ENGLISH
21.05.2012
Ana Sayfa » HukukGeri Dön «

Askeri Vesayetten Demokrasiye

28.09.2010 14:10:26

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türkiye’de özellikle 27 Mayıs 1960 yılındaki askeri darbeden sonraki süreçte siyaset, ekonomi ve hukuk alanlarında etkisi giderek artan kurumların en önemlilerinden biri Milli Güvenlik Kurulu’dur. MGK yıllarca hem rutin aralıklarla yaptığı olağan toplantılarla siyaseti yönlendirmiş ve hem de Milli Güvenlik Siyaset Belgesi olarak adlandırılan bir metinle bu alandaki etki ve belirleyeciliğini devamlı hale getirmiştir. Bu nedenle hem MGK’nın ve hem de Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin oluşumu, görevleri ve etkileri analiz edilmeden cumhuriyet dönemi Türk siyasal hayatını anlaşılması oldukça güç olacaktır. Bu çalışma adı geçen kurum ve belgenin tarihsel süreci ve işlevleri üzerinde durmaktadır.

MGK’nın Tarihsel Süreci
 
MGK’nın geçmişi, hem siyasi ve hukuki tarihimiz, hemde idari yapılanmamız açısından çok eskilere dayanmaktadır. 1933’ de Resmi Gazete’ de yayımlanmayarak gizli bir kararnameyle Yüksek Müdafaa Meclisi adıyla kurulan MGK, 1949’da 5399 sayılı kanunla Milli Savunma Yüksek Kurulu olarak revize edilmiştir. MGK, her ne kadar anayasal yapımıza 1961 Anayasası ile dahil olmuş olsa da hukuken ve fiile 1933 yılından beri idari yapımızda mevcuttur.
 
Yüksek Müdafaa Meclisi adıyla kurulduğu günden itibaren MGK’nın yaşadığı isim değişikliklerinin gerekçesi, ülkemizin asker odaklı ve devlet merkezli güvenlik kültürünün pekiştirilip, böylelikle askerin siyasete müdahale etmesinin toplum nezdinde meşruiyetinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bu değişiklikler salt birer isim değişikliğinden ibaret değildir. Mesela bu değişiklik kapsamında Yüksek Müdafa Meclisi’ne milli seferberlik durumunda bakanlıklara verilecek vazifelerin tespiti gibi ilginç bir görev verilmiştir. 1949 yılındaki bu değişiklikle Meclis’in adı Milli Savunma Yüksek Kurulu şeklinde değiştirilmiş; görev kapsamı da seferberlik konularının yanısıra ülkenin, iç ve dış düşmanlar karşısında kendini müdafaa edebilmesi amacıyla milli savunma politikasının hazırlanması haline getirilmiştir. Ordunun bugünkü anlamda siyasete müdahalesinin anayasal gerekçesi ise, Milli Güvenlik Kurulu’nun 1960 darbesi sonucu yapılan 1961 Anayasasında yer verilmesiyle gerçekleşmiştir. 1961 Anayasasının 111. Maddesinde Milli Güvenlik Kurulu “millî güvenlik ile ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonunun sağlanmasında gerekli temel görüşleri Bakanlar Kuruluna tavsiye etmek” göreviyle tanımlanmıştır. Tamamen sivillerin inisiyatifinde bulunması gereken bir alanın bu türden askeri müdahaleye açılması ise demokratik devlet yapısına vurulmuş ciddi bir darbedir. Milli Savunma Yüksek Kurulu’nun tek asker üyesi Genelkurmay Başkanı olmasına rağmen, MGK’ da siviller aleyhine bir düzenleme yapılarak kuvvet komutanları da kurula dahil edilmiştir.
 
MGK’nın görevi milli güvenlik politikalarının hazırlanması, savunma ile ilgili olan her türlü sorumluluğun belirlenerek genel politikanın oluşturulması ve değerlendirilmesidir. 1982 anayasasında ise Kurul üyelerine Jandarma Genel Komutanı da dahil edilerek MGK’da alınan kararlar hükümet tarafından “öncelikle dikkate alınmaya ” başlanmıştır. İstişarî bir kurul olmasına rağmen, oluşumundan bu yana siyasi iradeyi yoğun psikolojik harekat sonucunda kontrol altına almıştır. Atanmış bürokrasinin siyasi karar mekanizmaları üzerindeki etkisi artarak siyasette bir iktidar kaymasına yol açmıştır. Ancak AB uyum önerileri çerçevesinde 2001 yılında yapılan anayasal değişikliği ile Kurul’un yapısı ve çalışma yöntemi kısmen de olsa sivilleştirilmiş, kararları ile ilgili olarak “öncelikle dikkate alınır” lafzı “ değerlendirilir” ibaresiyle değiştirilmiştir. Bu değişiklikle MGK’nın Bakanlar Kurulu’nun üzerindeymiş izlenimi uyandıran ve anayasada kullanılan cebri ifadenin yumuşatılması amaçlanmıştır. Ayrıca Kurulun daimi üyeleri arasına Adalet Bakanı ve Başbakan Yardımcıları da eklenmiştir. Böylelikle Kuruldaki bürokratik güç azaltılarak sivil-asker üye sayısı siviller lehine değiştirilmiştir.
 
Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi’nin İşlevi
 
MGK, daire başkanlıkları, sekreteryası ve devasa teşkilat binası ile müsteşarlık çapında bir kurum haline gelmiştir. Bu devasa örgütün en temel görevlerinden bir tanesi de Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi’nin (MGSB) hazırlanmasıdır. İlgili yasal düzenlemelerde MGSB’nin temel hedefi; Türkiye’nin güvenlik siyasetinin belirlenmesi, iç ve dış güvenlik siyasetinin esaslarını saptamak biçiminde tanımlanmıştır. Bu kapsamda 5 yılda bir tekrar yazılıp, yapılan eklemelerle güncelleştirileceği hükmüne de yer verilmiştir. Kamuoyunda kırmızı kitap diye tabir edilen MGSB idari, askeri, kültürel, sosyal, hukuki konulara dair nasıl bir politika uygulanması gerektiğini belirleyip siyasi iradeyi etkisizleştiren bir politika izlemiştir. Bu belgelerde çeşitli dönemlerde yer almış ve bugünde yer almaya devam eden iç ve dış tehdit algısı, sosyal, kültürel özellikler gibi konular temelde yasama ve yürütmenin yetki alanına giren dolayısıyla siyasal karar alıcıların sorumluluğunda olması gereken konulardır. Daha da önemlisi toplumun temsilcileri tarafından şekillendirilmesi gereken siyasi konular olmasına rağmen belgedeki askeri bürokrasinin ağırlığı, siyaset üzerinde devletin ne denli etkili olduğunu göstermektedir. Bu tür kurum ve belgeler, Türkiye’de siyasetin demokratik rejimlerdeki gibi bir etkiye sahip olabilmesinin önüne getirilmiş vesayet müesseseleri olarak dikkat çekmektedir.
 
Mevcut MGSB’de Türkiye’nin iç güvenliğini tehdit eden temel unsurlar irtica, bölücülük ve aşırı sol akımlar olarak tanımlanmaktadır. AB’nin Türkiye ilerleme raporlarında da her defasında dile getirdiği gibi iç ve dış güvenlikte tehdit algılamalarının belirlenmesinde atanmış bürokratlardan oluşan TSK’nın ağırlığını koyuyor olması, Türkiye’nin demokratikleşmesi önüne ciddi engel olarak çıkmaktadır. Bir ülkenin tehdit algılamalarını şekillendiren, halka hesap vermekle sorumlu siyasi otoritelerdir. Halen yazımı devam etmekte olan Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi, Soğuk Savaş’tan bu yana en köklü değişimini hükümetin belgeye ağırlığını koymasıyla bu yıl geçirmesi ümit edilmektedir. Ekim ayında MGK tavsiyesiyle Bakanlar Kurulu’na sunulacak olan belgeye hukuki olan hiçbir metinde tanımı yer almayan “irtica” çıkarılarak, onun yerine “dini istismar eden örgütler” ibaresinin kullanılması planlanmaktadır. Bu çerçevede hazırlanan taslaklarda irtica yeniden tanımlanarak Erdoğan’ın “vatandaşı iç tehdit olarak gören zihniyet” diye tanımladığı dini yapılar belgeden çıkarılmaktadır. İfade özgürlüğü vatandaşa tanınmış anayasal bir hak olmakla birlikte; şiddet içermeyen ve şiddete yöneltmeyen, rejime yönelik yapılan eleştiriler tehdit sayılmamalıdır. Yeni MGSB’de anayasa ve yasalarda suç olarak tanımlanmayan hiçbir eylemin tehdit olarak görülemeyeceği ifade edilmektedir. Bu sayede belge dayanak gösterilerek kurumların veya kişilerin izlenmesi, vatandaşların fişlenmesi kaldırılarak anayasa ve yasalarla görevlendirilen kurumlar dışında istihbari faaliyet yapılmasının engellenmesi planlanmaktadır.
 
MGSB’ de Kullanılan Güvenlik Dili
 
Ülkemizde güvenlik kültürünün temelini egemenliğin kaybı ve bölünme korkusu oluşturmaktadır. Bu süreçte batılılaşma, toplumun belli bir kısmı tarafından sömürgeleşme; irtica ise, laiklik sürecini tehdit eden bir kavram olarak algılanmaktadır. MGK siyasal ve sosyal pek çok konuyu ulusal güvenliği tehdit eden unsurlar olarak algılayarak, siyasal alana nüfuz etmenin bir çeşidini sergilemektedir. Bu gibi algıları yansıtan ve bazı siyasal ve sosyal konuları varoluşsal tehdit olarak ele alan MGSB, bu tehdit algılamaları ve kullandığı güvenlik dili itibariyle uzun yıllar hükümetlerüstü olarak algılanmıştır. Ancak bugün ülkemizin izlediği politikalar gözönüne alınarak MGSB’deki siyaset algılamalarının değiştiği, bir zamanlar güvenlik meselesi haline getirilen konuların bugün normalleştirildiği gözlenmektedir. Bu durumda, iktidarlarını halkın ulusal güvenlik kaygılarından alan üniformalıların, hükümetler üstünde güç sahibi olmaları engellenmiş olacaktır. İktidar olma arzusu ile halk üzerinde sanal korku yaratmaya çalışanlar, halklar nezdinde demokratikleşme adına derin bir dönüşümün yaşandığını farkederek, sahip oldukları imtiyaz alanlarından taviz vereceklerdir.[1]
 
Demokratikleşme Adına Atılabilecek Adımlar
 
Mutlak bir denetlemenin mümkün olmadığı, gerçek siyasi iktidar olan bürokratik seçkinlerin hakimiyetinin olduğu MGK; eğer Türkiye’de idari yapılanma içerisinde bulunmaya devam edecekse, olağan bürokratik örgüt ve kurumlardan birisi pozisyonuna indirgenmeli, siyaset kurumu üzerinde vesayet organı niteliğini sürdürmemelidir. Aksi takdirde anayasanın genel çerçevesini çizdiği bu idari örgütlenme, merkezine aldığı milli güvenlik kavramı ve siyasetiyle bir “güvenlik devleti”, siyasi ve askeri alan arasında kurduğu hiyerarşik ilişkiyle de bir “askeri vesayet rejimi” özelliği göstermektedir. Bu nedenle demokratik ülkelerde olduğu gibi ulusal güvenlik kurumu olan Milli Güvenlik Kurulu’nun anayasada yer almayıp yasalarla düzenlenmesi gerekmektedir. Geniş kapsamlı ve muğlak tanımlı “güvenlik” ifadesinden “savunma” ile sınırlı kalacak şekilde kurumsallaşmaya gidilmelidir. Böylece, kendi içinde müdahaleye imkan tanımayan, ancak dışarıya müdahalede geniş alana sahip bir güç merkezi etkisiz hale getirilmelidir. MGSB kaldırılmalı, demokratik parlamenter sistemin kendi dinamikleri içinde, askeri vesayetin getirmiş olduğu siyasi tıkanmışlığa karşı hükümetin müdahale ve yetki alanı güvence altına alınmalıdır. Demokrasinin içselleştirilmesi, millete karşı sorumsuz olan kurumların güçlendirilmesi ile değil, demokratik kurum ve organların etki alanın genişletilebilmesi ile mümkün olacaktır.
 
(Şule Cengiz, SDE Asistanı) 


[1]Seray Kethudaoğlu bk: Türkiye’de MGK ve Milli Siyaset Belgesi Işığında Güvenlik Kültürünün Değişimi



HUKUK KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya