Bugün tüm insanlık, hiçbir ülkenin kendini emin ve korunaklı göremeyeceği bir tehlikenin ortaya çıktığı o acı günü hatırlamaktadır. Bir nükleer bombanın neler yapabileceğini canlı hedefler üzerinde tecrübe edilmesinin 65. yıl dönümü Japonya’nın Hiroşima kentinde anılmaktadır.
Önceki anma törenlerinden farklı olarak, ilk defa sadece mağdurlar değil bombayı atanlarda da anma törenine iştirak etti. Tokyo Büyükelçisi'nin başkanlığında bir heyetle anma törenine katılan ABD’den, Japonlar hem özür beklediler hem de Nobel Barış Ödülü'nü alan Barak Obama’nın Hiroşima ve Nagazaki’yi ziyaret etmesini istediler. Ancak Afganistan’da işlerin kötüye gitmesi yüzünden ülke içinde desteği düşen Obama’nın, ABD’nin özür dilemesi anlamına gelecek böylesi bir ziyareti gerçekleştirme ihtimali çok zayıf. Kısacası ABD hata yaptığını kabul etmemeye devam edecek.
Japonya’nın yaşadığı trajediye baktığımızda, II. Dünya Savaşı sırasında ,1945 yılında, bundan tam 65 yıl önce ABD uçakları Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombalarını bıraktı. Yüz binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına sebep olan nükleer bombalar sadece kullanıldığı andaki kayıplarla kalmadı; devasa bir mantar biçimindeki radyasyon bulutunun yol açtığı radyoaktif serpinti yüzünden senelerce sonra bile ölümlere, sakatlıklara ve ölümcül hastalıklara neden olmaya devam etti.
Japonya’ya düzenlenen bu saldırının hemen ardından, ABD Başkanı Truman yaptığı konuşmada, atılan bu bombaların her birinin 20 kiloton TNT’nin patlatma gücüne denk olduğunu, artık hem modern dünyanın teşekkülünde hem de karşı tarafın yok edilmesinde nükleer gücün kullanılabileceğini ve yeni bir çağa girildiğini dünyaya ilan etmişti.
Amerikalılar, bombaların savaşı beklenenden daha kısa bir sürede bitirdiğini ve bu açıdan daha fazla insanın ölmesine engel olduğu argümanını geliştirmişlerdi. Bugün ABD vatandaşlarının çoğu Truman’ın kararının doğru olduğunu düşünmekte. Aslında bunu soruyu bu bombaların vurduğu şehirlere sormak gerekir ki aynı görüşte olmadıkları kesindir.
Neticede Japonya teslim oldu ve nükleer silahların gölgesinde yeni bir dünya düzeni kuruldu. ABD’den sonra nükleer silahlanma BM Güvenlik Konseyi’nin diğer daimi üyelerine de yayıldı ardından, İsrail, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore de bu silahları üretti. Şuan itibariyle, yüzde 90’ı ABD ve Rusya’nın elinde olmak üzere, dünya üzerinde toplam 22 bin 600 nükleer silah var. Bugün sahip olunan ileri teknoloji sayesinde nükleer silahlar, Hiroşima’ya atılan atom bombasının çok çok üstünde bir yıkım gücüne sahip.
ABD’nin Hiroşima açılımını, son yıllarda bayraktarlığını yapmaya çalıştığı nükleer silahsızlanma ve nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarının bir parçası olarak değerlendirmek gerekir.
Bu çabaların yanında, ABD’nin gözlerden kaçmayan Asya nükleer enerji açılımı da söz konusu. ABD yönetimi, Vietnam’la 14 nükleer santral kurulması için işbirliği fırsatlarını görüşmekte. Bu santrallerde kullanılacak nükleer yakıtın ise Vietnam’da üretilebilmesi konusunda ABD, diğer ülkelere göstermediği bir esneklik içinde. ABD’nin, Çin’le sınır sorunları yaşayan Vietnam’la böylesine bir yakınlaşma içine girmesi tabii ki komşusu Çin’i de rahatsız ediyor. Çin Halk Cumhuriyeti de Pakistan kartını devreye sokarak, Pakistan’a iki nükleer reaktör satılmasına onay verdi.
Pakistan, son dönemde gelişen ABD-Hindistan nükleer yakınlaşmasına Çin-Pakistan ittifakıyla cevap verdi. ABD, Hindistan’la yaptığı nükleer enerji işbirliğine Japonya’yı ortak etmek istiyor ancak Japonya, nükleer kontrol rejiminin dışında duran Hindistan’a teknoloji transferine sıcak bakmıyor.
Dolayısıyla, Hiroşima’dan sonra gelinen noktada nükleer enerji, bölgede yaşanan güç mücadelesinin en önemli ayaklarından birisi haline gelmiş durumda.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)