Bölgede önemli bir konuma sahip olan İran’ın Kafkasya’da gerçekleşen olaylara yaklaşımları dönem dönem farklılaşan bir özelliğe sahiptir. İran için Sovyetler Birliği’nin dağılışı ile Rusya’nın eski gücünü kaybetmesi ve komünizm tehlikesinin ortadan kalkması yeni tehlikelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Tarih boyunca her türlü fikri akımın Kafkasya yoluyla İran’a sirayet etmesi, yeni siyasi ortamda da etnik milliyetçilik tehlikesinin yayılmasına yol açmıştır.(1) Bu tehlikeyi göz ardı edememesinin sebebi de İran’ın komşu devletlerle olan sınırlarının farklı etnik unsurlar tarafından çevrelenmesidir ve bugün Kafkasya sınırlarında sayısı 30 milyona varan Azerbaycan Türkü yaşamaktadır. Bölgede Batı merkezli yapıların etkinlik göstermesinden endişe duyan İran bu konuda Rusya ile ortak açılımlarda bulunmakta, dolayısıyla Kafkasya’nın en önemli çatışma meselesi Dağlık Karabağ ile ilgili olarak da milli güvenlik tehlikesi olarak nitelendirdiği meselelerden dolayı değişken bir tutum sergilemektedir.
Azerbaycan ve Türkiye ile olan sınırlarının kapalı olmasından dolayı Ermenistan, bölgedeki konumundan dolayı ulaşım ihtiyacını İran üzerinden rahatlıkla karşılayabilmektedir. Tüm politikalarında olduğu gibi dış politikasında da İslami devrim çizgisini önemseyen İran’ın Dağlık Karabağ meselesine yaklaşımı, iki tarafla da olan ilişkileri dengeleyecek bir özelliğe sahiptir. Özellikle Doğu Azerbaycan eyaleti meselesinden dolayı Ermenistan’a yakınlık göstermek zorunda kalan İran’ın, büyük devletler ittifakının değişkenliğinden dolayı da bu durumu sürdürdüğü söylenebilir. Dağlık Karabağ sorununun başlangıcından itibaren ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu belirten İran’ın, prensip olarak bu söylemde bulunup sık sık arabuluculuk faaliyetlerine girişmesi, bölgedeki dengeleri çeşitli yollarla kendi lehine çevirme ya da oluşabilecek muhtemel zararları en aza indirme isteği yönünde izlediği politikalardır. Bu konuda ilk olarak 1992 yılında İran Dışişleri Bakanı Bakü’de, Azerbaycan yetkililerine arabulucu olabileceklerini belirtmiştir.(2) Bunu takiben, taraflar 15 Mart 1992’de ateşkes imzalamışlardır. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mahmut Vaezi’nin, ateşkesin ayrıntıları ve savaş esirlerinin mübadele mevzusunu görüşmek üzere Bakü ve Erivan’da temaslarda bulunmasının akabinde Şuşa’nın ve kısa bir süre sonra da Laçin’in işgal edilmesi, İran’ın arabuluculuk girişimlerini boşa çıkarmıştır.
Bölgedeki tüm gelişmelerde Rusya’nın ağırlığını hisseden İran, Dağlık Karabağ konusunda da Rusya etkisinde bir yol takip etmiştir. Bu da Ermenistan’la daha yakın ilişkilerin doğmasına sebep olmuştur. Ayrıca Azerbaycan’ın 1990’lı yılların sonuna doğru Türkiye-İsrail stratejik ittifakına olan yakınlığı, İran’ın Erivan-Atina-Moskova ittifakına dahil olmasıyla sonuçlanmıştır. 11 Eylül sonrasında bu ittifakın etkinliğini kaybetmesiyle İran, Türkiye ve Azerbaycan’la olan ilişkilerini kuvvetlendirme yoluna gitmiş, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ işgalini zaman zaman kınamıştır.
Dağlık Karabağ meselesinin tanımında dini veya etnik bir terim kullanmayan İran’ın, meseleyle ilgili değişken tutumu farklı noktalarla açıklanabilir. Bunlar:
- Sorunun çözümü ile Doğu Azerbaycan eyaletindeki Türk topluluğunun, Kuzey Azerbaycan’a bağlanma tehlikesi İran milli güvenliğinin en önemli endişelerindendir,
- İran’a göre; Ermenistan, Batı ittifakına karşı Rusya safında desteklenmesi gereken bir ülkedir,(3)
- Türkiye’nin Kafkasya’daki etkinliği ancak Ermenistan’la yaşanan sorunlar yoluyla azaltılabilir,
- İran, Batı’daki Ermeni diasporası yoluyla kendisine de bazı kapılar açabilir.
Ermenistan’ı bölge dengelerini değiştirme aracı olarak gören ve bu yönde açılımlarda bulunan İran’ın Dağlık Karabağ meselesindeki tutumları Ebulfez Elçibey döneminde açıkça eleştirilmiş, sonraki yönetimler ise konuyla ilgili tereddütlerini dile getirmekten kaçınmamışlardır. Ancak İran’ın sorun ile ilgili tutumlarında, kuzeydeki 8 milyon nüfuslu Azerbaycan Cumhuriyeti’nin varlığı İran için göz önünde bulundurulması gereken ilk gerçektir. Doğu Azerbaycan eyaletinde yaşayan 30 milyon Azerbaycan Türkünün varlığı, Dağlık Karabağ meselesinde İran’ın ihtiyatlı olmasını gerektirmiştir. Doğu Azerbaycan halkı için mezhep birliği vurgusunda bulunan İran, kültürel bağları güçlendirecek açılımlarda bulunmaktadır. Bölgede gerçekleşen çatışmaların kendi topraklarına sirayet etmesi İran için istenmeyen bir durumdur. Bu yüzden bölge ile ilgili etnik terimleri kullanmaktan kaçınan İran’ın Ermenistan’a olan eğilimi çokça tartışılmıştır.
Bir diğer husus ise, bölgede oluşan Batı etkisine karşın İran’ın Rusya ile beraber hareket edebileceği bir meselenin var olması gerekliliğidir. Ermenistan yanlısı tutumu ile İran’ın Rusya safında hareket etmesi bölgede ayrı bir güç dengesinin oluştuğu görünümünü vermekle beraber, milli güvenlik endişelerinde İran’ın daha rahat olmasını sağlamaktadır. Ermenistan eğilimli yaklaşımları ile bir Batı ülkesi olan Türkiye’nin bölgede Batı menşeli bir etkisinin oluşmasını ve bölgedeki Türk halkına olacak muhtemel etkisini engellemek isteyen İran, Dağlık Karabağ sorunu ile ilgili olarak daha etkin bir aktör olma isteği taşımaktadır. Son dönemlerde arabuluculuk söylemlerini yineleyen İran, aynen Rusya’nın izlediği politikada olduğu gibi bu sorun vasıtasıyla varlığını hissettirmeyi istemektedir. Ayrıca Ermenistan’a vereceği desteklerle, Sovyetler Birliği’nin dağılışından sonra Batı için stratejik önemi azalan ve bazı iç ve dış meselelerden dolayı Batı ile sorunlu hale gelen İran, dünya genelinde etkili faaliyetlerde bulunan Ermeni diasporasının güçlü lobileri aracılığı ile imajını düzeltme isteğindedir.
Tüm bu hususlar İran’ın Dağlık Karabağ sorununa yaklaşımını belirleyen temel meseleler olma özelliğindedir. Doğu Azerbaycan’daki Türk nüfusun etkisiyle de Ermenistan yönlü politika izleyen İran’ın kolektif barış açılımları konusunda komşu devlet olarak önemi bulunmaktadır. Bölgedeki mevcut sorunlar karşısında Batı karşıtı ve Rusya safında olma eğilimini devam ettirmeyecek olan İran’ın bir komşu devlet olarak sorunun çözümündeki etkisi tartışılamaz. Bölgeye yönelik politikalarında belirlediği hususların şu ana dek İran’a ne kazandırdığı ise sorulması gereken başka bir meseledir. Buna ek olarak Rusya’nın devamlı surette nükleer konusunda İran’ı yalnız bırakması da yeni açılımların ne olacağı konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır. Son dönemlerde sık sık vurguladığı arabuluculuk söylemleri İran’ın orta vadede konu ile ilgili olarak eskisine nazaran daha yumuşak ve uzlaştırıcı bir yol izleyeceği izlenimini vermektedir. Ayrıca uluslararası örgütler haricinde komşu devletlerin birbirleriyle olan tarihi ve çağdaş ortak paydalarından dolayı barış görüşmelerinin daha hızlı biçimde ilerlemesi mümkündür.
(Mehmet Fatih ÖZTARSU, SDE Asistanı)
----------------------------------------------------
(1)Arif Keskin’in 09.07.2009 tarihinde gerçekleştirdiği “İran’ın İç Yapısı” adlı seminerde alınan notlardan biri de, İran’a tesir eden fikri akımların daima Kafkasya üzerinden İran’a ulaşması durumudur. Sovyetler döneminde de güçlü Rusya’nın sahip olduğu komünizm düşüncesinin ve diğer komşu devletlerin muhtemel etki politikalarının önüne geçmede bir dış politika hassasiyeti olarak İran’ın yeni zeminde yayılmasından endişe ettiği fikri akım Türk milliyetçiliğidir.
(2) Celil Yakupzade,
“İran’ın Karabağ Sorununa ve Güney Kafkasya’da Kolektif Güvenlik Girişimlerine Yönelik Politikası”, Azerbaycan Milli Kütüphanesi,
http://www.anl.az/el/q/qarabag_4/q-6.htm , Erişim Tarihi: 06.07.2010.