Başbakanlıkta gerçekleştirilen baş başa ve heyetlerarası görüşmelerin ardından, Başbakan Erdoğan ve İngiltere Başbakanı Cameron, ortak bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda İran’a yönelik yaptırımlar, İsrail – Filistin sorunu ve Kıbrıs konusu ele alındı.
Bir gazetecinin, Türkiye'nin İngiltere'den toplam 5 PKK'lı teröristin iadesini istediğini hatırlatarak, "Bunların hiçbiri iade edilmedi. Teröristleri koruyarak terörle nasıl mücadele ettiğinizi anlatır mısınız?" şeklindeki sorusuna ise Cameron, "PKK İngiltere'de yasaklanmış bir örgüttür. Böyle de olmaya devam edecektir. Her iade, kendi usulüne göre yapılır. Her bir vakanın, içeriği ve detayları farklıdır. Bu detaylara giremem. Terörle mücadele etme konusunda, dünyanın neresinde olursa olsun, istihbarat birimlerinin mücadelesi devam eder. Biz de terörden mağdur olan bir ülkeyiz. Bu konuda çalışmaya devam edeceğiz" cevabını verdi.
İngiliz medyasının, geçen hafta, PKK elebaşı Murat Karayılan ile yaptığı röportajın ardından gerçekleşen bu üst düzey ziyaret, bir anlamda İngiltere’nin Türkiye ile hassaslaşan ilişkilerinin tamir edilmesi amacını yönelik olarak da değerlendirilebilir. İngiltere’nin Türkiye’ye AB üyeliği konusunda destek vermesi, çok da alışılmamış bir durum değil. İngiltere Başbakanları, öteden beri, Türkiye’nin AB üyeliğine olumlu baktıkları, ne yazık ki sadece lafta kalmış, fiiliyatta bir adım atılmamıştır. Nitekim bu ziyaret de, öncekiler benzeri, iyi niyet dilekleri doğrultusunda gerçekleşmiştir.
İngiliz Basınında Görüşmeden Beklentiler
Öte yandan, Cameron’un Türkiye ziyareti, İngiltere’nin ciddi gazetelerinde geniş yer buldu. Guardian’da, Cameron’un Türkiye’yi tutkulu bir şekilde savunacağı yazılmıştı. Cameron’un Fransa ve Almanya’ya seslenerek Türkiye’yi Avrupa Birliği dışında bırakmanın tehlikelerine işaret edeceği bekleniyordu. Nitekim öyle de oldu.
Bir yandan, Ankara’nın, bir NATO üyesi olarak Avrupa’nın sınırlarını koruması beklenirken diğer yandan, bu ülkeye Avrupa Birliği kapılarını kapatmanın, Paris ve Berlin’in ikiyüzlülüğü olduğu mesajını verdiği düşünülen İngiltere Başbakanı’nın konuşmasından şu satırların altı çizilmektedir:
“Türkiye’nin, bir NATO üyesi olarak, Avrupa’nın savunmasına yaptığı katkıları düşündüğümde ve Türkiye’nin bugün Avrupalı müttefikleriyle birlikte Afganistan’da yaptıklarını düşündüğümde, Avrupa Birliği üyeliği yönündeki ilerleyişinizin bu şekilde engellenmesi beni sinirlendiriyor. Türkiye’nin kampı koruyabileceğini, ancak çadırın içine giremeyeceğini söylemek yanlıştır.”
Guardian’da ayrıca David Cameron’un Fransa’ya özellikle yükleneceğini belirtilmekteydi. Paris tarafından engellenmenin ne demek olduğunu İngiltere’nin iyi bildiğini hatırlatarak, sözü Charles de Guaulle’ün 1963 ve 1967’de İngiltere’nin Ortak Pazar üyeliğine itirazına getirmesine değinilerek şunlar yazılmaktadır:
“‘Bu ülke Avrupa Birliği’ne ait değildir. Tarihi, coğrafyası, ekonomisi, tarımı ve insanlarının karakteri farklı bir yöne işaret etmektedir. Bu ülke tüm iddiasına ve buna olan inancına rağmen tam üye olamaz.’ sözlerini kim söyledi biliyor musunuz? Bu kulağınıza Türkiye’yi tanımlayan bir Avrupalı’nın sözleri olarak gelebilir. Ancak bu sözler İngiltere’nin üyeliğini veto etmeden önce Charles De Guaulle tarafından sarf edilmiştir.”
Financial Times ise, İngiltere Başbakanı’nın bu övgülerinin zamanlamasının, Türkiye’nin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ile ters düştüğü bir döneme denk gelmesine dikkat çekiyor. Türkiye’nin ABD, Avrupa ve İsrail ile diplomatik gerilimler yaşadığı bir dönemde Cameron’un sözlerinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı rahatlatacağı belirtiliyor.
Independent’a göre, İngiltere Başbakanı, Türkiye’ye destek vermenin yanı sıra Avrupa Birliği yönündeki reformlara hız vermesini; ayrıca, Ankara’dan İran’a karşı daha sert bir tavır takınmasını istemektedir.
2007 tarihli Stratejik Ortaklık Anlaşması Hükümleri
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İngiltere Başbakanı Gordon Brown arasında 23 Ekim 2007 günü Londra'da Türkiye - İngiltere Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalanmıştı. Belgede özetle şunlar vardı:
1. Kuzey Irak ve Terör Sorunu,
1. Sınır Ötesi Operasyon,
2. KKTC'nin, Rumlar karşısında haksız yere cezalandırılması,
3. PKK ve El Kaide'ye karşı işbirliği,
4. Örgütlü suçlarla mücadele,
5. Irak ve Ortadoğu,
6. Türkiye İngiltere Üniversitesi açılması,
7. Enerji Piyasası kurulması,
8. Türkiye'nin AB Üyeliği'ne destek.
AB Üyeliği konusunda ana hatlarıyla şu hususlar yer almıştı:
-Her düzeyde sürekli diyalog ve işbirliği yoluyla Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım görüşmelerindeki ivmeyi desteklemek ve korumak.
-Katılım müzakerelerine ilişkin tavsiyelerde bulunmak.
-Türkiye'yi Avrupa'da tanıtmak ve daha fazla ikili ve eşleştirme projeleriyle destekleyerek yardım etmek.
-Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların sona erdirilmesine yardım etmek ve uluslararası toplumu bu yöndeki çabalarımıza ortak olması yönünde teşvik etmek.
-AB katılım sürecinde daha fazla işbirliği gerektiren münferit fasıllarda sorunları giderme konusunda yardım ve eş güdümde bulunmak. İnsan hakları konusundaki diyalogun yeniden başlatılması dahil siyasi kriterlere uyumun sürdürülmesine yardımcı olmak.
-Türkiye'nin AB üyeliğinin stratejik önemi konusunda hükümetlerin, kamuoyunun ve medyanın anlayışını geliştirmek ve Türkiye'nin üyelik için cesur reformlar gerçekleştirebilecek yetenek ve istekte olduğunu göstermek.
-Türkiye'nin katılım ortaklığındaki önceliklerini yerine getirmesine ve üyeliğin getirdiği zorunlulukları üstlenmesi için idari yeteneğini güçlendirmesine yardımcı olmak üzere daha fazla ve daha stratejik AB ikili ve eşleştirmek projeleri geliştirmek. Katılım öncesi Mali Yardım Aracı fonlarının etkin kullanımının sağlanmasına yardım etmek. Üst düzey devlet ziyaretleri ve görüş alışverişi kanalıyla insan hakları ve siyasi reformlar konusuna daha fazla eğilmek.
-İngiltere, AB ve Kıbrıs Türkleri arasında doğrudan ticari, ekonomik ve kültürel temasların teşviki için BM ve AB çerçevesinde ve ikili düzeyde çalışmak.
-Kıbrıs Türk makamlarıyla üst düzey temasları sürdürmek.
-NATO çerçevesinde ve Türkiye'nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası operasyonlarına katılımının desteklenmesi dahil, Türkiye ve Birleşik Krallık arasında savunma alanındaki ilişkileri derinleştirmek.
Yukarda belirtildiği üzere, İngiltere ile 2007’de gerçekleştirilen stratejik ortaklık, bugünkünden çok da farklı hususlar içermiyor. İngiltere, o yıllarda neleri taahhüt etmişse bugün de aynılarını konuşuyor. Bu tür diplomatik adımlar, ne yazık ki anlamsız biçimde kendini göstermeye devam ediyor. PKK terörüne söylemlerine fazlaca eş düşmeyen bir yaklaşım sergilediği görülen İngiltere’nin, şu aşamadan sonra ne tür adımlar atacağı merak konusu olmaktadır.
(Özlem Pınar ORAN, SDE Asistanı)