Tarihsel Arkaplan
Rusya-İran ilişkilerini 1521’de bir İran elçi heyetinin Moskova Knezliği’ne gelmesiyle başlatmak mümkündür. Dönemin Kırım Hanı vasalı olduğu Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman’a bu ziyaret hakkında gönderdiği raporunda, İran Şahı tarafından gönderilen elçilik heyetine Ruslar tarafından “birçok top, usta ve zırhlar” gibi askeri malzeme verildiğinden bahsetmektedir.
[2] XVI. yüzyılın başlarına dayanan bu ilişkilerin seyrinde her iki ülkede yaşanan rejim değişiklikleri belirleyici olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında İran toprakları Rus, İngiliz ve Osmanlı kuvvetlerinin çatışmalarına sahne olurken İkinci dünya Savaşında Alman tehdidine karşı koymak gerekçesiyle İngiliz ve Rus kuvvetleri tarafından 1941 yılında işgal edilmiştir
[3]. Şubat 1979’daki İslam Devriminden sonra İran, “askeri” düşman olarak kabul ettiği Sovyetleri bundan sonra “ideolojik” düşman ilan etmiştir. 1980’de başlayan İran-Irak Savaşı’nda Sovyetler Irak’ı İran topraklarına saldırması nedeniyle eleştirmekle kalmamış, Irak’tan savaşı durdurması ve savaş öncesi sınırlarına dönmesini istemiştir. Savaş süresince SSCB Irak’a yaptığı askeri malzeme satışını durdururken İran’a silah satışı teklifinde bulunmuştur. Ancak Humeyni’nin ABD’yi “büyük şeytan” ve SSCB’yi “küçük şeytan” olarak “İslam’ın baş düşmanları” ilan etmesi, SSCB’nin girişimlerini sonuçsuz bırakmıştır.
[4] 1980’lerin sonunda İran-Irak Savaşı’nın bitişiyle iki ülke ilişkileri canlanmaya başlarken askeri malzeme alımına dair bir dizi antlaşma dönemin İran Meclis Başkanı Haşimi Rafsancani’nin Moskova ziyareti sırasında imzalanmıştır.İman Humeyni 1 Ocak 1989 da Gorbaçov’a İslam’a davet niteliğinde bir mektup yazmıştır. Mektubunda komünist sistemin artık sonuna gelindiğini şu cümleyle ifade etmiştir “Komünizmin kemiklerinin çatırtısının sesi evlatlarının kulaklarına ulaşmıştır.”Ayrıca SSCB’nin bekası için İslam üzerinde ciddi bir şekilde durmasını düşünüp araştırma yapmasını istemiş tebliğde bulunmuştur.
SSCB’nin dağılması sonrasında özellikle gelişen İran-Rusya ilişkilerinden rahatsızlık duyan ABD, Rusya’nın İran’a silah satışı için Rusya’yla gizli bir memorandum bile imzalamıştır. 1995’de dönemin Rusya Başbakanı Viktor Çernomırdin ve ABD Başkan Yardımcısı Albert Gore arasında imzalanan Memoranduma göre (Gore-Çernomırdin Memorandumu) Rusya, İran’a yapacağı silah ihracatını kısıtlarken bu ülke yeni antlaşmalar imzalamayıp 31 Aralık 1999 tarihinden itibaren de İran’a silah satmayacaktı. Rusya bu özverisi karşılığında ise ABD’den yıllık 500 milyon ile 1 milyar dolar arasında değişen yardımlar almıştır. 2000’deki ABD’de yapılan başkanlık seçimlerinde aday olan Gore’u yıpratmak için muhaliflerin bu gizli yapılan antlaşmayı açığa çıkarmaları üzerine Rusya, antlaşmadan tek taraflı olarak çekildiğini ilan edince bu memorandum da tarih müzesindeki yerini almıştır.
Enerji- Nükleer ve Askeri Alanlardaki İlişkiler
İran-Rusya arasındaki ilişkilerin en önemli başlıklarından birisi hiç şüphesiz enerjidir. Petrol ve doğalgaz sahalarındaki ortak üretim ve lojistik konuları ülkeler arasında enerjiye dayalı işbirliğini geliştirmiştir. İran’daki doğalgaz çıkarım, taşıma ve depolama konularında birçok Rus firması faaliyet göstermektedir. Enerji alanındaki ilişkiler sadece iki ülke arasında kalmayıp üçüncü ülkeleri de kapsayacak şekilde genişlemektedir. Bu çerçevede Rusya ve İran, Tacikistan’da iki adet hidroelektrik enerji santrali yapma konusunda anlaşmaya varmışlardır. Antlaşamaya göre bu ülkede 670 ve 260 megawat gücünde santraller inşa edilecek ve dört yıl içerisinde tamamlanarak Tacikistan’a teslim edilecektir
[5]. Öte yandan, İran’ın yürüttüğü nükleer faaliyetler ve çalışmalarına Rusya’nın desteği Batı dünyasında tepkiyle karşılanmaktadır. İran nükleer çalışmalarının amacını nükleer silah üretmek değil enerji açığını kapatmak olduğu şeklinde açıklasa da, bu söylem İran’ın “nükleer tehdit” olarak algılanmasının önüne geçememiştir. Moskova da İran’ın barışçıl amaçlarla nükleer faaliyetlerde bulunmasının engellenemeyeceğini söyleyerek İran’a desteğini BM’nin yaptırım kararına kadar sürdürmüştür. İlginç olanı ise, yapımına 1974’de başlanan Buşehr kentindeki nükleer santralin üç ay içinde hizmete başlayacağı bildirilirken, Rus yetkililer Buşehr santralinin tamamlanmasından sonra İran’la yeni nükleer tesislerin inşası için çalışmalara başlayacaklarını açıklamışlardır.
Rusya, bugün dünyanın en önemli silah satıcılarından biriyken İran da dünyanın en çok silah satın alan ülkelerinden biridir. ABD’nin ve AB ülkelerinin silah satışı konusunda İran’a uyguladıkları ambargo her iki ülkeyi birbirleri açısından vazgeçilmez kılmaktadır. Rusya’nın İran’la 2007’de imzaladığı 1 milyar dolar değerindeki Rus S-300 füze satışı antlaşmasının, BM’nin yaptırım kararından sonra nasıl bir sonuç doğuracağı tartışma konusu haline gelmiştir. Rus yetkililer, gelişmiş uzun menzilli hava savunma sistemi olan S-300’lerin BM Konvansiyonel Silah Tescilinde sayılan füze sistemleri arasında yer almadığını ve bu nedenle de Rusya’nın imzalamış olduğu antlaşmanın gereğini yerine getireceğini söylemişlerdir.
Sonuç olarak, iki ülke arasında süren ilişki ve ortaklıkların İran’ın nükleer enerji konusunda yalnız bırakılması ve uluslararası kamuoyunda tepkilerin artması nedeniyle artık faklı bir eksende devam edeceği iddia edilebilir. Fakat Rusya’nın daha önce onayladığı üç yaptırım kararından sonra İran ile ilişkilerini devam ettirdiği de akılda tutulmalıdır. ABD-İran-Rusya üçgeninde Rusya’nın izlediği “denge politikası” bundan sonra başka stratejileri içerse de Rusya-İran ittifakının sonuna yaklaşıldığı yönündeki tespitler için çok erkendir.
(Amine YAZICI, SDE Asistanı)