PKK’nın Lojistik Üssü Avrupa
PKK/KONGRA-GEL terör örgütü son dönemde gerçekleştirdiği saldırılarla açılım sürecine ‘şiddet’le karşı çıktığını ilan etmiş oldu. Bu saldırıların hem ülke içinde hem de uluslararası alanda birçok olumsuz etkileri olduğu muhakkak.
Uluslararası yönüne bakacak olursak; eylemci teröristlerin Kuzey Irak’tan Türkiye sızması, Kuzey Irak’taki Kürt yönetimle son dönemde iyiye giden ilişkileri akamete uğratmaya aday bir durum oluşturmaktadır. Kuzey Irak’taki Kürt liderlerin Irak siyasetinde daha fazla rol kapmaya ve Türkiye’yle iyi ilişkiler kurmaya çalıştıkları şu günlerde PKK’ya gereken düzeyde tepki göstermemesi, karşılıklı ilişkilerde geriye gidişe sebep olabilecek bir potansiyele sahiptir.
PKK’nın sadece silahlı kanadının konuşlandığı Kuzey Irak değil örgütün finansal ve lojistik anlamda üs olarak kullandığı Avrupa da, Türk makamların eleştirilerine muhatap olmaktadır. Bu eleştirilerin doğruluğunu Avrupa’nın kendisi de kabul etmektedir. Avrupa Polis Ofisi Europol’ün 2010 Terörizm Raporu da, ‘terör örgütünün finansman ve destek anlamında Avrupa’ya dayandığını’ söylemektedir.
Türkiye’nin de bilgi anlamında destek verdiği rapor, PKK’nın Avrupa ülkelerinde hangi yöntemlerle para topladığını ortaya koymaktadır. Bunlar arasında, haraç, zorla bağış, örgütsel yayınların satışı, piyango organizasyonları bulunmaktadır. Ayrıca, terör örgütü, göçmen kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve karapara aklama faaliyetleri de yürütmektedir. Örgütün uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen geliri önemli bir finans kaynağı olarak gördüğünden şüphe yoktur.
Yine raporda Avusturya’nın verdiği bilgilere göre, Şubat 2009’da bir evde yapılan aramada bağış toplama adı altında isim listelerin ve alınan para miktarlarının yer aldığı defterler ele geçirilmiştir.
[1]
Mart ayında Reuter haber ajansının Murat Karayılan ile yaptığı röportajda; Karayılan, finansmanlarının Avrupa’da yaşayan Kürtlere ve Türkiye-İran sınır bölgesinde faaliyet gösteren kaçakçılardan alınan sözde vergilere dayandığını söylemiştir.
[2]
Dolayısıyla terör örgütü, suç ekonomisinin doğrudan içinde yer almaktadır. Güney doğudaki sınır illerimizin kaçakçılık suçları bakımından yoğun olarak kullanıldığı bilinmektedir. Uyuşturucu, sigara, alkol, çay, şeker, akaryakıt, elektronik eşya ve göçmen kaçakçılığı en çok bilinen ve yaygın olarak yapılan kaçakçılık faaliyetleridir. Türkiye, İran, Suriye ve Irak’ın kesişen sınırlarını içine alan bu kaçakçılık faaliyetleri, bölgenin sarp ve kontrolü güç arazi yapısı, birbirine geçmiş sosyal ve etnik yapısı ve kuralsızlığın kural olarak benimsenmesi gibi unsurlarla beslenmektedir. Hal böyleyken, PKK’nın bu bölgedeki nüfuzunu ve şiddet uygulama potansiyelini paraya çevirmemeye çalışacağını düşünmek zaten mümkün değildir. Tahminlere göre, PKK, bölgedeki yasadışı ekonomiden en az yüzde 10-15 seviyesinde nemalanmaktadır.
Avrupa’da da PKK’ya gönüllü ya da gönülsüz verilen paralar, vakıf ya da dernekler kanalıyla Kuzey Irak’taki silahlı kanada gönderilmektedir. Avrupa’dan yapılan bu para transferinin ne şekilde gerçekleştiği (Banka aracılığıyla mı? Banka aracılığıyla ise hangi ülkelerin bankalarının kullanıldığı? Yoksa nakit transferi şeklinde mi?) konusunda net bilgiler bulunmamaktadır ya da bilinmemektedir.
Türkiye şu günlerde, Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) tavsiyeleri doğrultusunda terörün finansmanıyla mücadele mevzuatında önemli değişikler yapmak üzeredir.
Son hali verilmekte olan taslak metne göre, sadece Türkiye sınırlarında değil, yabancı ülke topraklarında işlenen terör eylemleri de terör tanımı içinde kabul edilecektir. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nin terörizmin finansmanıyla ilgili almış olduğu bağlayıcı kararların etkin bir şekilde uygulanmasına yönelik (terörle bağlantılı kişi, grup, dernek ya da şirketlere ait mal varlıklarının dondurulması) tedbirler de öngörülmektedir. Terörün finansmanıyla mücadele çerçevesinde diğer ülkelerden gelecek taleplerin yerine getirilmesine ilişkin yöntemler de düzenlenmesi öngörülen diğer bir konu başlığıdır.
Türkiye bu çalışmaları yaparken, Bazı Avrupa ülkelerinde örgütlenme, bağış toplama, dergi-yayın çıkartma, propaganda yapma gibi yollarla yasal alanı sonuna kadar suiistimal eden ve bu yolla finansman sağlayan PKK’ya karşı neler yapmalıdır?
Öncelikle, PKK’nın para toplama ve Kandil’e transfer etme usul ve yöntemlerinin AB ülkelerinin uzman birimleriyle birlikte deşifre edilmesi gerekir. PKK’nın aktif olduğu belli başlı Avrupa ülkelerinin polisleriyle ve savcılarıyla ortak soruşturma ekipleri tesis edilmelidir.
Terörle mücadelede askeri ve polisiye taktiklerin yanında para hareketlerini izleyen, örgütün finans damarlarını bilen ve bunlara karşı etkin tedbirler alabilen bir profesyonel teşkilatlanmayı da gerektirmektedir. 11 Eylül’den sonra ABD’nin öncülüğünde dünya gündemine giren terörün finansmanı olgusu özellikle Avrupa’da terörle mücadele eden kolluk birimlerinin teşkilatlanmalarında bu yönde değişikliklere sebep olmuştur. Örneğin, bazı Avrupa ülkelerinde terörle mücadele birimlerinin bünyesinde sadece terörün finansmanı suçuyla mücadele etmekle görevli ayrı alt-birimler kurulmuştur. Biz de ise böyle bir alt birim mevcut değildir. Terörün finansmanıyla etkin mücadele edilebilmesinde ekonomik istihbarat yetkisiyle donatılmış uzman bir birimin var olması çok önemlidir.
Diğer taraftan, BM Güvenlik Konseyi kararları uyarınca hazırlanan terör listelerine PKK’ya yakın şirket, dernek ve kişilerin de eklenmesi sağlanmalıdır. PKK’nın Avrupa Birliği’nin terör örgütü listesinde yer alması, örgütünün bu ülkelerdeki şiddet içermeyen faaliyetleri ya da örgütlenmeleri üzerinden maddi yardım toplamasına engel olamamaktadır. Dolayısıyla terörün finansmanında geçen ‘maddi yardım ve fon’ tanımının geniş tutulması gerekmektedir.
Ömer Ersoy, Araştırmacı
[1] http://www.europol.europa.eu/publications/EU_Terrorism_Situation_and_Trend_Report_TE-SAT/Tesat2010.pdf
[2] http://www.alertnet.org/thenews/newsdesk/LDE62K053.htm