksun, sahip olduğu haklardan ve takip etmeleri gereken prosedürlerden bihaber vaziyette öylece kendi başlarına bırakılmaktadır. Bunlar ya sokakta yatıp kalkmakta ya polis tarafından tutulup gözaltına alınmakta ya da kaçak işçi olarak sömürüye maruz kalmaktadırlar.
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri de geçenlerde yaptığı açıklamada, AB üyesi ülkelerden, iltica başvurusu yapan kişileri Yunanistan’a geri göndermemeleri konusunda çağrıda bulunmuştur.
[2] Bu çağrıya uyan ülkelerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Yunanistan’a transferlerin durdurulması için yapılan başvurular, Norveç, İsveç, Almanya ve Hollanda’da mahkemelere intikal etmiş durumdadır.
Bunun son örneği İsveç’ten gelmiştir. İsveç göç mahkemesi, verdiği bir kararda, iltica başvurusu yapan 2 kadın ve onların 3 çocuğunu AB topraklarına ilk giriş yaptıkları yer olan Yunanistan’a geri göndermemiştir. Bu karar, Dublin 2 Sözleşmesine uygun olmamakla birlikte, Yunanistan’da iltica sisteminde görülen büyük eksiklikler nedeniyle yerinde görülmektedir. Söz konusu kararda, Yunanistan’da iltica başvurusu yapanların, bu ülkede haklarında adil bir karar verilmeme riskiyle karşı karşıya kaldıkları ve haksız yere geri gönderilme ihtimalinin çok yüksek olduğu belirtilmektedir.
[3]
Yunanistan’daki iltica sistemi, uluslararası hukukun dışına taşmış durumdadır. Geçen yıl ekonomik anlamda iflasın eşiğinden dönen Yunanistan, kendisine yöneltilen eleştirileri kabul etmemekte; göçmenlerle ilgilenmek için yeterli kaynaklara sahip olmadığını ve kendisine AB tarafından yeterli maddi desteğin de verilmediğini ileri sürmekte, ayrıca Dublin Sözleşmesi’nde değişikliğe gidilmesini talep etmektedir.
AB’nin de bu noktada devreye girmesi ve nasıl ki Yunanistan ekonomisini kurtarmak için kesesin ağzını açtıysa, bu sorunla ilgili de hem yapısal hem hukuki hem de bütçesel anlamda Yunanistan’a destek vermesi gereklidir. Böylece, şu ana kadar AB fonlarından en fazla istifade etmiş ülkelerin başında gelen Yunanistan’ın AB nezdindeki sorumluluklarının yerine getirilmesi yönünde de somut adımlar atabileceği değerlendirilmektedir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.hrw.org/en/news/2009/07/31/greeces-refugee-problem
[2] https://wcd.coe.int/ViewDoc.jsp?id=1661449&Site=DC
[3] http://www.earthtimes.org/articles/news/342957,handling-asylum-seeker-case.html