Kırgızistan’da Nisan ayından yaşanan iktidar değişimi ve ardından Haziran’da patlak veren şiddet olayları sadece ülkeyi değil tüm Orta Asya’yı adeta bir stres testinden geçirmiştir. Ülkenin Güney’indeki Oş ve Celalabat kentlerinde Özbek azınlığa karşı başlatılan şiddet dalgası binlerce kişi hayatına mal olmuş, on binlerce Özbek’in evini ve yurdunu terk etmesine neden olmuştu. Çok hızlı gelişen bu hadiselerin engellenmesi başarılamadıysa da Özbekistan Hükümeti’nin soğukkanlı tavrı ve Kırgız güvenlik güçlerinin en sonunda devreye girmesiyle çatışmalar durulmuş ve yerini gergin bekleyişe bırakmıştı.
Kırgızistan geçici Başbakanı Roza Otunbayeva'nın ‘Demokrasiye Geçiş’ programı kapsamında 27 Haziran’da yapılan Anayasa Referandumunun evetle neticelenmesi de, ülkenin demokratikleşme ve normalleşme sürecine girmesine ciddi bir katkı sağlamıştır. Yarı Parlamenter bir sistem öngören yeni Anayasa, Devlet Başkanı’nın geniş yetkilerini azaltırken meclisin görev ve yetkilerini genişletmektedir. Ülkenin en kalabalık azınlığı durumunda olan (yüzde 14.7) Özbeklerin çoğu, ülkedeki demokratikleşme sürecini desteklerken, Anayasada kendilerinin ülkenin kamusal ve siyasi yaşamına katılımını ve temsilini kolaylaştıracak ve garanti altına alacak hiç bir mekanizmanın öngörülmemiş olmasını ise eleştirmektedir.
Ülkede parlamento seçimleri Ekim 2010’da, devlet başkanlığı seçimi ise Ekim 2011’de yapılacaktır. 2011’deki başkanlık seçiminde, geçici Devlet Başkanı Otunbayeva’nın aday olmayacağı da hüküm altına alınmıştır.
Referandum neticesi halkın onayından geçen Hükümet ve Devlet Başkanı yapılan ilk açıklamada, ülkede şiddetin yol açtığı yaraların sarılmasına öncelik vereceklerini söylemiştir. Evleri ve dükkânları talan edilen ve yakılan Özbeklerin tekrar eski hayatlarına geri dönebilmeleri için özellikle Oş ve Celalabad’da ciddi imar faaliyetlerinin yapılması gereklidir. Bunun için de tahminlere göre Hükümetin en az 500 milyon Dolar civarında bir finansmana ihtiyacı vardır.
[1]
Yeni Hükümetin önünde zorlu bir süreç olduğu açıktır. Sınırlı gelir kaynaklarına sahip ülkenin dış destek olmadan ayakta durması zor görünmektedir. Muhtemelen kamu idaresinde de reform yapılması ve yabancı yatırımcının önünü açılması alınacak ilk tedbirler arasında yer alacaktır.
Kırgızistan’a Uluslararası Soruşturma Girişimi
Kazakistan’ın dönem başkanlığındaki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ilk sınavını Kırgızistan konusunda vermektedir. Bu çerçevede, AGİT Parlamenter Meclisi’nin Orta Asya özel Temsilcisi Finlandiyalı Kimmo Kiljunen, 22 Temmuzda yaptığı açıklamada, Güney Kırgızistan’da yaşanan hadiseleri araştırmak üzere uluslararası bir Komisyon’un Ağustos ayı itibariyle çalışmalarına başlayacağını duyurmuştur. Açıklamaya göre Komisyon’da, AGİT, Avrupa Birliği, BDT ve BM’den temsilciler olacaktır.
[2]
Benzer konularda görev yapan farklı uluslar arası kuruluşların tek bir komisyon yoluyla bu şekilde koordine olmaları da sık rastlanan bir durum değildir. Ancak bu teşkilatların gerçekten bu komisyona yeteri siyasi desteği gösterip göstermeyecekleri henüz belli değildir. Zira bakıldığında AGİT ve BM dâhil böyle bir Komisyon’un teşkil edilmesine ya da böyle bir komisyona katılımcı göndereceklerine dair resmi bir karar almış değillerdir. Roza Otunbayeva’nın da Uluslararası Komisyona razı gösterdiği söylense de Hükümetin içinden buna tepki duyanların var olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, bu girişimde Finlandiyalı Kimmo Kiljunen’in yalnız kalma ihtimali yüksektir.
AGİT Polis Misyonu Yolda
Bu kapsamda, Temmuz ayında Almatı’da yapılan AGİT Gayrı-resmi Bakanlar Toplantısında ve ardından 22 Ağustos’ta AGİT Daimi Konseyi’nde alınan karar gereği Kırgızistan’a AGİT polis gücü gözlemci olarak gönderilecektir.
Ağustos ayında ülkeye varması beklenen 52 kişilik silahsız polis gözlemci ve danışmanlarından Kırgızistan güvenlik güçlerine yönelik reform çalışmaları kapsamında istifade edilecektir. Ülkenin güney bölgesindeki çatışmanın yaşandığı şehirlerde görev alacak AGİT Polis Misyonu, yerel polis güçleriyle halk arasındaki gerginliğin azaltılmasına da yardımcı olacaktır.
Zira Özbeklere göre, saldırılar sırasında Kırgız güvenlik güçleri ya hiçbir şey yapmamış ya da saldırılara katılmıştı. Bu durum yerel halkın Kırgız güvenlik güçlerine hiçbir konuda güvenmemelerine sebep olmuştur.
Önceki gün, Bişkek ve Oş şehirleri, AGİT Polis Misyonu’na karşı küçük çaplı protestolara sahne olmuştur. Göstericilerin temel çekincesi gelecek olan polislerin bu coğrafyaya ve kültüre yabancı olmaları ve Kırgızistan’ın Gürcistan ya da Yugoslavya’yla aynı kaderi yaşamasına sebep olacaklarına dair inançtır. Oş valisi de şehirlerine yabancı polislerin gelmesine karşı olduklarını söylemiştir.
[3] Ancak Oş’ta yaşayan Özbeklerin, AGİT Polis Grubuna karşı olduklarını düşünmek zordur.
Kırgızistan’da yaşanan trajedinin tamir edilmesi ve bir daha yaşanmaması için Özbek ve Kırgız ileri gelenleriyle devlet yetkililerinin bir araya gelmesi ya da getirilmesi gerekmektedir. Bu coğrafyaya her açıdan yakın olan Türkiye, hem Kırgızlara hem de Özbeklere eşit mesafede durabilecek yegâne ülkedir. Dolayısıyla Türkiye, Kırgızistan’da ulusal barış ve kardeşlik birlikteliğine ön ayak olabilecek kapasitededir. AGİT polis misyonunun ise ağırlıklı olarak Türkiye’den teşkil edilmesinin bu yerel tepkileri de en aza indireceği düşünülmektedir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://centralasiaonline.com/cocoon/caii/xhtml/en_GB/features/caii/features/main/2010/07/23/feature-02
[2] http://www.eurasianet.org/node/61604
[3] http://enews.ferghana.ru/news.php?id=1779&mode=snews