Mevcut Hükümet Sistemimiz
2007 Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde Anayasa Mahkemesi’nin, CHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda 367 sayısı tamamlanmadığı gerekçesi ile yaptığı iptal başvurusunu kabul etmesi, süreci tıkamıştı (AYM E:2007/45, K:2007/54, 1.5.2007 tarihli kararı). Bunun üzerine 354 milletvekilinin imzası ile Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesini de içeren Anayasa değişikliğine ilişkin bir kanun teklifi TBMM’ye sunuldu. Bunu izleyen hukuki-siyasi süreç, 21 Ekim 2007 tarihli referandumla çoğunluğun evet oyu kullanmasıyla Cumhurbaşkanını halkın seçmesi lehinde sonuçlandı. 5678 sayılı 31.05.2007 tarihli Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesini öngören düzenleme Anayasa’ya girmiş oldu.
Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi, hükümet sitemleri kategorizasyonunda mevcut sistemi konumlandırma açısından değerlendirildiğinde tablo şu şekildedir: Bu eklenti, her ne kadar yarı-başkanlık sistemi görünümü ortaya koysa da bunun için Cumhurbaşkanı’nın yetkileri yeterli değildir. Demokratik aktörler (parlamento, hükümet, devlet başkanı) arası ilişkiler ve devlet başkanının yetkileri parametreleri esas alınarak tanımlanacak söz konusu sistemde(yarı-başkanlık sistemi) devlet başkanının ciddi anlamda yasama, atama, olağanüstü hal yetkileri vardır. Mesela V. Fransız Cumhuriyeti’nin oluşturduğu hükümet sistemi tipik bir yarı-başkanlık sistemidir ve bu sisteme farklılığını veren devlet başkanının parlamentoyu kendi inisiyatifi ile feshedebilme yetkisidir. Cumhurbaşkanı’nın yetkileri bu bağlamda düşünülürse, yarı-başkanlık sistemi için biraz daha niteliksel ve niceliksel takviyeye ihtiyaç olduğu kaçınılmazdır.
Mevcut haliyle hükümet sistemi, Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçildiği ve yarı-başkanlık sistemi kadar olmasa da hatırı sayılır yetkilerinin olduğu başkanlı parlamenter sistem
[1] tanımlamasına uymaktadır.
Cumhurbaşkanı’nı Halkın Seçmesi Bir Basamak mıydı?
Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesini öngören Anayasa değişikliği, 2007 Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde sistemin tıkanmasına tepki olarak demokratik, çözümleyici saiklere dayanmakta; yeni bir sisteme geçme adına planlı ve programlı bir değişikliği ifade etmemektedir. Ancak bu, değişikliğin basamak olarak kullanılamayacağı anlamına gelmemektedir. Nitekim başkanlık sistemini kuvvetli bir şekilde savunan TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun medyadaki bir demeci bu olasılığı güçlendirmektedir. Demeç şu şekildedir: “ … başkanlığa geçeriz. Baktık tuttu bu iş, devamını getiririz…”
[2] Ayrıca az önce kısaca belirttiğimiz parlamento sürecindeki bir oturumda
[3] “… Benim de hep savunduğum model bu. Yirmi yıldan bu tarafa başkanlık sistemi üzerinde yazdık çizdik, hep savunduk, Rahmetli Özal'dan bu tarafa epeyce sempozyum, paneller yaptık… Sayın Başkanım, eğer Türkiye'de çatışması en az, en ideal modeli istiyorsak, tam başkanlık modeline geçmemiz lazım. Buna hazırsanız, hepimiz beraber bunu da başlatabiliriz yeni dönemde.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
[4] Yine AK Parti’nin bir başka kurmayı olan Cemil Çiçek’in de bu yöndeki bir demeci: “Başkanlık sisteminde istikrar vardır. İdari anlamda daha az politize olunur. Daha güçlü bir yürütme olur… Başkanlık sistemi olmasa bile geçiş döneminde yarı başkanlık sistemi uygulanabilir. Yarı başkanlık sistemi geçiş için önemli bir değerlendirme olur…” şeklindedir.
[5]
Bu ve benzeri demeçlerden çıkarılacağı üzere Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi, belli başlı bazı revizyonlarla yarı-başkanlık veya başkanlık sistemlerine geçilmesinde aşama olabilir. Bu durum aynı zamanda yarı-başkanlık veya başkanlık sistemine geçmeye hukuken bir engel olmadığını da gösterir.
Yarı-Başkanlık veya Başkanlık Sistemine Geçiş Düşünülmeli mi?
Siyasi kültüre göre değişkenlik gösteren bu tarz sistemlerin Türkiye açısından uygunluğu tartışma konusudur. Örneğin yarı-başkanlık sisteminde, parlamentoda hükümet kurabilecek çoğunluk ile Cumhurbaşkanı aynı siyasi partinin üyesi iseler sistem Cumhurbaşkanının önderliğinde işleyecektir. Ancak bunun aksi durumda, birlikte yaşama (cohabitation) durumu söz konusu olacak ve belki de Cumhurbaşkanı’nın ön plandan çekilmesi gerekecektir. Acaba siyasi bölünmüşlüğün fazla olduğu, koalisyon hükümetlerine alışık olan bir ülkede, gerçekleşmesi muhtemel olan bu ikinci şıkta istikrar nasıl sağlanacak, sistemin tıkanması nasıl önlenebilecektir?
Yine başkanlık sistemi alternatifi de bazı şekli-maddi endişeleri beraberinde getirmektedir. Yani böyle bir revizyonun maliyeti gerek prosedür gerek içerik bağlamında fazla olabilecektir. Şekli ölçütle bakıldığında hukuki mevzuatı uyumlaştırma, uygulanma açısından tecrübesizlik/deneme-yanılma, dış tepkiler gibi sıkıntılar doğabilecektir.
[6] Yani böyle bir değişiklik, başta anayasa olmak üzere mevzuatta pek çok değişikliğe gidilmesine neden olacaktır. Bu uyumlaştırma çabaları ise öncelikli sayılabilecek AB uyumlaştırma çabaları yanında sekteye uğrayabilir veya söz konusu çabaları sekteye uğratabilir. Bu durum belki yoğun yasama-idari faaliyet ile aşılabilir. Ancak bunun yanında, sistemin uygulamasına yönelik olarak tecrübesizlik, deneme yanılma yöntemine sevk edebilir. Ayrıca referans noktası olarak sürekli ABD’nin uygulamalarına bakılması, siyasi kültüre bağlı izafi durumdan dolayı sorun doğurabilecektir. Bunun yanı sıra başkanlık sistemine geçmek, her ne kadar bu sistemin beşiği olan ABD’nin sempatisini celp edecekse de belki de aynı oranda AB’nin tepkisine neden olabilecektir. Çünkü siyasi-ekonomik-hukuksal amaçlarla üyeliğini gerekli gördüğümüz AB’nin hiçbir üye devleti, başkanlık sistemi ile yönetilmemektedir.
Bu şekli risklerin yanında maddi/fonksiyonel anlamda bazı olumsuzlukları da zikretmek gerekir. Şöyle ki, başkanlık sistemi çifte meşruiyet doğuran, iktidarın şahsileştirilebileceği, kazananın her şeyi kazandığı kaybedeninse her şeyi kaybettiği bir sistemdir. Söz konusu sistem katı, yani devlet başkanının süresi içerisinde hiçbir nedenle düşürülemediği bir sistemdir.
[7]Ayrıca uzlaşmacı bir siyasi kültürün olmadığı ülkelerde yasama organı ile yürütme organın farklı görüşlerde olması sistemi tıkayabilecek; yürütme organının icrai yetkilerini kullanmasını sağlayan yasaların çıkarılmasında güçlük yaşanabilecektir.
Kuşkusuz başkanlık sisteminin en başta istikrarı sağlama, iş bitiricilik olmak üzere olumlu yanları da vardır. Ve belki de şu an, sırtında çözülmeyi bekleyen bir yığın problemle Türkiye, böyle bir sisteme ihtiyaç duymaktadır. Ancak yukarıda kısaca ifade etmeye çalıştığımız endişeler ve değişimin maliyeti, istikrar adına alternatif yolları düşündürmektedir.
İstikrar Adına Alternatif Yollar
Parlamenter sistem hiç kuşkusuz en önemli eleştirisini yönetimdeki istikrarsızlıktan alır. Parlamenter sistemin bir kısım araçla istikrarlı hale getirilmesine
“rasyonelleştirilmiş parlamenterizm” denilmektedir.
[8] Yani bazı mekanizmalarla hükümet, istikrar ve etkinlik bakımından güçlendirilmektedir.
Bu noktada rasyonelleştirilmiş parlamenterizmaraçlarından “kurucu güvensizlik oyu” önerilebilir. Almanya, İspanya, Polonya ve İsrail gibi ülkelerde örneğine rastlayabileceğimiz bu yöntem ile parlamentonun hükümeti düşürme yönünde uzlaşması yetmemekte, ön koşul olarak alternatif başbakanda uzlaşması gerekmektedir. Örneğin 1949 Alman Anayasasının 67’nci maddesine göre, Bundestag’ın (Millet Meclisinin), Başbakanı güvensizlik oyuyla düşürebilmesi için üyelerinin çoğunluğuyla yeni bir Başbakan seçmesi gerekir. Yeni bir Başbakan seçmedikçe, Bundestag’ta hangi çoğunluk toplanırsa toplansın Başbakanı düşüremez.
Yine rasyonelleştirilmiş parlamenterizm araçları kapsamında belirli bir süre hükümetin kurulamaması halinde parlamentonun feshi düşünülebilir. Nitekim hükümetin iki, üç veya daha fazla kez kurulamaması durumunda parlamentonun otomatikman veya Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmesi parlamentoya yönelik bir tehdittir. Böyle bir tehdit ise parlamentoyu hükümet kurma noktasında hızlandıracak, istikrarsızlığı engelleyecektir.
Parlamenter sistemde istikrarı sağlamaya yönelik bu ve bu gibi yöntemlerin ‘yönetimde istikrar’ı sağlama adına feda edilen ‘temsilde adalet’i gerçekleştirme olanağı da düşünülmelidir. Şöyle ki seçim barajının yüksek olmasının en büyük argümanı olan yönetimde istikrarın bu araçlarla desteklenmesi, seçim barajının düşürülmesine de imkân tanıyacaktır.
(Asım YILDIRIM, AÜHF Öğrencisi)
[1] “Başkanlı parlamenter sistem” (parlimentary with ‘’president’’ system) tanımlaması demokratik aktörler arası ilişkiler ve devlet başkanının yetkileri eksenli Shugart-Carey kategorizasyonuna dayanmaktadır. Bkz. Matthew Sobert Shugart - John M. Carey’nin, “
Presidents and Assemblies: Constitutional Design and Electoral Dynamics”
(Cambridge University Press, Cambridge, 1992) s.55 vd. İrlanda, Bulgaristan ve Slovakya’da uygulanan hükümet sistemleri de buna örnek olarak değerlendirilebilir.
[2] Can Dündar, Neden? Programı, bkz. http://arsiv.ntvmsnbc.com/ntv/metinler/neden/20070508.asp.
[3] 5678 sayılı 31.05.2007 tarihli Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’a dair görüşmeler.
[4]TBMM Tutanak Dergisi 115’inci Birleşim 28 Mayıs 2007 Pazartesi, bkz. http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem22/yil5/bas/b115m.htm
[6] GÖNENÇ, Levent, "Türkiye'de Hükümet Sistemi Tartışmaları: Olanaklar ve Olasılıklar Üzerine Bir Çalışma Notu", Başkanlık Sistemi içinde, s.7 vd. (Yayına Hazırlayan: Teoman ERGÜL), Türkiye Barolar Birliği Yayını, Ankara, 1-12 (2005).
[7] ABD Anayasası uyarınca ‘impeachment’ adı verilen yolla Başkan, kriminal bir suç işlerse Senato tarafından üçte iki çoğunlukla görevden azledilebilmektedir. Bu yolla şu ana kadar, girişim olmuşsa da (1868 A. Johnson, 1998 B. Clinton) hiçbir başkan azledilmemiştir.
[8] Rasyonelleştirilmiş Parlamenterizm ile alakalı bkz. Kemal Gözler, Anayasa Hukukuna Giriş, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, Dördüncü Baskı, 2004, s.108.