ABD’nin başını çektiği “uluslararası toplum” isim tamlamasıyla anılan Batılı ülkeler –sahip oldukları KİS bir yana- İsrail’in hiç kabullenmediği nükleer silahlardan söz açıldığında üç maymunu oynarken söz konusu İran olunca “küresel barış havarisi” kesilmektedirler. Birinci çelişkiyi pekiştiren; ABD’nin daha önce benzer bir argümanla 2003’de işgal ettiği ve kısa bir süre önce de çekildiği Irak’ta, aradan geçen yedi yıldan fazla sürede bırakın bu silahları bulmayı herhangi bir emareye dahi rastlamamış olmasıdır. İkinci çelişkiye gelince; ABD’nin ya tek başına ya başını çektiği bir koalisyonla ya da tetikçiliğini “Ortadoğu’daki stratejik ortağı” İsrail’in seve seve üstleneceği bir “oldubitti” (fait accompli) ile orta ölçekli konvansiyonel bir saldırıyı yönlendireceği İran, kısa bir süre önce “geleceğin savaşları” olarak nitelendirilen siber saldırıların ilk kurbanı oldu. İranlı uzmanlar, alt yapı sistemlerinde ve endüstri tesislerinde meydana gelen hasarı ortadan kaldırmak ve yeni saldırıları da önlemek için çalışmalarına rağmen bilanço oldukça ağır: İlk tahminlere göre Hazirandan bu yana İran’daki endüstriyel amaçlı bilgisayarların %60’ı “Stuxnet” isimli virüsten etkilenmiştir.
İran’ın nükleer tesislerini hedef almak üzere tasarlandığı düşünülen “dünyanın ilk siber süper silahı “Stuxnet” diğer pek çok virüsün aksine internete bağlı olmayan bilgisayarları hedef almaktadır. USB’ler sayesinde hızla yayınlan bu “akıllı” virüs, santrallerin ve fabrikaların sistemlerine girerek makineleri otomatik kontrol eden yazılımlara baştan kod yazabildiğinden bulaştığı makinelerin motorlarını istediği gibi açıp kapamakta ve sıcaklık ayarlarını bozmaktadır. Böylece Stuxnet, casus yazılım tarihinde hiç de yabana atılmayacak bir ivmeyle sanal yöntemleri somut fiziksel zararlara dönüştürebilmektedir. Bir anlamda “Buzdolabıma virüs girdi” şakasının artık bir bilimsel fantezi olmadığını şimdiden söylemek mümkündür.
İlk araştırma sonuçlarına göre Stuxnet,
Microsoft işletim sistemine sahip bilgisayarlarda özellikle Siemens tarafından üretilmiş “programlanabilir kontrol” yazılımına girmektedir. Stuxnet, bahsi geçen kontrol yazılımını bulamadığında bilgisayardaki diğer sistemlere zarar vermediğinden varlığının tespit edilmesini zorlaştırmaktadır.[1] Siemens yetkilileri ise, otuz yıldır uzak kaldıklarını İran pazarını yeniden kaybetmemek için, açıklamalarında hayatî derecede kritik operasyonlarda güvenlik gereği Microsoft işletim sisteminin kullanmadıklarının altını çizmektedirler.
Bilişim güvenliği uzmanlarına göre bu virüs, bireysel hacker’ların çabası ya da sıradan korsanlık faaliyeti olamayacak kadar karmaşık bir yapı barındırmaktadır. Virüsün bu karmaşıklığı, arkasında devlet veya oldukça gelişmiş bir terör örgütü ihtimalini beslemektedir. Bu iddialar, İsrailli uzmanlar tarafından üretildiği düşünülen Stuxnet ile İran’ın nükleer tesislerinin hedef alındığı ihtimalini daha fazla akıllara getirmektedir. İran’ın endüstriyel tesislerini etkileyen Stuxnet ile ilgili olarak İran Atom Enerjisi Kurumu uzmanları geçtiğimiz hafta içinde acil bir toplantı düzenlemeleri de bu zannı daha da güçlendirmektedir. Durumun ciddiyetinin farkında olan İranlı yetkililer, Stuxnet’in öncelikli hedefinin Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisleri olabileceğinden hareketle ivedilikle bakanlıklar arasında özel bir kriz merkezi oluşturmuşlardır.
İran’ı böylesine güç bir durum içinde bırakan ve ülkedeki pek çok kurum ve kuruluşu alarma geçiren bu siber saldırının hangi ülkeden düzenlendiğine dair elde kesin bir veri bulunmamaktadır. Ancak İslam İnkılâbı Rehberliği Yüksek Danışmanı General Safevi, İran “Kutsal Savunma Haftası” konuşmasında ABD ve İsrail’i kastederek, düşmanın bir saldırısı olması durumunda İran füzelerinin düşmanın tüm üslerini yerle bir edebileceğini açıklaması, İran’ın her ne durumda olursa olsun gözdağı vermekten kaçınmayacağının göstergesi olarak algılanmıştır. Bu söyleme paralel olarak 22 Eylül 2010’da başlayan Kutsal Savunma Haftası çerçevesinde İran Savunma Bakanının da katılımıyla “Kaviran” adlı 3.4 tonluk taktik aracı ve “Razm” adlı 120 mm’lik havan topu, Sanayi Bakanlığına bağlı Savunma Sanayi Kurumu’nda tanıtılmıştır.
[2]
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 65. Dönem Genel Kurul toplantıları sırasında elinde Kur’an ile yaptığı konuşması ve 11 Eylül saldırılarının ABD tarafından düzenlendiği iddiası ile başta ABD kamuoyu olmak üzere tüm dünyada bir kez daha şimşekleri üzerine çekmeyi başarmıştır. İran, 1979’daki Devrimden bu yana yöneticilerinin sert söylemi, arttırdığı nükleer üretim kapasitesi nedeniyle sürekli olarak eleştirilse ve kendisine karşı yaptırım kararları alınmış olsa da pek de geri adım atacağa benzememektedir. İran’ın bir yandan bu siber saldırıyı atlatmaya çalışırken bir yandan da misillemesine hazırlandığını tahmin etmek çok da yüksek bir analitik düşünme kabiliyeti gerektirmemektedir.
(Amine YAZICI, SDE Asistanı, Yrd. Doç. Dr. Murat ÇEMREK SDE Uzmanı)