Rusya ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki oylamada, İran’ın nükleer silah üretimi gerekçesi ile ülkeye karşı uygulanacak ek yaptırımlara “evet” oyu verdiği halde, nükleer tesisin inşasını ve işletmeciliğini İran’ın barışçıl amaçlı kullanacağı gerekçesine olan güvenle üstlendiğini açıklıyor.
(Tıkla 1)
Birleşmiş Milletler, ABD ve Avrupa Birliği İran’ı nükleer programından vazgeçirmek için ek yaptırım kararları aldılar. İran’ın hala devam eden uzlaşmaz tutumu sebebiyle de, bu kararlarında oldukça ısrarlı olacakları anlaşılıyor. Her ne kadar, İran, nükleer programının barışçıl amaçlarla gerçekleştirdiğini açıklasa da, Batı bu konuda kuşkulu ve İran’a karşı aldıkları ek yaptırımları uygulatma konusunda da kararlı bir tutum içerisinde.
Bu tutumu, geçtiğimiz hafta Türkiye’yi ziyaret eden ABD heyetinin beyan ve davranışlarından da çıkarmak mümkün. Amerikan Dışişleri ve Hazine bakanlıkları temsilcilerinin, Ankara’da Dışişleri Bakanlığı ve diğer kurumlarla yaptıkları görüşmelerde, İran’ın enerji, inşaat, bankacılık sektörlerine yatırım yapan Türk şirketlerine ABD’nin tek taraflı kısıtlamalar uygulayacağı uyarısında bulundukları öğrenildi. Ayrıca bu görüşmelerde, özellikle Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) İran’ın Güney Pars bölgesine yönelik yatırımının gündeme geldiği duyuruldu. Daha sonraki devrede, Dışişleri Bakanlığından gelen açıklamalarda, TPAO’nun Güney Pars projesini ticari açıdan çekici bulmadığı için yatırım yapmaktan vazgeçtiği açıklandı. Bu konuda heyetin savurduğu tehditler başarılı olmuş gibi görünüyor.(
Tıkla 2)
1 Temmuz 2010 tarihinde İran’a karşı ek yaptırım konusunda ABD’de çıkan yasa kapsamındaki uygulamalar için Türkiye’ye gelen ve Türkiye Bankalar Birliği, DEİK ve bazı büyük Türk şirketlerinin temsilcileri ile görüşen bu heyet, görüştükleri kurumlara, İran’la ticaretlerinin devam etmesi halinde ilişkilerini kesecekleri tehdidini yöneltti. Heyet, Bankalar Birliğinde, İran bankaları ile ticari ilişki içinde bulunan Türk bankalarının da ambargo kapsamına alınacağını vurgulayarak bu konuda bankaların dikkatli olması uyarısında bulundu. Bunu takiben, Bankalar Birliği, üyelerine bir uyarı metni yolladı. Gönderilen metinde, özetle, “İran’daki 10-11 banka aralarında Türkiye’de şubesi bulunanlar da dahil, nükleer silahlanma ve terörizme destek veriyor. Bunlarla iş yapanlar da kendilerini bağlamış olacakları için bundan böyle hiçbir işlem yapmamalarını istiyoruz” mesajı yer alıyor.
DEİK temsilcileri ile de bir araya gelen ABD Heyeti, Türk-İran İş Konseyi ile yaptığı görüşmelerde, sendikasyon kredilerine atıfla “ABD’den aldığınız sendikasyon kredileri karşılığında bir rezerv para tutma zorunluluğu var. Eğer bu paranın içinde İranlıların parası olduğu anlaşılırsa bir daha iş yapamazsınız” uyarısında bulundu. Ayrıca, heyet enerji sektörüne de atıfta bulunarak, sadece enerji alım-satımında değil, enerji tesislerinin modernizasyonu, iyileştirilmesi gibi konularda da iş yapmanın ambargo kapsamında olduğunu bildirdi. Kuşkusuz, sigortacılık ve lojistik sektörlerini de bu ambargo kapsamına dahil eden heyet Türkiye’ye İran’la ticari ilişkileri konusunda olabildiğince cür’etkar tehditler savurduktan sonra Ankara’dan ayrıldı.(
Tıkla 3)
ABD Heyetinin bu tehdit dolu ziyaretinin ardından, Türk Dışişleri yetkilileri, görüşmelerin uyarı değil bilgilendirme şeklinde geçtiğini açıkladı. Ayrıca, Ankara sadece BM Güvenlik Konseyinde kabul edilen ek yaptırımlara uyacaklarını, ABD’nin 1 Temmuzda aldığı tek taraflı yaptırım kararlarına resmi cevaplarının “hayır” olduğunu da vurguladı.
Türk makamlarının bu tutumu, Türk tarafının ötedenberi açıkladığı ve “uluslararası yaptırım kararlarına uygun hareket edecek olmakla beraber, ülkelerin tek taraflı ilave yaptırım kararlarının kabul edilemeyeceği” şeklindeki açıklanmış siyasetine uygun düşmektedir.
ABD’nin BM Güvenlik Konseyi kararlarına ilaveten, 1 Temmuz 2010 tarihinde aldığı ek yaptırım kararları, her ne kadar, Türk makamlarınca reddedilse de, tehdit savurmaktan geri durmayan ABD’yi, özellikle, TPAO’nun Güney Pars projesinden vazgeçmiş olması memnun etmiş olsa gerekir. Heyetin görüştüğü diğer kurumların da, heyetin tehditlerini göz ardı etmesi pek de mümkün görünmüyor. Çünkü tehditler gerçekten de ciddi ve ABD’nin bu konudaki tavrı yeterince kararlı bir görüntü içinde.
İran geri adım atmadığı sürece de bu tehditler devam edeceğe benzer. İran ile Batı arasında arabuluculuk rolünü üstlenmeye çalışan Türkiye’yi de yakından etkilemesi beklenir. Türkiye geçtiğimiz yıl İran’a 2 milyar 25 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. ABD Heyetinin özellikle enerji ve bankacılık sektörlerinde yağdırdığı bu tehditlerin bir sonucu olarak iki ülke arasındaki iş hacminin düşmesi kaçınılmaz olacaktır. Dolayısı ile bu durum Türkiye’nin dış ticaretini etkileyeceği için ekonomisine zarar verecektir. ABD’nin İran’a uyguladığı ve özellikle her defasında İran halkını hedef almaktan kaçındığını söylediği bu ek yaptırımlar, sadece İran halkını değil aynı zamanda Türk halkını da, hiç hak etmediği şekilde, etkileyecek gibi görünüyor.
(H. Gülin KOÇAK, SDE Asistanı)