12 Eylül darbesiyle başlayan bu anti-demokratik süreç, 'leviathan'ın dört başı mamur bir biçimde beslenmesine imkân sağlamış ve bu canavar güçlendikçe, demokratik standartlar, insan hakları, bireysel hak ve özgürlükler gibi evrensel değerler zayıflamıştır.
İşte sonuçları açısından böyle yıkıcı olan bir darbenin gölgesinde hazırlanan 82 Anayasası, AK Parti Hükümeti tarafından hazırlanan ve TBMM’de kabul edilen köklü bir değişiklik paketiyle, tam da darbenin otuzuncu yıl dönümüne denk düşen bir günde referanduma götürülüyor. Bu doğrultuda 12 Eylül darbecilerini koruyan geçici 15. maddenin kaldırılması da referanduma gidecek değişiklikler arasında bulunuyor. Peki aradan 30 yıl geçtikten sonra darbecilerin yargılanması mümkün müdür? Yargılamayı mümkün görmeyenler, bu noktada dikkate değer üç madde öne sürüyorlar: Zamanaşımı, medeni hukuk ilkeleri arasında yer alan kanunların aleyhte sonuç doğuracağı hallerde geçmiş yıllara etki edemeyeceği ve geçici 15. maddenin aynı zamanda bir af niteliği de taşıdığı...
Bu üç argümandan ‘zamanaşımı’ hukuki anlamda en çok tartışılanların başında geliyor. Zamanaşımı eski kanun dikkate alındığında 20 yıl geçerlidir; ancak bu süreci durduran sebepler dikkate alındığında 30 yıla kadar uzayabilir. 12 Eylül döneminin bitişi 1983’e tekabül ediyor. Buradan hareketle zamanaşımı 12 Eylül 2010’da değil, 2013’te tamamlanıyor. Daha da önemlisi, 12 Eylül cuntacılarının yargılanmasını hukuken mümkün kılmayan geçici 15. Maddenin varlığı, zamanaşımı süresinin başlamasına engel oluşturuyor. Bu durumda, asıl zamanaşımı 15. maddenin kaldırıldığı tarihten itibaren, yani referandum kabul edilirse 13 Eylül 2010’dan itibaren başlamalıdır. Geçici 15. maddenin aynı zamanda bir af yasası niteliği taşıdığını söyleyenler ise Anayasa’nın 1982’de kabul edildiğini; ancak suçun bundan 13 ay sonrasına kadar devam ettiğini göz ardı ediyorlar. Bu savı dillendirenlere karşı yalnızca basit bir hukuk ilkesinin hatırlatılması bile yeterlidir: “Hiç bir af kanunu ilerde işlenecek suçlara da peşinen af hükmü veremez.”
Son olarak medeni hukukun genel ilkelerinden biri olan “kanunların aleyhte olan durumlarda geriye yürümeyeceği” argümanını ele almakta fayda var. Buradan hareketle, şu an yapılacak değişikliklerin, geçmişte 12 Eylül cuntasını gerçekleştirenlere yönelik uygulanamayacağı savunulmaktadır. Ancak suç olarak kabul edilen bir eylem, geçmişte de şimdi de, 15. madde gibi bir takım özel koşulların varlığından ötürü yargılama konusu yapılamıyorsa, orada kanunların aleyhte geriye yürütülemeyeceğinden söz edilmesi mümkün değildir. Örneğin adam öldürmek her dönem için bir suç teşkil eder, ancak bu suçu işlediği için kişinin ya da kişilerin yargılanıp yargılanmadıkları ayrı bir tartışmanın konusudur. Burada önemli olan nokta, genel suç olarak kabul edilen hallerde, ‘kanunların aleyhte olan durumlarda geriye yürüyemeyeceği’ ilkesine vurgu yapmak değil, yargılama halini engelleyen nedenlerin ortadan kaldırılmasına çalışmaktır.
12 Eylül 1980 darbesiyle hayatımıza giren Anayasa’da referanduma gidecek olan köklü demokratik degişiklikler, AB ilerleme raporları ve Venedik Komisyonu kriterleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Ancak bazı çevreler, “AKP’nin bu paketi kendi iktidarını güçlendirmek için hazırladığını” dile getirmektedir. Reform paketi, geçtiği takdirde, elbette toplumun birçok kesimine olduğu gibi AK Parti’ye de kazanımlar sağlayacaktır. Demokrasiye herkesin ihtiyacı vardır ve nasıl ki reform paketi kadınlara, şehitlerimizin dul ve yetimlerine pozitif ayrımcılık, memura toplu sözleşme hakkı getiriyorsa, partilere de, askeri darbelere karşı kendilerini güven altına alacak haklar getirmektedir. Bu hak, meşru ve demokratik toplumlarda zaten olması gereken bir haktır.
12 Eylül’ ün daha yakın zamanlarda olan e-muhtıra ve 28 Şubat postmodern darbesinden daha önemli olmasının nedeni, militarizmin gölgesinde yapılan ve vesayet rejiminin yasal altyapısının oluşmasına olanak sağlayan bir anayasanın oluşmasına yol açmasıdır. Referandum kabul edilip geçici 15. madde kaldırıldığında, Türkiye’yi bu belaya maruz bırakanları yargılayıp yargılamamak hâkimlerin ve savcıların basiretine kalacaktır. Bu davalar sonucunda, darbecilerin alacağı en ağır ceza dahi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda darbecileri koruyan bir maddenin 30 yıl sonra da olsa kaldırılmasından daha önemli değildir. Kaldı ki darbecileri bunca sene vicdanında mahkûm eden Türk halkı, 93 yaşında Marmaris’teki villasında “nü” resimleri yapan emekli bir askeri kodese atmaktan memnun olmayacaktır. Ancak Sokrates’in "Suçlunun cezalandırılmaması ona yapılan büyük bir kötülüktür" sözünden hareketle ve yeni suçlulara, cellâtlara fırsat vermemek amacıyla 12 Eylül darbecileri mutlaka yargılanmalıdır.
(Şule Cengiz, SDE Asistanı)