ENGLISH
08.02.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Terör Şimdi Nereye Sürüklüyor?

08.07.2010 09:34:32

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türkiye’nin bölgesinde güçlü ve lider bir ülke olarak yükselmesinin karşısında terörle mücadelesi önemli bir engel olarak durmaktadır ve adeta yumuşak karnını oluşturmaktadır. İsrail’le başlayan “Mavi Marmara” krizi ciddi bir bölgesel hadise iken yaşanan kanlı terör saldırıları önceliği başka tarafa kaydırmış durumda. PKK terörünün esas sebebi fakirlik, işsizlik ve ekonomik değildir. Ama terörü etkileyen ve onu besleyen faktörlerdendir. PKK terörünün esas amacı Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaktır.

 

Her ne kadar PKK eylemlerinin arkasında İsrail’in bulunduğuna dair delil bulunmasa da, PKK eylemlerinin yeniden başlamasının zamanlaması en azından bize bu eylemlerin İsrail lehine Türkiye’yi köşeye sıkıştırmayı amaçladığını düşündürmektedir.
   
Genel olarak dünyada teröre karşı tam anlamıyla bir işbirliği bulunmasa da 11 Eylül miladı ile birlikte, her ne maksatla kurulmuş olursa olsun tüm terör örgütlerinin dünya kamuoyunda değeri düşmüş, ortak düşman olmaya başlamışlar ve gerileme, sahneden çekilme aşamasına gelmişlerdir. Birleşmiş Milletler kurulduğu günden bugüne kadar, terör eylemlerine karşı uluslararası sözleşmeler ya da bildiriler hazırlayarak, üye devletlerin imza ve onayına sunmaktadır.
 
Bu kapsamda, BM ve bağlı kuruluşların geliştirdikleri geniş kapsamlı 13 sözleşme ve protokolden oluşan uluslararası anlaşmalar ağı, terörle ve terörle mali mücadele için gerekli yasal zemini oluşturmaktadır. Terörle mücadelede demokratik devletlerin normlarını oluşturan söz konusu sözleşme ve protokoller aşağıda sayılmıştır:
 
Türkiye’nin yıllardır uluslararası arenaya yaptığı işbirliği çağrıları gerekli karşılığı görmemiştir. Terörün tüm dünya devletlerinin öncelikli gündemine girmesi, ancak 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra olmuştur. Türkiye yıllarca terör tehdidini anlatmasına rağmen adeta kulaklarını tıkayarak duymayan gelişmiş devletler; ABD’nin baskısı ile 11 Eylül saldırılarının hemen arkasından, daha önce görülmedik bir şekilde hızla ve kararlılıkla saldırıları kınamışlar ve saldırıları takiben 28 Eylül 2001 tarihinde uluslararası terörle mücadele açısından çok önemli olduğu değerlendirilen bir dizi kararlar almışlardır.
 
Hiç şüphesiz Türkiye’nin 30 yıla yakındır mücadele ettiği PKK’da bu süreçten nasibini almaktadır ve gittikçe uluslararası destekçilerini kaybetmekte, özellikle finans kaynağı Avrupa’da zayıflamaktadır.
 
Böyle bir konjonktürde Türkiye hükümeti yaşanan sorunun kaynağını etkileyebilecek, ancak içeriği tam olarak açıklanmayan bir açılım sürecini başlattı. Diğer siyasal partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının desteği alınmasa da, muhtemelen bölgede yaşanan terör üzerinde etkili olabilecek taraflarla varılan uzlaşı sonucunda bir grup teröristin ülkeye dönüşü umulmayan biçimde nahoş görüntülere sebep oldu, ters propagandaya dönüştü. Hükümet konuyu tekrar ele almak zorunda kaldı. Aslında bu kontrolden çıkan durum, evdeki hesabın çarşıya uymadığının ilk işaretleri olarak da düşünülebilir.
 
Adı ne olursa olsun başlanan açılım sürecinde konu ile ilgili güç odakları arasında bir çeşit uzlaşmaya ve yol haritasına karar verilmiş olması, en azından tartışılmış olması tahmin edilmektedir. Zira gideceğiniz yeri bilmiyorsanız gittiğiniz yolun veya istikametin bir önemi yoktur. Ancak Habur’da şekli tasvip edilmese de teslim olan terörist görüntüsünden, askeri birliklere saldıran terörist görüntüsüne gelinmiş olması sonucunda, eğer çeşitli taraflar arasında varılan bir uzlaşı varsa artık bunun bir sebeple sona ermiş olduğuna ve tekrar denge kurmak için herkesin elindeki kozları oynadığına hükmedilebilir. Ya da bu muhtemel uzlaşma grubuna dahil edilmemiş bir batılı veya bölgesel güç kendi plan ve çıkarlarını korumak üzere müdahale etmiş olabilir. Başbakanın “taşeron” ifadesi bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Sonuç olarak ardındaki nedenler ne olursa olsun iyi şeyler olacağı beklentisi ile çıkılan yolda tıkanma ve bir anlaşmazlık noktasına varılmış görünmektedir. Bu kaos durumunda, yakın dönem içerisinde terörist saldırıların çeşitli şekillerde artarak devam etmesi beklenmelidir. Diğer yandan Barzani’nin Türkiye ziyareti mücadelenin bundan sonrasında safların tekrar belirlenmesinin işareti olabilir, muhtemelen çeşitli alanlarda işbirliği artabilir.       
 
(Dr. Mürteza HASANOĞLU)

 






SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya