ENGLISH
21.05.2012
Ana Sayfa » OrtadoğuGeri Dön «

İran ve Yaptırımlar

28.09.2010 14:18:37

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

BM Güvenlik Konseyi, 9 Haziran 2009’da, 1929 sayılı kararıyla nükleer programı nedeniyle İran’a ilave yaptırımların uygulanmasına karar vermiştir. İlave diyorum çünkü bundan önce 3 yaptırım kararı daha çıkmıştı İran hakkında. Bu son kararın oylamasında BM Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyesi olan Brezilya ve Türkiye hayır oyu verirken Lübnan çekimser kalmıştır. Bu karar, İran’la ilgili bir yaptırım kararının oylamasında ilk defa oybirliği sağlanamayan karar olarak da tarihe geçmiştir.

 
Bunun başlıca sebebi, Güvenlik Konseyi toplantısından kısa bir süre önce, Brezilya ve Türkiye’nin diplomatik çabaları neticesinde İran’la nükleer takas anlaşmasının imzalanmasıdır. Bu olumlu adımı yok sayarak İran’ı yaptırımlar yoluyla cezalandırmaya devam etmenin diplomatik alanı daraltacağını ve soruna kalıcı bir çözüm bulma şansını azaltacağını düşünen Brezilya ve Türkiye haklı olarak oylamaya bu tutumlarını yansıtmışlardır.
 
ABD, BMGK daimi üyelerinden Çin ve Rusya’yı, İran’a yeni yaptırımlar konusunda uzun süren görüşmeler sonunda ikna etmişken bundan vazgeçmek istememiş ve neticede 15 üyenin 12’sinin oyuyla yaptırım kararı alınmıştır.   
      
Kararda, nükleer programla ve füze sistemiyle bağlantılı olan malzemelerin ve silahların İran’a trasferi yasaklanmaktadır. Bu şüphe altındaki tüm deniz araçlarının durdurulup aranması da aynı kararda istenmektedir. Ayrıca, bir kısmı İran Devrim Muhafızlarıyla da bağlantılı toplam 40 şirket ve kurum yaptırım listesine alınmıştır.  
 
ABD yaptırım kararı müzakerelerinde bu sayısının yüksek tutulması için çaba göstermiş, örneğin Bank Mellat, İran Merkez Bankası ve İran İhrarat Geliştirme Bankasının da karalisteye alınması için gayret sarf etmiştir. Ancak İran’ın en büyük ticaret ortaklarından birisi olan Çin’in direnci nedeniyle, 1929 sayılı karara sadece Bank Mellat’ın yan kuruluşu olan Doğu İhracat Bankası’nı ekletebilmiştir.
 
1929 sayılı kararda konvansiyonel silah ambargosu kapsamlı tutulmuş; İran’ın diğer ülkelerden füze, donanma gemisi, tank, top, zırhlı araç, askeri helikopter ve uçak alması bu kararla yaptırım altına alınmıştır.
 
ABD ve AB’nin Tek Taraflı Yaptırım Kararları
 
BMGK kararından hemen sonra ABD ve AB, bu kararın ötesinde hükümler içeren yeni yaptırım kararlarını, kendilerini bağlayacak şekilde kabul etmişlerdir. Bunu sebebi, BM Güvenlik Konseyi kararına eklenemeyen sektörlerin ve şirketlerin de yaptırıma tabi tutulması isteğidir.  
 
Böylece, birçok İran bankası, sigorta şirketi ile ulaşım ve enerji sektörü yeni yaptırımlara konu olmuştur. Toplam 17 İran bankası ABD’nin karalistesine alınmıştır. ABD yaptırımları, petrol zengini İran’ın yıllardan beri maruz kaldığı ambargolar nedeniyle geliştiremedeği petro kimya ve rafineri teknolojisini ve diğer ülkelerden karşılamaya çalıştığı benzin ihtiyacını da hedef almaktadır. Buna göre, İran’a piyasa değeri 1 milyon Dolar’dan fazla rafine edilmiş petrol ürünü satan ya da 12 ay boyunca toplamda 5 milyon Doların üstünde rafine edilmiş petrol ürünü satan şirketler yaptırımları ihlal etmiş sayılacaktır. Buradaki amaç, İran’ın can damarı olan enerji sektörünü ve diğer ülkelerle ticaretini kolaylaştıran bankacılık sektörünü daraltarak zora sokmaktır.
 
ABD Hazine Bakanlığı geçen hafta, BM ve ABD’nin yaptırımlarına konu olan kişi ya da kurumlarla iş yapan yabancı banka ve şirketlerin ABD finansal sistemine erişim yapmalarını yasaklayan bir karar almıştır. Bu tür ihlaller karşısında daha önce sadece para cezası alan şirketler ve bankalar artık ABD ekonomisine girememe riskiyle de karşı karşıyadır.  
 
Yaptırımlar Uygulamaya Başlandı
 
Önceki yaptırımların İran üzerinde çok fazla bir etkisi olmadığını gören ABD, İran’ın bankacılık ve petrol sektörünü de içine alacak şekilde genişlettiği yaptırımları uygulama konusunda kararlı olduğunu gösteren adımlar atmaktadır. Bu kapsamda ABD, İran’la iş yaptıkları gerekçesiyle kendi ülkesinde faaliyet gösteren yabancı bankalara rekor cezalar kesmektedir. Örneğin, İsviçre bankası Credit Suisse 536 milyon Dolar, İngiltere Bankalarından Lloyd's ve Barclays ise sırasıyla 350 ve 298 milyon Dolar ceza ödemiştir. İsrail’in de, İran’la bağlantılı para transferlerinin açığa çıkartılması konusunda ABD makamlarına yardımcı olduğu belirtilmektedir.
 
Şu an için ABD’de iş yapan 9 büyük bankayla ilgili bu tür incelemeler yapılmaktadır. Bu ceza ve tahkikatlar nedeniyle, ABD’de bankacılık faaliyetleri yapan ya da ticari ilişkileri olan bankaların İran’la iş yapma konusunda tereddüt yaşadıkları görülmektedir.
 
ABD, ulusal planda aldığı ilave yaptırımların müttefikleri tarafından da uygulanması konusunda ısrar etmeketdir. Bu dolğrultuda ABD temsilcileri, özellikle ulaşım, havacılık, enerji ve ticaret alanlarında İran’la bağlantıları olan ülkelere ziyaretlerde bulunmaktadır.
 
ABD Hazine Bakanlığı’nın Terörizm ve Mali İstihbarat konularından sorumlu Müsteşarı Stuart A. Levey’nin, ABD’nin tutumunu anlatmak ve buna destek bulmak için, beraberindeki bir heyetle Bahreyn, Brezilya, Ekvator, Japonya, Lübnan, Güney Kore, Türkiye ve BAE’ye ziyarette bulunması bu yönde atılmış bir adımdır.
 
İran’la yakın ticari ilişkileri olan Güney Kore ve BAE, dış baskılar nedeniyle İran’a karşı, BM yaptırımlarının ötesine geçen uygulamalara imza atmaya başladığı görülmektedir. İran da, bu tür ülkelere çağrıda bulunarak, kendisine BM’nin ötesinde yaptırım uygulayan ülkelerin, İran’ın zengin yatırım ve ticaret imkânlarından mahrum kalacağını ilan etmiştir. 
İran aleyhine gelişmelerin yaşandığı bir diğer sektör ise sivil havacılıktır. İran yolcu uçaklarına Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İngiltere, Almanya’daki havaalanları artık yakıt ikmal izni vermemektedir.
 
 
İran deniz taşıtlarının durdurulup aranması konusunda ise şimdilik herhangi bir uygulama olmamış ancak BMGK kararı kapsamında bunun olma ihtimali bulunmaktadır. 
 
ABD’nin Türkiye Israrı
 
Stuart A. Levey’nin Türkiye ziyareti ABD açısından önemliydi. Zira ABD makamları, ülkelerinin tek taraflı olarak aldığı ilave yaptırımlara Türkiye’nin de katılmasını arzu etmekteydiler. Bunun temel sebebi, İran’ın finansal açıdan köşeye sıkışması için Türkiye’nin ve diğer bazı ülkelerin desteğine ihtiyaç duymasıdır.
 
Ancak yapılan ikili görüşmelerde Türk tarafının ABD’li muhataplarına net bir dille; ‘ilave yaptırımlara katılma gibi bir niyetlerinin olmadığını sadece BMGK’dan oy çokluğu ile çıkan uluslararası yaptırımlara uyacaklarını’ ifade ettikleri bilinmektedir. Türkiye’nin bu görüşü, BM Genel Kurul toplantısı için New York’a giden en üst düzey temsilcilerince de karşı tarafa aktarılmıştır.
 
ABD ve AB’nin sadece kendilerini bağlayan yaptırım paketleri hazırlanırken Türkiye’nin görüşünün alınmadığını da unutmamak gerekir. 
 
Ankara’nın uzun vadeli enerji politikasında ve dış ticaret hedeflerinde İran’ın önemli bir konumu bulunmaktadır. Bu kapsamda Türkiye, ticaret hacminin artırılması için İran’la serbest ticaret anlaşması yapılmasını istemektedir.
 
Bu açıdan bakıldığında, BMGK yaptırımları arasında yer almayan hususlarda örneğin, Bank Mellat’ın Türkiye’deki Şubeleri aracılığıyla yaptığı bankacılık işlemlerine ya da Türk şirketlerinin İran’a benzin satması gibi ticari faaliyetlere herhangi bir yasağın veya sınırlamanın getirilmesinin söz konusu olmadığı görülmektedir.
 
Buna karşılık ABD’nin, kendi ilave yaptırımlarına aykırı hareket ettiğini düşündüğü Türk şirketlerine ABD’de iş yapma getirebileceği ihtimali bulunmaktadır. Ancak bu durumun daha farklı problemlere yol açabileceği ortadadır. 
 
Yaptırımlar Başarılı Olabilecek mi?
 
Tüm bu yaptırımların BM nezdindeki hukuki sebebi, İran’ın gizlice nükleer bomba yapmaya çalıştığı iddialarıdır. Ancak bunu doğrulayan somut hiçbir bulguya henüz rastlanılmamıştır. Bundan dolayı İran makamları, uluslararası hukuk tarafından tanınan sivil nükleer enerji hakkının elinden alınmak istendiğini, bu amaçla uygulamaya geçirilen 4üncü ambargo paketine de direneceklerini söylemektedir. Gerçekten de İranlılar açısından nükleer enerji meselesi artık bir ulusal gurur ve güvenlik meselesine dönüşmüş durumdadır. Zira, 1979 öncesinde ABD’nin desteklediği monarşik İran’ın son lideri Muhammed Rıza Şah Pehlevi döneminde başlayan İran’ın nükleer enerji projesi o zamanlar ABD tarafından desteklenmekteydi. Dolayısıyla halkın nükleer enerji konusundaki algılaması, “uluslararası hukuk tarafından her ülkeye olduğu gibi İran’a da tanınan bu hakkın başka yollarla İran’dan sakınılmasını isteyenlerin” iyi niyetli olmadıkları yönündedir.
 
ABD, yaptırımların İran üzerindeki etkilerinin her geçen gün arttığını ileri sürmektedir. Ancak, ülkeler arasında BMGK yaptırım kararının yorumlanmasında dahi henüz bir birliktelik sağlanabilmiş değildir. ABD bu kararın İran’ın kalbi sayılan enerji sektörü ve merkez bankasına karşı yeni yaptırımlara izin verdiğini söylerken Rusya ve Çin ise İran’ın enerji sektörü ve Merkez Bankasıyla iş yapılmasının önünde herhangi bir yasal engelin olmadığını belirtmektedir.
 
Rusya’nın silah, savunma ve nükleer santrallerin inşası alanlarında, Çin’in ise petrol ve doğalgaz sektöründe İran’la yakın ilişkileri bulunmaktadır. Bunlardan vazgeçmelerinin çok kolay olmayacağı açıktır. Örneğin, Rusya S-300 füze sistemi anlaşmasından çekilmesi halinde milyarlarca dolar kaybedeceğini bilmektedir. Çünkü İran, Rusya’yla arasındaki silah ticaretini tümden kesebileceğini açıklamıştır. Diğer taraftan, Çin petrol şirketleri İran’da çalışmaya devam etmektedir.
 
Diğer taraftan, Pakistan’la İran arasında 2014’te başlaması planlanan doğal gaz boru hattı projesinin yapımına devam edilmektedir. Bu projenin devamında boru hattının Pakistan’dan Hindistan’a geçmesi planlanmaktadır. İran’ın tedrikçi ülke olarak yer aldığı bu tür uluslararası doğal gaz projeleri konusunda neler yaşanacağı ise şimdilik belirsizliğini korumaktadır.
 
Her ne kadar İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ve dini lideri Ali Hamaney, İran halkıyla İran yönetimi arasındaki bağları koparmayı hedeflediğini söyledikleri bu yaptırımların hiçbir işe yaramayacağını ileri sürseler de ülkenin diğer bir etkili ismi olan Haşemi Rafsanjani, İran yönetimini yaptırımları ciddiye alması ve gerekli çalışmaları yapması konusunda uyarmaktadır.
 
Bu uyarılara paralel olarak İran’ın, yaptırımların olumsuz etkisini azaltmak için bir dizi önlem almaya başladığını görmekteyiz. Bunlardan ilki ülke içindeki benzin üretiminin artırılmasına yönelik çalışmalardır. Bilindiği gibi İran her ne kadar petrol ihraç eden bir ülke olsa da gerekli teknolojiye sahip olmadığı için iç piyasaya yeterli oranda benzin sunamamaktadır. Bu nedenle benzin ihtiyacını başta Türkiye ve Çin olmak üzere dışarıdan sağlama yoluna gitmektedir.
 
Ülke içi benzin üretimini artırmaya çalışan İran’ın bunu kısa vadede başarması kolay değildir. Çünkü sorun sadece üretim meselesi değil aynı zamanda tüketim oranının da olması gerekenin çok üstünde seyretmesidir. Bunun en önemli sebebi ise, İran’da benzinin sübvanse edilmesi ve maliyetinin altında bir fiyatla iç piyasaya arzıdır.
 
İran’ın yaptırımlardan etkilendiği diğer bir önemli alan ise bankacılıktır. İran bankacılık sektörünü hedef alan ambargoya cevap olarak, yabancı yatırımcıların İran bankalarında daha fazla kontrole sahip olabilmelerinin önünü açan bir yasa onaylamıştır. Ancak bu yasanın da, İran bankalarının uluslararası alanda yaptırıma uğramadan faaliyette bulunmalarını kolaylaştıracak bir önlem olmaktan uzak olduğunu görüyoruz.
   
 
(Ömer Ersoy, Araştırmacı) 



ORTADOĞU KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya