ABD,11 Eylül 2001 saldırılarının ardından, sorumluları tespit etmiş, olayın sorumlusu olarak gördüğü El-Kaide örgütünün lideri Usame Bin Ladin’in Afganistan’da bulunması nedeniyle Afganistan’ı hedef göstermiştir. Kamuoyunda 11 Eylül olayı her yönüyle tartışılıp, konu üzerine değişik tepkilerin gösterildiği bu dönemde, ABD ve İngiltere kendilerinin “Meşru Müdafaa” hakkını gerekçe göstererek, 7 Ekim 2001’de Afganistan’a “Sonsuz Özgürlük Operasyonu” adıyla bir askerî harekât başlatmışlardır. ABD önderliğindeki harekât sonucunda Taliban yönetimi devrilmiş, El-Kaide Örgütü’ne ağır bir darbe indirilmiştir. Harekâtın ardından Taliban rejimi de bitmiş ve artık yeni bir döneme girilmiştir. Bu yeni dönemde Afganistan’da istikrar sağlayabilecek bir lider arayışı başlamıştır. Afganistan konusunda ilk kez 27 Kasım 2001 tarihinde Bonn’da yapılan toplantıda Hamid Karzai, tarafların anlaşması ile altı aylık geçici hükümetin başına gelmiştir.
Bahsi geçen toplantıdan sonra Afganistan’la ilgili ikinci konferans, Ocak 2002 tarihinde Tokyo’da gerçekleşmiştir. Bu konferansa katılan ülkeler Afganistan’ın yeniden yapılandırılması için 5,4 milyar dolar yardımda bulunma sözünü vermişlerdir. Üçüncü konferans Mart 2004’te Berlin’de gerçekleşmiştir. Bu konferans sonucunda katılımcılar Afganistan’ın yeniden yapılandırılması için 8 milyar dolar yardımda bulunacaklarını taahhüt etmişlerdir.
Afganistan için toplanan dördüncü konferans Şubat 2006’da Londra’da gerçekleştirilmiş olup, toplantıya katılan ülkeler Afganistan’a 10 milyar dolar yardımda bulunma sözünü vermişlerdir. Londra’daki konferansın ardından Temmuz 2007’de Roma’da yeni bir konferans daha düzenlenmiştir. Bu konferansın ana teması Afganistan’da yargının düzenlemesiyle ilgilidir. Haziran 2008’de Paris’te gerçekleştirilen bir diğer konferansta Afganistan’ın yeniden yapılandırılması konusunda 5 senelik bir proje hazırlanıp, bu bağlamda 10 milyar dolarlık bir yardım sözü verilmiştir.
28 Ocak 2010 tarihli Londra Konferansı’na gelince, Afganistan hükümetinin bu konferansın gündemi ile ilgili açıklamalarına bakıldığında; göze çarpan en önemli gündem maddeleri olarak: 1) Taliban’la görüşme, 2) İsyancılara karşı savaş, 3) Ülke güvenlik kuvvetlerine güç kazandırılması, 4) Yolsuzluğa karşı mücadele olarak karşımıza çıkmaktadır.
Londra Konferansı’na 70 ülkenin liderleri ile birlikte BM ve İslam Konferansı Teşkilatı gibi uluslararası kuruluşların temsilcileri de katılmıştır. Söz konusu toplantıda, Afganistan’da devam eden savaşı sona erdirecek yeni Afganistan stratejisi tartışılmıştır. Konferansın sonuç bildirisinde, Başkan Karzai'nin yolsuzlukla mücadelesinin desteklenmesi ve “El Kaide ve diğer terörist örgütlerle ilişkilerini kesmeye, siyasi amaçlarını barışçıl yollardan sürdürmeye” istekli olması halinde Taliban ile yeniden bütünleşme yönündeki hükümet planının uygulanması kararı alınmıştır. Başkan Karzai’nin uzlaşma planı, silah bırakacak ve siyasi yapıya entegre olmayı kabul edecek olan Taliban mensuplarına güvenlik, istihdam vaat etmekte ve böylece Taliban tehdidini en az seviyeye indirmeyi öngörmektedir. Uluslararası toplum, bu planın uygulanabilmesi için 140 milyon dolarlık bir fon oluşturulmasına da karar vermiştir.
Amerika kaynaklı yeni araştırmalara göre, Afganistan’dan sadece Dubai yönünde günlük 6 milyon Sterlin kaçak olarak çıkartılmaktadır. Bunun da senede 2,3 milyar Sterlin yaptığı ve bu rakamın sadece Kabil hava alanından çıkartıldığı hesaba katıldığında, Afganistan ve Pakistan arasında geçişlerin sınırlar yokmuşçasına kolay olduğunu düşündüğümüzde, oradan yapılan kaçakçılığın miktarını kimse bilmemektedir. Bilindiği gibi, şu ana kadar Afganistan’da yapılmış yardımlar yüzde 20 Afgan hükümeti elli ile yüzde 80’de yabancı hükümetler ve kuruluşlar tarafından harcamaktadır. Bu veriler ve ilgili kaçakçılık haberleri dikkate alındığında, dünya ülkelerinin Afganistan’a yaptığı maddi hibelerin kaçta kaçının Afganistan halkına ulaştığı sorunu kafaları kurcalamaktadır.
Kabil Konferansı ve Sonucu
20 Temmuz 2010 tarihli Kabil Konferansı’na gelince, Afganistan onlarca sene sonra uluslararası kapsamda yeni bir toplantıya ev sahipliği yapmıştır. Kabil Konferansı’nda 70’e yakın ülkenin dışişleri bakanı ve ya özel temsilcileri katılmıştır. Kabil Konferansı’nda konuşan Başkan Hamid Karzai, ülkede güvenliğin yabancı unsurlardan Afgan halkına kademeli geçişini “Afganlaşma” olarak açıklamıştır. Başkan Karzai, 2014 sonuna kadar ülkenin tamamında kontrolü ele almayı amaçladıklarını bildirmiştir. Bu kuvvetlerden bazılarının çekilmesini sağlamak için 2011 yılı Ekim ayına kadar Afgan ordusunun 170 bin’e, Afgan polisinin de 134 bin sayısına ulaşması hedeflenmektedir.
Konferansta öne çıkan ikinci konu ise Afganistan'a aktarılan dış yardımların kontrolü olmuştur. Başkan Karzai, dış yardımları daha çok kontrol edebilmek için çağrısında bulunmuştur. Halen yardımların yaklaşık yüzde 20’si Kabil yönetimi üzerinden ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmaktadır. Başkan Karzai, konuşmasında bu oranın yüzde 50'ye çıkarılmasını istemiştir.
Üçüncü konu ise Afganistan’da barış sağlamak üzere Taliban’la uzlaşma programıdır. Başkan Karzai’nin “El Kaide ve diğer terörist örgütlerle ilişkilerini kesmeye, siyasi amaçlarını barışçıl yollardan sürdürmeye” istekli olması halinde Taliban ile yeniden bütünleşme yönündeki hükümet planının uygulanmasını açıklamıştır.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da, Afganistan’da demokrasiye geçiş sürecinin sonsuza dek ertelenemeyeceğini belirtmiştir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise konuşmasında Türkiye'nin Afganistan'a ihtiyaç duyduğu ve istediği sürece destek olmaya devam edeceğini, seçim sürecine destek çerçevesinde de BM’ye 2 milyon dolar katkıda bulunacağını söylemiştir.
Sonuç olarak Kabil Konferansı’nın pek çok yönüyle Afgan hükümeti lehine olduğu söylenebilir. Bu ülkede ciddi bir güvenlik sorunu olduğu halde uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapması ve ciddi bir güvenlik sorunuyla karşılaşmadan, olaysız tamamlanması Kabil yönetimine büyük bir prestij kazandırmıştır. Bölgesel ve küresel güçlerin Afganistan sorununu çözmek üzere, bu ülkenin başkentine gelmeleri uluslararası platformda hala Afganistan’ın geçmişteki gibi büyük öneme sahip olduğunun delilidir. Afgan hükümetinin önerdiği 3 başlıklı (2014 sonuna kadar ülkenin tamamında kontrolün ele alınması, Afganistan'a aktarılan dış yardımlarının yüzde 50’sinin Afgan hükümetine verilmesi ve Afganistan’da barışı sağlamak üzere Taliban’la uzlaşma programı) teklifinin de, ABD başta olmak üzere konferans katılımcıları tarafından desteklemesi, Kabil yönetiminin lehine bir durum ortaya koymuştur.
Kabil Konferansı’nda alınan kararların yukarıda sözü geçen konferanslar gibi sözde kalmayıp ciddi bir şekilde uygulamaya geçmesi halinde, Afganistan sorununu çözmek için en uygun ve mantıklı bir yol haritası olabileceği öngörülmektedir.
(Khalilullah Rasuli, SDE Uzmanı)