Doğu Avrupa’nın Afrika İlgisi
Afrika kıtasının en ciddi problemlerin başında hiç kuşkusuz fakirlik ve az gelişmişlik gelmektedir. Batı dünyasının yapmakta olduğu yatırımlar ve insani yardımların bu sorunları çözdüğünü söylemek ise mümkün değildir. Bu noktada son dönemlerde pek çok Doğu Avrupa ülkesinin kıtaya yönelik ilgisinin arttığını görmekteyiz. Bu ülkelerin kendi ekonomik gelişimlerini Avrupa Birliği standartlarına yaklaştırdıktan sonra Afrika’nın zenginliklerinden faydalanma yarışına girdiklerini söylemek mümkündür. Aynı zamanda içlerinde Slovenya, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan gibi ülkeleri bulunduran sözkonusu Doğu Avrupa ülkeleri, GSMH’lerinin ortalama % 0.4’ünü Afrika’ya yönelik yardımlara ayırmaktadır. Aynı zamanda kıtayla yapılan enerji ve değerli maden ticareti hız kazanmaktadır.
Saydığımız bu ülkelerin başında Slovenya gelmektedir. AB’nin kıta dışı kalkınma programlarıyla ortaklaşa yaptığı yardım ve yatırım faaliyetlerini Afrika’da sürdürmektedir. Hedef ülkeler olarak ise Nijer, Burkina Faso, Malavi ve Madagaskar olarak sayılabilir.
AB’ne 2004 yılında katıldıktan sonra Asya ve Afrika’daki altyapı projelerine ağırlık veren Çek Cumhuriyeti ise 2025 yılına kadar GSMH’sinin %33’ünü kara kıtadaki faaliyetlerine ayırmayı planlamaktadır. Prag yönetimi, Zambiya ve Angola’da yaklaşık otuz civarında proje gerçekleştirecektir. Buna karşılık bu ülkenin eski ortağı olan Slovakya ise sadece Kenya’da olmak üzere iki adet yatırım projesi başlamıştır.
Afrika’ya yapılan Doğu Avrupa yardımları konusunda kıtada en popüler ülke ise Polonyadır. Polonya her ne kadar kıtadaki partner olarak uzun yıllar Angola’yı tercih etse de yıllık ortalama 1 milyon dolarlık yardım miktarı bakımından ciddi bir rakam tutturduğu söylenebilir. Ayrıca bu yardım miktarının 2025 yılına kadar üç katına çıkarılması planlanmaktadır.
Macaristan, Afrika’ya ayırdığı yardım bütçesi bakımından söz konusu ülkeler arasında ikinci sırada sayılmaktadır. 2007 yılı Macaristan’da Afrika yılı olarak kabul edilmiştir. Kanada ile ortaklaşa yürütülen kalkınma yardımları 2006 ve 2007 yıllarında yaşanan ekonomik kriz dolayısıyla bir ölçüde azalsa da her geçen dönem daha fazla Afrika ülkesiyle ilişkiler geliştirilmektedir.
AB’ne son katılan Romanya ve Bulgaristan uzun yıllardır ekonomik sıkıntılarla uğraşan diğer Doğu Avrupa ülkeleridir. Ancak bu iki ülke bütçelerindeki açıklara rağmen Afrika ile olan ilişkilerini geliştirme yönünde irade göstermektedirler. 2025 yılına kadar GSMH’lerinin %33’ünü kıtadaki kalkınma programlarına ayırmayı planlamaktadırlar. Estonya ise şimdiye dış yardımlarının kapsamına almadığı Afrika’ya bundan sonra özel bir bütçe tahsis etmek istemektedir. (Tıkla-1)
Afrika’ya açılan yeni pencerelerden bahsedilirken Türkiye’nin de yukarıda sayılan ülkelerin açılımlarından geri kalmadığını söylemek yerinde olacaktır. Özellikle 2000’li yıllarda gelişerek devam eden Türkiye ve Afrika ilişkileri, Türkiye’yi diğer Avrupa ülkelerinden daha ayrıcalıklı kılmaktadır.
Dünyada kendini gösteren küresel mali kriz, Afrika ülkeleri açısından korkulduğu gibi bir yıkım etkisi göstermemiştir. Dış ekonomilerle entegrasyonu kısıtlı olan kıta devletleri, gelinen noktada iyimser görünmektedir. Ekonomik istikrarın sağlanması dolayısıyla Doğu Avrupa’dan Afrika’ya gelen yatırım odakları, ciddi bir endişe duymamaktadırlar. Bu sayede sözkonusu Doğu Avrupalı ekonomi kurmayları, Afrika’yla girişilen proje ve kalkınma faaliyetlerinde uzun vadeli planlar kurabilmektedirler. (Tıkla-2) Yaşanan bu olumlu tablo Afrika ülkeleri açısından, dünyanın farklı merkezlerine açılım olanakları sebebiyle önem arzetmektedir.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan, 26 Eylül 2009)