Güvenlik Konseyi ve Afrika
Geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği için yapılan oylamada Afrika’dan Nijerya ve Gabon geçici üye seçildi. Mevcut durumda Afrika temsilcisi olan Uganda’nın yanına sözkonusu iki ülke de kara kıtadan katılmış oldu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği, iki yıl süren ve Konsey içinde oy ve veto hakkı tanıyan bir statüyü ifade etmektedir. Her bölgeye belli sayıda ayrılan kontenjanlara aday olan ülkeler, 192 üyeli Genel Kurul’da seçimlere katılmaktadırlar. Geçici üyelik kazanan Nijerya en son bu sandalyeyi ondört, Gabon ise onbir yıl önce kazanmıştı. (Tıkla-1)
Güvenlik Konseyi’nde temsil hakkı kazanan iki ülkeden biri olan Nijerya, kendi içinde yüksek bir çatışma potansiyeli taşımakla birlikte son yıllarda demokratikleşme alanında attığı adımlarla adından söz ettirmektedir. Geçtiğimiz günlerde de hükümetin muhtemel bir üyelik için yayınladığı on adet başlıktan oluşan ajandası, insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve bu türden suçlarla mücadele için hukuki bir iradeyi içermektedir. Zira Nijerya’nın, Genel Kurul’daki oylamada başta Afrika Birliği ve ECOWAS ülkeleri başta olmak üzere neredeyse bütün kıtanın desteğini kazanması tesadüf sayılmamalıdır. Ayrıca ülkedeki petrol bölgelerinin hakimiyeti için hükümet güçleriyle çatışan MEND cephesi üyelerine geçtiğimiz haftalarda genel af çıkarılması ve örgüt liderlerinin nispeten hafif bir süreç sonunda serbest kalmaları, kıta standartlarını aşan bir hukuki olgunluk olarak değerlendirilmektedir. Nijerya’nın bu türden bir gelişmeyi yakalayarak sonunda Güvenlik Konseyi üyeliği ile taltif edilmesi, bölgedeki ve kıtadaki diğer devletler için de örnek teşkil edebilecektir. (Tıkla-2) Batı Afrika gibi çatışma ve cunta hareketlerinin sıkça yaşandığı bir bölgede Gabon’un da istikrarlı ve barışçı bir siyasi portreye sahip olması, dünya ülkeleri tarafından kıtaya verilen mesaj olarak değerlendirilebilir.
Küresel anlamda güvenlik sorunlarıyla ilgilenecek olan bu iki Afrika ülkesi, temelde Afrika’nın gündemini meşgul eden güvenlik sorunları için mesai harcamak durumundadırlar. Genel itibariyle kıtanın insan hakları alanında zayıf olan siciline yönelik çalışmaların yapılması beklenmektedir. Özel anlamda ise başta Sudan olmak üzere pek çok çatışma bölgesinde barışçıl çözümlerin üretilmesinde aktif rol oynama görevi üstlenmektedirler. Afrika’yla ilgili olarak güvenlik sorunlarının artık ertelenemez bir konu olması dolayısıyla, çözüm için gereken adımların yine kıta içi devletler tarafından somut biçimde atılması ihtiyacı duyulmaktadır. Ancak Konsey üyeliğinin sözkonusu iki ülke açısından geçici ve kısıtlı olması dolayısıyla, asıl sorumluluğun daimi üyelerin üzerinde olduğu bilinmelidir. Bu noktada silah satışı ve yer altı kaynaklarının ithali konularında büyük devletlerin ellerinde bulundurdukları imkanları kıtanın barış ve istikrarını tesis etmek için kullanmaları gerekmektedir.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan, 19 Ekim 2009)