O tarihten sonra, Komisyon, ABD’nin istediği bilgi transferine kurumsal ve hukuki bir zemin sağlayabilmek adına ve AB Parlamentosunun çekincelerini de hesaba katarak tekrar müzakerelere başladı.
AB Komisyonu ve AB Hazine Bakanlığı yetkililerince sürdürülen müzakereler sonunda ilkine göre AB’ne daha fazla rol veren bir anlaşma üzerinde mutabakata varılmıştır. Anlaşma 1 Ağustos 2010 itibariyle yürürlüğe girecektir. AB Komisyonu da ABD yönetimi de mutabakata varılmasından dolayı duydukları memnuniyeti ifade etmişlerdir. Başkan Obama konuyla ilgili yaptığı açıklamada ‘özel hayatın ve özgürlüklerin korunmasının kendi yönetimleri açısında da öncelikli konular arasında olduğunu’ söylemiştir.
Diğer taraftan sözkonusu anlaşma bazı Avrupa milletvekillerince, Avrupalıların temel hak ve özgürlüklerine aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirilmeye devam etmektedir. İnsan haklarıyla ilgili sivil toplum çevrelerin öncülüğünde anlaşmanın Avrupa Adalet Divanı’na götürülmesi de olasıdır.[1]
Eleştirilerin diğer odağı ise, Avrupalı şirketlerin ticari faaliyetleri hakkında da önemli ipuçları verecek olan bu para transferlerinin, endüstriyel istihbarat faaliyetlerine özel bir önem veren ABD’nin eline geçmesini engelleyecek hiçbir mekanizmanın anlaşmada öngörülmemiş olmasıdır.
SWIFT ABD için Neden Bu Kadar Önemli?
Belçika merkezli SWIFT (Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication-Bankalar Arası Küresel Telekomünikasyon Birliği), tüm dünyada para transferi mesajlarının bir ülkeden diğerine iletilmesini sağlayan kritik bir şirkettir. 208 ülkeden 8300’ün üzerinde banka, sermaye piyasası aracı kurumları ve para transferi yapmaya yetkilendirilmiş şirket, SWIFT üzerinden para transferlerini gerçekleştirmektedir.[2] Bu oran tüm dünyada bankacılık sistemiyle yapılan uluslar arası işlemlerin yüzde 80’ini teşkil etmektedir. Türkiye de, SWIFT sistemine 1989 yılında dahil olmuştur.
Bu bilgilerin ABD istihbarat servislerine aktarıldığının ABD basını tarafından 2006 yılında ortaya çıkarılması, AB ile ABD arasında önemli bir gerginliğe sebep olmuş; AB’nin seçimle işbaşına gelen tek organı olan AB Parlamentosu ve AB ülkelerindeki bazı insan hakları örgütleri ABD’ye sert eleştiriler yöneltmiştir.
Peki, 2001’den bu yana ne yapılmıştı? Bu sorunun cevabı çok basittir; ABD makamlarıyla yaptığı gizli bir anlaşma çerçevesinde SWIFT şirketi, aracı olduğu uluslararası para transferlerine ait tüm kişisel bilgileri- terörizmle mücadele gerekçesiyle- ABD makamlarına iletmiştir.
SWIFT bilgilerinin alınması, Başkan Bush’un ilan ettiği ve ABD’nin mevcut yönetimince de halen devam ettirilen ‘terörle küresel savaş’ stratejisinin önemli bir ayağını oluşturmaktadır. ABD yetkililerine göre, bu bilgiler 2001 yılında bugüne kadar 1550 terör soruşturmasında kritik rol oynamıştır.[3]
Yeni Anlaşma Neler Getiriyor?
Bilindiği gibi, Lizbon Anlaşmasıyla birlikte AB’nin üçüncü taraflarla yapacağı tüm uluslararası anlaşmalar AB Parlamentosu’nun onayına ihtiyaç duymaktadır. AB Konseyi ve AB Komisyonu’nu AB Parlamentosuyla karşı karşıya getiren bu Anlaşma krizi göstermiştir ki, AB Parlamentosu kendisine tanınan bu yetkiyi sonuna kadar kullanacaktır.
Varılan SWIFT Anlaşmasının içeriğine bakacak olursak;
Anlaşma kapsamında AB tarafından görevlendirilecek bir izleme ekibi, ABD’nin terörist finansmanı takip operasyonlarının bir parçası olarak isteyeceği bilgilerin kişisel verileri koruma kurallarına uygun olarak verilip verilmediğini inceleyecektir. İlk haline göre diğer önemli değişiklik ise, ABD makamlarına yapılacak bilgi transferinin çok geniş olarak tanımlanmasından vazgeçilmesidir. Bu çerçevede, ABD’deki takip programının karşılığı olarak AB’nin de kendine özgü bir terör finansman takip programını 12 ay içinde devreye sokulması öngörülmektedir. Böylece AB, tüm banka transfer bilgileri yerine, kendi elindeki bilgileri önce analiz ederek sadece belirli bir terör soruşturmasına ilişkin bilgiyi ABD makamlarına iletecektir. Bu bilgi taleplerini inceleme ve yerine getirme görevi ise AB açısından Europol’e verilmektedir. [4]
Ancak böyle bir program olmadan bunun gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Zaten anlaşmada da 5 yıl içinde AB’nin ABD’dekine muadil bir programı devreye sokamaması halinde Komisyon’un bu anlaşmayı tekrar müzakereye açma ya da iptal etme hakkının bulunduğu da hüküm altına alınmıştır.
Yeni anlaşma, AB vatandaşlarının bu anlaşma nedeniyle meydana gelebilecek yanlışlıkları ve karışıklıkları düzeltme hakkını da garanti altına almaktadır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
--------------------------------------------------------------------------------
[1] http://www.euractiv.com/en/justice/ignore-us-your-peril-warns-buzek-parliament-oks-swift-news-496152
[2] http://www.swift.com/about_swift/company_information/index.page?lang=en
[3] http://www.euractiv.com/en/justice/ignore-us-your-peril-warns-buzek-parliament-oks-swift-news-496152
[4] http://euobserver.com/9/30429