El Şebab
El Şebab örgütünün yöneticiliğinde Fazıl Abdullah Muhammed bulunmakta. Örgütün finansmanını ise Suudi kökenli bir isim Şeyh Muhammed Ebu Fayd sağlamakta. Saldırının, El Şebab’ın Burundi ve Uganda’daki hedeflerin bombalanması çağrısı yapmasının ardından gelmesi dikkat çekmekteydi. Ayrıca bu saldırı El Şebab örgütünün Somali sınırları dışında gerçekleştirdiği ilk eylem olma özelliğini taşımakta.
Saldırının hedefinde, kısa adı AMISOM olan Somali’deki Afrika Barış Gücü olduğu düşünülüyor. Çünkü gerek Uganda, gerekse Burundi AMISOM’e askeri katkıda bulunmuşlardı. El Şebab, Somali’deki barış gücünü Batı yanlısı bulmakta ve Somali’deki varlığına karşı çıkmakta. Örgüt’ün nihai hedefi ise, BM desteğiyle iktidarını sürdürmeye çalışan zayıf Somali hükümetini devirmek.
Bu saldırı sonrasında, barış gücüne katkı yapma konusunda Bölge ülkelerinin isteksiz davranabileceği tahmin edilmekte. İstikrarsızlığı devamı ve El Kaide faaliyetlerinin Afrika B bu bölgeye yayılma ihtimaline karşı ABD başta olmak üzere pek çok Batılı ülkenin Somali yönetimine ve komşularına yardım etme konusunda daha cömert davranacağı ihtimal dahilinde.
Somali Bu Noktaya Nasıl Geldi?
Somali, Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgede bulunması ve Aden Körfezi’ne komşu Kızıl Deniz’in Hint Okyanusu’na bağlandığı bir konumda yer alması nedeniyle, Ortadoğu ve Doğu Afrika coğrafyasında önemli bir yere sahip. 1960’ta bağımsızlığını kazanan Somali, 1991’de Muhammed Ziyad Barre’nin devrilmesinden sonra bir daha güçlü bir hükümet görememiştir. 1991’den beri ülkede iç savaş ve açlık sürmektedir. 2004 yılında Geçici Federal Hükümet’in ilan edilmesi gibi merkezi otoritenin tesisi yönünde girişimler olsa da, 2006 yılında İslamcı gruplarla(İslam Mahkemeleri Birliği.) Hükümet güçleri arasında yeni bir savaş daha çıkmış, ardından ülke komşu Etiyopya tarafından işgal edilmiştir. 2008 yılında ise, Geçici Federal Hükümeti ve İslam Mahkemeleri Birliği’nin devamı niteliğinde olan Somali’nin Yeniden Kurtuluşu İttifakı arasında, komşu ülke Cibuti’de bir antlaşmaya varılarak, merkezi hükümetin güçlendirilmesi yönünde önemli bir adım atılmasına karşın, şu an görevde olan Şeyh Şerif Ahmet hükümeti de Başkent Mugadişu’nun belirli bölgeleri dışında ülkenin büyük bir bölümüne hakim durumda değil. Bu durum, iç güvenlik sorununu etkilediği gibi, özellikle son yıllarda artan korsanlık olayları nedeniyle, uluslararası gündemi de belirlemekte. Özellikle Aden körfezinde yaşanan korsanlık olayı ciddi bir sorun olarak bölgeyi ve uluslar arası kamuoyunu ilgilendirmekte. Bölgede 2008 yılında 120 korsanlık olayı kaydedilirken, 35 gemi kaçırılmış ve 600 mürettebat rehin alınmıştır.(2) 2009 yılında ise 100’ün üzerinde korsanlık olayı yaşandı.
Somali açıklarında yaşanan korsanlık olayları, deniz ticaretini sekteye uğrattığı gibi, deniz güvenliğini de sorunlu hale getirmekte. Bölgenin, önemli bir su ve petrol yolu üzerinde olduğu düşünülürse, bu durum zaman ve maliyette ciddi anlamda kayıp ve deniz seyahatlerinin sekteye uğraması anlamına gelmektedir. Bu koşullardan en çok denizcilik ve sigorta şirketleri büyük kayıplara uğramakta. Uluslararası Denizcilik Bürosu (International Maritime Board: IMB)’un raporuna göre; 2003 yılında dünyada kayıtlı 445 korsan saldırısının üçte biri Ortadoğu ile Asya’da petrol ve ticaret merkezlerine ulaşımın sağlandığı Malacca Boğazı’nı da içine alan Endonezya sularında gerçekleşmiştir. 1995-1999 yılları arasında meydana gelen ortalama 233 korsanlık vakasına karşın, 2003-2005 yılında meydana gelen ortalama 405 vakanın mevcudiyeti, korsanlık olaylarının gittikçe arttığını göstermektedir. 1992’den bu yana korsan saldırılarında yaklaşık yüzde 40 artış olmuştur.(3)
Korsanlık olaylarında yaşanan bu artış karşısında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki moon da devreye girerek, Dünya Gıda Programı’na destek verilmesi ve bölgedeki deniz haydutluğuna karşı mücadelenin güçlendirilmesi amacıyla NATO’dan operasyon talebinden bulunmuştur. Bu bağlamda belirtilmesi gereken, deniz haydutluğunun son yıllarda Somali açıklarında artmasından çok önce de, yabancı deniz güçlerinin bu bölgede varlık göstermiş olduğudur. Örneğin, Bahreyn’de üslenen ABD 5. Filosu, on yıldan fazla bir süre İran Körfezi ve Kızıldeniz bölgesinde devriye görevi yapmıştır. Aynı şekilde, denizde güvenliği sağlamaya yönelik olarak, Cibuti yakınında üslenmiş bulunan batılı ülkelerce oluşturulmuş Combined Task Force da birkaç yıl benzeri görev yapmak üzere bölgede bulunmuştur. Ayrıca, NATO 2007 yılından bu yana, hava ulaştırması desteği vererek Somali’deki Afrika Birliği Misyonu’nu desteklemekte idi. Kısacası, Somali’de güçlü ve istikrarlı bir yönetimin sağlanabilmesi hem bölgesel güvenlik, hem de uluslar arası gemicilik açısından büyük önem arz ediyor.(4)
Ayrıca geçtiğimiz Mayıs ayı içersinde de İstanbul’da, BM gözetiminde Somali Konferansı toplanmış ve toplantıya katılan ülkeler Somali’ye teknik ve ekonomik yardım kararı almıştı.
(Onur ÖZTÜRK, SDE Asistanı)
------------------------------
(2)Emre AKÇADAĞ, Uluslararası Bir Sorun Olarak Deniz Haydutluğu: Somali Örneği,
(3) The Struggle Against Piracy:The Somalia Case and Turkey’s Position, ORSAM, Report:2, March-2009
Somali’de Korsanlık - Denizde Terör ve Deniz Ulaştırmasının Güvenliği