Bolat, anayasaların toplumların temel sözleşmeleri olduğunu, son iki anayasanın (1961-1982) darbe etkisi altında referandum ile kabul edildiğini belirtti. Bunun yanında ilk defa bir anayasa değişikliğinin halka sorulduğunu belirten Bolat, Türkiye’de değişik nedenlerle 5 kez referandum yapıldığını ve bunlardan yalnızca 1 tanesinde “hayır” cevabının çıktığını (hayır cevabının çıktığı referandumda oylanan konu: seçimler erkene alınsın mı alınmasın mı?) vurguladı.
1980 ihtilalından sonra 82 Anayasası’nın kabul edildiğini belirten moderatör, bu anayasanın eleştiri oklarının devamlı hedefinde olduğunu, değişik zamanlarda 16 kez, toplam 83 maddesinin değiştirildiğini, özellikle AB uyum sürecinde yapılan değişikliklerin arttığını ifade ederken, bu değişikliklerle beraber anayasanın bütünlüğünü kaybettiğini açıkladı.
“Parti Değil, Demokrasi Meselesi Olarak Görüyoruz”
Değişikliğin gerekliliğini vurgulayan Aydın Bolat, SDE’nin bu konudaki rolünü de belirtti. Bolat şunları kaydetti: “SDE, ‘evet kampanyası’ yürütmüyor. Biz sadece sivil, demokratik bir anayasa için çaba harcıyoruz ve bu doğrultuda çalışmalarımızı güçlendirdik. Ortada daha anayasa değişikliği ve referandum tartışmaları yokken, SDE, ‘yargı çalıştayı’ düzenledi. Yine ‘Yargı Raporu’ başlığı altında konu ile ilgili kapsamlı çalışmaların yer aldığı bir rapor bastık. 25-26 Şubat tarihlerinde ‘Hukukun Üstünlüğü ve Yargı’ konulu 7 oturumdan oluşan, Türkiye’de alanında uzmanlaşmış 33 uzmanın katıldığı bir konferans düzenledik. Bu konferansta; HSYK’yı, Askeri Mahkemeleri, AYM’yi, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını ve daha pek çok konuyu ayrıntıları ile tartıştık. Konferansın sonunda bir bildiri yayınladık.
(Bildiri metni için Tıklayınız…) Bunları yapmakla da kalmadık, sivil toplum örgütlerine, Cumhurbaşkanına, yargı çevrelerine, AK Parti, CHP, MHP vb karar mekanizmasındaki kritik yerlere bu konudaki düşüncelerimizi yaptığımız ziyaretlerle ilettik. Referandum sürecinde emeğimiz var. Bunu parti ve seçim meselesi olarak değil, demokrasi meselesi olarak görüyoruz.”
“Türkiye’de Anayasayı Güçlüler Yapmıştır”
SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay konuşmasına ‘anayasa nedir’ sorusunun cevabını vererek başladı: “Toplumdaki tüm unsurları bir araya getirerek bir sözleşme yapılması. Bu sözleşme neleri kapsıyor? Sınırlı kaynaklar üzerinde kimin ne kadar hakkı ve yükümlülüğü var, devletin rolü ne kadar ve hangi alanlarda, tarafların hak ve yükümlülükleri neler vb. gibi toplumsal hayatı ilgilendiren her şeyi kapsıyor.”
Aktay, devlet denilen aygıtın da bir sözleşme olduğunu ancak fiili anlamda silah kullanma tekeline sahip, gücü elinde bulunduran, şiddetini bir şekilde meşrulaştıran yapı olduğunu ifade etti.
SDE Başkanı aynı zamanda 1648
Westfalia Antlaşması ile ortaya çıkan ulus-devlet kavramı ve son dönemde hızla güçlenen sivil toplumla beraber, fiili devletin çok yersiz ve yetersiz kaldığını da belirtti. “Türkiye’de anayasayı güçlüler yapmıştır. Son sözü hep güçlüler söylemiştir. Evet, referandum ile halka sordular. Halktan evet yanıtını da aldılar. Çünkü psikolojik ve sosyolojik kampanyalar ile halkın üzerinde bir kontrol mekanizması geliştirdiler.” diyerek bir anlamda da geçmiş dönemlerde darbe sonucu yapılan anayasaların hukuksal manada meşru olduklarına da değindi. Aktay, hukuksal manada meşru olmasına rağmen hakkaniyet ve adalet bakımından bu durumun asla meşru kabul edilemeyeceğini de ifade etti.
SDE Başkanı, darbe dönemi sosyolojisine de değindi; “Devlet kendi vatandaşları üzerinde işgalci güç gibi rol oynamıştır. Darbe yapmak haydutluk, hırsızlık, gasptır. Darbe yapanlar kendilerinin oluşturdukları statükolarını koruyabilmek için sistemin içine yine kendi çıkarlarını koruyacak bir takım mekanizmalar yerleştirmiştir. Türkiye’de bu mekanizmalar, HSYK, AYM, 15. Madde, YÖK, bazı eğitim kurumları vb. olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların hepsi darbecilerin savunma mevzileridir. Bu mevzilerin karşısındaki en büyük düşman ise, halktır.”
“Bizden Habersiz, Bize Dayatılmış Anayasaya Hayır”
Devletin tebaası değil, devletin ortağı olduğumuzu anlamalıyız diyen Aktay, darbelerden sonra ‘devlet’ kavramının kutsallaştırıldığını belirtti. Devletin ne anlama geldiğini, devlet aygıtının üzerimizde despotik bir güç olmadığını, bizden habersiz ancak bize dayatılmış anayasa olamayacağını çok iyi anlamalıyız. Hepimiz vatandaşız, anayasa yapım sürecine tüm aktifliğimiz ile katılmalıyız, diyerek sözlerine son verdi.
SDE Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ali Şafak ise referandum ne getiriyor, referandumda neyi oylayacağız, değiştirilen maddelerin içerinde neler var, kimler neden bu değişikliklere hayır diyor gibi pek çok sorunun yanıtını verdi. Türkiye’de 1876, 1908, 1921, 1924, 1961, 1982 tarihlerinin hukuksal anlamda önemli olduğunu belirten Şafak, 1982 Anayasası’nın dünyanın en uzun anayasası olduğuna, anayasada her ince ayrıntının düzenlendiğine, bazı sınıflara ayrıcalıklar tanıdığına, bir takım özgürlükler olduğuna ancak bu özgürlüklerin kullanılamadığına değindi. Referandumda değiştirilecek maddelerin, var olan ancak kullanılamayan bir takım özgürlüklerin kullanılmasının yolunu açacağını belirtti. Şafak aynı zamanda AYM ve HSYK üyelerin eskiden nasıl seçildiği ve şimdi nasıl değiştirileceği açıkladı.
“Referandumlarda Özgürlüklere Hayır Denmemiştir”
SDE Uzmanlarından Prof. Dr. Birol Akgün, referandum sürecinde ortaya atılan bir takım tartışmalara değindi. Referandum sözcüğünün etimolojisini açıklayan Akgün, halk oylaması ile referandum sözcüklerinin hemen hemen aynı anlama geldiğini ifade etti. Referandumu, üzerinde net bir şekilde karar verilemeyen bir durum varsa, bu durumun egemenliğin kaynağı olan halka sorulması olarak yorumladı. Akgün şunlara değindi; “Referandumlar, Avrupa dışında en çok Avustralya’da yapılmıştır. Yapılan referandumların konuları, seçme ve seçilme, kürtaj yasağı gibi kritik konulardır. Referandum tüm bunlar düşünüldüğünde halkın vereceği karar, halkın egemenliğinin şekillenmesi gibi anlamlara geliyor.”
Akgün, Türkiye’deki referandumları şu şekilde açıkladı; “Türkiye’nin referandumla tanışması 1961 yılında olmuştur. 82 Anayasası ile bu durum pekişmiştir. 82’den sonraki süreçte 3 kez referanduma gidildi. İlki yasaklı siyasetçilere uygulanan yasakların kaldırılması ile ilgili, bu referandumun sonucunda halk ‘evet’ dedi. İkincisi 1988 yılında erken seçim yapılması ile ilgiliydi, halk buna ‘hayır’ dedi. Son olarak 2007’de yapılan referandum var. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi konusu oylanıyor. Yüzde 69 gibi bir oranla evet oyu çıktı. 12 Eylül 2010’da yapılacak olan referandum ise, çok geniş bir anayasa değişikliğini, halk oylamasına sunacak. Bu değişiklikle beraber 3 tane madde önplana çıkıyor. İlki mevcut anayasa ile düzenlenen temel hak ve özgürlüklere olumlu şekilde çeşitli maddeler eklenecek. İkinci olarak, Türkiye’deki hukuk devleti ilkesi anayasal düzlemde geliştirilecek ve derinleştirilecek. Son olarak demokrasi de ilkesel anlamda gelişen ve derinleşen bir yapıya kavuşacak. Türkiye’de yapılan referandumlarda özgürlükleri genişleten hiçbir soruya hayır denmemiştir. Bu paralelde de 12 Eylül de ‘evet’ çıkacağını düşünüyorum.”
“Bürokratik Vesayetin Kaldırılması Amaçlanıyor”
SDE Uzmanı Dr. Murat Yılmaz da konuşmasında şunları belirtti:
“Bu referandum Türkiye’nin kaybettiği şeyi yeniden arama iradesinin bir göstergesidir. Güçlü bürokratik geleneklere sahip olan devletlerdeki bürokratlar kendi konumlarını sarsmadan reform yapmak konusunda ustadır. Oysa parlamenter demokrasilerde bile bürokrasi her zaman problem teşkil eder. Bu anayasal değişiklik ile bürokratik vesayetin kaldırılması amaçlanıyor. Bizde bürokrasi bu konularda son derece usta, bu yüzden bu anayasa değişikliği sürecinde uyanık bir kamuoyuna ihtiyacımız var. Türkiye’deki bürokratik elit, çoğunluğun yürütme hakkını eritmek ve kendi kurumunu devam ettirmek için uğraşmaktadır. Hükümetin yaptığı her şeyi AYM, HSYK benzeri kurumlar iptal etmekte ve bu da bürokratik bir vesayete yol açmakta.”
“1961’den beri halk bu sistemi dönüştürmeye ve bu tahakkümü elimine etmeye çalıştı. Ancak 90’lı yıllara gelindiğinde halk, bu konu ile uğraşmaktan yıldı. Halk artık bu alanlara girmiyor, girmekten de korkuyor. Türkiye’de yasama, yürütme ve yargı bir gücün tahakkümüne giriyor.”
“AK Parti değişim isteyen kesimlerin temsilcisi olarak 2002’de faaliyetlere başladı. Ve bu tarihten beri bürokratik vesayeti elimine edecek reformlara girişti. Paralelinde de anayasa savaşları başladı. 13 Eylül’de bu paket kabul edildiğinde herkes bu değişikliği daha net görecek. 12 Eylül’de hayır çıksa bile, Türkiye daha demokratik bir ülke olacak çünkü bu süreçte insanlara anayasayı konuşma tartışma yolu açıldı.”
Panelistlerin konuşmalarının ardından soru cevap kısmına geçildi. Toplantıdan çıkan sonuçları Moderatör Aydın Bolat şu şekilde özetledi;
- Bu değişiklik sivil ve demokratik değişimin ilk adımıdır.
- Demokratik değişimin etkili ve önemli bir aşamasıdır.
- Yargı vesayetinin kaldırılması Türkiye’nin geleceği için tarihi bir kırılma noktasıdır.
- Bu dönem halkın iradesinin ülkenin geleceğini belirleyeceği bir dönemdir.
Haber: Feyzan Ece Çapa
Foto: Yasemin Küçer