İlişkilerin Geçmişi
İkinci Dünya Savaşı sonrası süreçte ise BM bünyesinde yaygınlaşan anti-kolonyalizm tartışmalarında da yine Brezilya’nın önemli katkıları olduğunu söyleyebiliriz. Brezilya’nın bu politikasının temelinde yatan ise, kendi resmi dili olan Portekizcenin avantajlarından yararlanarak, o dönemde Portekiz sömürgesi olan Afrika ülkeleri ile ilişkilerini geliştirme ve bu ülkeler üzerinde nüfuz sahibi olabilme isteği yatmaktaydı. İlerleyen yıllarda da pratikte de bu durum daha net olarak görüldü.
Emílio Garrastazú’nün başkanlığı döneminde Brezilya’nın Afrika’ya ilgisinin arttığı gözlenmekteydi. Dönemin Dışişleri Bakanı Mário Gibson Barbosa 1972 yılında 9 Afrika ülkesini kapsayan bir tura çıkmış ve aynı sene içersinde Brezilya, Birleşmiş Milletler’de, pek çok Afrika ülkesinin bağımsızlığı yönünde oy kullanmıştı. Brezilya’nın bu tutumu, O’nun Afrika kıtasında büyük avantajlar elde etmesini sağlamıştı. Bu durum Brezilya ile pek çok Kıta ülkesi arasında ikili ticari antlaşmaların imzalanmasını ve Brezilya’nın Afrika Kalkınma Bankası’na katılımını da sağladı. Böylece Brezilya’nın Afrika kıtasına olan ihracatı 1970’lerin başında 100 milyon dolar civarında iken 1981’e gelindiğinde bu miktar 1.96 milyar Dolara kadar çıktı. Aynı dönemde Afrika politikasının bir sonucu olarak Portekiz’den bağımsızlığını kazanan Angola’yı tanıyan ilk ülke de yine Brezilya oldu. Sonraki yıllarda da Brezilya’nın özellikle Portekizcenin konuşulduğu Afrika ülkeleri ile olan ilişkileri devam etti.
[1] 1986 yılında Brezilya’nın Afrika’daki temsilcilik sayısı 22’yi bulmaktaydı.
Günümüzde Brezilya-Afrika İlişkileri
2000’li yılların başından bugüne Brezilya’nın hızlı ekonomik gelişimi Ülkeyi dünya politikasında etkin bir güç haline getirmektedir. Lula Da Silva yönetimiyle birlikte Brezilya dünyadaki meselelerle daha yakından ilgilenmekte ve problemlerin çözümü konusunda aktif politika izlemektedir. İran konusunda Türkiye’nin de girişimiyle yapılan takas antlaşması bu konudaki somut adımlardan biridir.
Bu genel yaklaşım Brezilya’nın Afrika politikasında da Hissedilmektedir. Lula Da Silva’nın son Afrika gezisini de bu bağlamda ele almak gerekir.
Da Silva’nın Afrika Ziyareti
Da Silva, 3-10 Temmuz tarihleri arasında 6 ülkeyi kapsayan Afrika turuna çıktı. 3 Temmuz’da gezisinin ilk durağında Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu zirvesine katılan Brezilya Devlet Başkanının Afrika gezisi kapsamında özellikle iki ülkeye olan ziyareti önem kazanmaktaydı. Bu ülkelerden biri Zambiya’ydı bu ülkeyle Brezilya arasında 8 antlaşma imzalandı. Bu antlaşmalar, ticari ilişkileri geliştirme, iki ülke arasında vizeleri kaldırma, teknolojik yardım, bio-enerji alanında işbirliği gibi başlıkları içermektedir.
[2]
Gezisinin son durağı olan Güney Afrika’ya uğrayan Da Silva burada meslektaşı Zuma ile görüştü ve iki liderin görüşmesinin ardından yapılan açıklamada, iki ülkenin ilişkilerini geliştirmesi gerektiği, kalkınmakta olan ülkelerin ortak hareket etmesi ve zengin ülkelere olan bağımlılığının azaltılması için çaba sarf etmesi gerektiği belirtildi. Da Silva ise yaptığı konuşmada, “Zuma yoldaşa, iki ülkenin birbirinden korkmaması gerektiğini, bazı şeyleri beraber inşa etmeye ihtiyacımız olduğunu, böylece diğerlerine daha az bağımlı olacağımızı ve bu yolla daha güçlü ekonomiler inşa edeceğimizi belirttim”
[3] dedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti, Brezilya’nın Afrika kıtasındaki en büyük ticari ortağı durumunda. İki ülke arasında ticaret hacmi 9 milyar doları bulmakta.
Brezilya’daki sel felaketi nedeniyle Lula Da Silva ziyaretini erken bitirmek zorunda kaldı.
Pek çok gözlemci açısından, Da Silva’nın Afrika gezisi, Brezilya’nın ekonomik açıdan ihtiyaç duyduğu hammadde ve Pazar gereksinimini karşılamayı amaçlamaktadır. Afrika kıtası üzerinde İran ve Çin gibi diğer gelişmekte olan ülkeler de söz sahibi olmak istemekte. Bu durum ister istemez İran, Çin ve Brezilya arasında Afrika konusunda rekabeti de beraberinde getirecektir.
(Onur ÖZTÜRK, SDE Asistan)