SDE Yaz Etkinlikleri kapsamında referandum sürecinde Türkiye’nin çeşitli illerinde toplantılar düzenleyen SDE, referandum sürecinde aktif olarak faaliyette bulunmuştu. Aynı zamanda anayasa değişiklik paketi içinde yer alan tüm maddelerin neler olduğunu, ne şekilde bir değişiklik getirdiğini ve bu değişikliğin ne sonuçlar doğuracağını en sade dille anlatan bir “12 Eylül: Bu Sefer Demokrasi” başlıklı kitapçık yayınlamıştı. SDE bu çalışmalarına bir yenisini ekleyerek referandum sonuçlarının Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini, bundan sonraki süreçte neler yapılması gerektiğini düzenlediği panel aracılığıyla kamuoyuyla paylaştı.
Panelin moderatörlüğünü gerçekleştiren SDE Başkanı Aktay; “Ocak ayından itibaren yargı konusuyla ilgili çalışmalar gerçekleştirdik. Bu doğrultuda paneller ve konferanslar düzenledik. Bu düzenlediğimiz toplantılar sonucunda bir yargı raporu hazırladık ve parti ayrımı yapmaksızın tüm partilerle gidip bu konuyu görüştük. Referandum konusu gündeme geldiği andan itibaren de Ak Parti’ye destek vermek anlamında değil, sürece destek vermek anlamında hem uzmanlarımız hem de çalışanlarımız olarak çalışmalarımızı sürdürdük, katkı sağlamaya çalıştık. Değişim arzusu sadece Ak Parti’nin çabaları ile sürdürülmüş değil, Türkiye’nin lehine çalışan stratejik aklın, sivil toplum kuruluşlarının, sağduyunun arzusu” diyerek Enstitü’nün süreç içinde rolüne değindi.
Aktay’ın ardından konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Birol Akgün ise şunları kaydetti: “Türk demokrasisi bundan sonraki süreçte ciddi ivme kazanacak. 12 Eylül referandumu bir milat niteliği taşıyor. 1982 Anayasası’nı zaten yetmişe yakın maddesinde daha önceden değişiklik yapılmıştı. Ancak yapılan hiçbir değişiklik bu kadar kapsamlı ve içeriğe yönelik değildi. Şimdiye dek yapılan değişikliklerin hiçbiri toplumsal zemine bu kadar yakın olarak gerçekleştirilmemişti. Ancak 12 Eylül sürecinde bir şekilde sivil siyaset, seçilmişler eliyle kapsamlı bir değişiklik gerçekleştirme sürecine girdi.”
1946 Ruhu Her Şeye Rağmen Devam Ediyor
Akgün 1946 ruhu ile ilgili de değerlendirmelerde bulundu. 1946 ruhunun her şeye rağmen devam ettiğini, merkez parti ve çevre partiler ayrımın hala belirgin bir şekilde ortada olduğunu vurgulayan Akgün; “MHP içinde, merkez parti mi olalım yoksa çevre partisi olarak mı kalalım tartışmasının yaşanıyor. AK Parti referandum sürecinden güçlenerek çıktı. 2011’de yapılacak olan seçime diğer partilere nazaran moral olarak daha avantajlı girecek” dedi.
Doç. Dr. Tanel Demirel ise konuşmasına sıkça yaşanan sağ-sol tartışmalarında kavramlara dikkat edilmesi gerektiği üzerinde durarak başladı. Sağ ve sol kavramlarının anlamlarının Türkiye’deki partilerle eşleşmediğini ifade etti. Demirel konuşmasında şunları kaydetti: “referandum sonucundan çok memnunum. Fakat böylesine makul, demokratik bir pakete neden yüzde 42 oranında “hayır” oyu çıktığını sorgulamamız gerek. Yüzde 42’lik kesim içinde bu pakete “hayır” demeyecek bir kesim vardı. Bu kesim nasıl ikna edilebilirdi, neden “hayır” yönünde oy kullandılar, neler yapılmalıydı, neler yapılmalı bu soruların cevapları araştırılmalı.”
Muhalifleri İkna Edecek Bir Nokta Mutlaka Vardır
“Referandum süreci, iktidar mücadelesine dönüştü. Ancak muhalifleri ikna edecek bir nokta mutlaka vardır. Bu nokta üzerinde uzlaşı sağlanamadı. Bence bunun neden gerçekleştirilemediğini Ak Parti’nin de sorgulaması gerek.”
“MHP içinde devamlı bir ikilem var. Ben MHP’nin bu durumunun kendi özgün tercihi olarak görmüyorum. İktidar olmak isteyen partiler ‘Kürt milliyetçiliği karşıtlığına’ uzak kalamıyorlar. Bir şekilde bu konu karşıtlığı ya da taraflığı olarak siyasi partilerin alanına giriyor. MHP’nin de bu konu üzerinde durduğu bir gerçek. ‘Kürt milliyetçiliği karşıtlığı’ konusunda MHP’nin bile kontrol edemediği farklı bir durum var.”
“CHP’de laikliğin ve Atatürkçülüğün daha demokratik bir perspektifte savunulması gerektiğini düşünüyorum. Bu ideolojiyi demokratik şekilde savunan kesimin varlığı, parti içinde hakim pozisyona gelmese dahi, hakim konumdaki ideolojik çevreyi en azından baskı altına alması bakımından önemli.”
“Ak Parti’yi bundan sonraki süreçte bekleyecek en önemli mesele Kürt meselesidir. Büyük beklentiler yaratarak, küçük adımlar atmak doğru olmaz. Bence büyük beklentiler yaratmadan, gerçekçi bir şekilde davranarak, küçük küçük ama emin adımlarla ilerlemek Ak Parti için daha iyi olacaktır.”
Anayasa Romantizminden Uzaklaşılmalı
“Anayasa romantizminden uzaklaşmak gerekir. Yeni bir anayasa yapmak her şeyi bir anda güllük gülistanlık yapmaz. Bu bir hedeftir. Ancak iktidar partisi ‘yeni bir anayasa yapma fikrini’ tek başına benimserse hayal kırıklığına uğrayabilir. Bunun yanında birbirinden çok farklı tepkiler de görebilir.”
Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Yayman da, BDP ve PKK’nın durumunu değerlendirdi. İkisinin de Marksist gelenekten gelmesini kısmen doğru bulduğunu ifade eden Yayman, PKK’nın süreç içinde izlediği politikaların tamamına bakıldığında PKK’nın ilk çıktığı haliyle kalmadığını, kendini devamlı yenilediğini ifade etti. Yayman şunları ifade etti:
“12 Eylül 2010 Türkiye için çok imgesel bir tarih. Yeni bir Türkiye’nin için inşa sürecine girildiğinin bir göstergesi ve yeni bir tarih yazılmaya başlandı. Önümüzdeki süreçte bunların daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. Referandum sürecindeki mücadeleyi sağ ve sol arası mücadele olarak değil, reformcu ve statükocular arası mücadeleden kaynaklandığını düşünüyorum.”
“Referandum neticesinde şimdiye dek sıkça tartışılan iki temel konu yeniden gündem maddesi oldu. İlki, insan haklarına saygılı, demokratik, sivil yeni bir anayasa; ikincisi ise Kürt meselesi.”
“Askeri müdahale konusunda da dikkatli olunması gerektiğini ancak, atılan bir takım adımların ve sivillerin askeri müdahalenin önünü tıkadığını düşünüyorum.”
“Referandum sürecinin en önemli sonucu, muhalefetin de ilk defa kendini değiştirebileceği uygun bir zamana gelinmesi. Referandum sonuçları açıklandıktan sonra partilerin genel başkanlarının açıklamalarını dinlediğimde MHP’nin bu tutumdan uzak olduğunu, ancak CHP’nin yeni Türkiye yapısına daha uygun olduğunu, daha fazla uyum sağlayabileceğini gözlemledim. Kılıçdaroğlu’nun önünde iki seçenek var. Ya geleneksel CHP muhalefeti sistemini devam ettirecek, ya da adım atacak ve iktidarla beraber Türkiye için çalışmaya başlayacak.”
Panelistlerin konuşmalarının ardından soru cevap bölümüyle panel son buldu.
Haber: Feyzan Ece Çapa