ENGLISH
09.02.2012
Ana Sayfa » İç PolitikaGeri Dön «

17. Yılında İki Katliam ve Toplumsal Barışı Korumak

06.07.2010 17:04:14

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

1993 yılı Temmuz ayının ilk günlerinde yaşanan iki kitlesel katliamın üzerinden 17 yıl geçti ancak her iki olayın toplumda meydana getirdiği sarsıntıların etkisinden kurtulmak kolay olmadı. Toplumsal hafızamızın derinliklerine yerleşen bu olayların tekrar yaşanmasına izin verilmemesi için başta yöneticiler olmak üzere herkesin sorumlu davranması gerekiyor.Türkiye’de Alevi-Sünni çatışmasını çıkarabilmek için önce 2 Temmuz’da Sivas’ta uygulanan kanlı senaryo neticesi Madımak Otelinde çıkan yangında, aralarında Alevi aydınların da bulunduğu 35 kişi yaşamını yitirdi. Hemen ardından kentte iki gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve çok sayıda kişi olaylara karıştıkları gerekçesiyle gözaltına alınarak Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından sorgulandı.

Hukukun siyasallaştığı ve tarafsızlığını kaybettiği yorumlarının yapıldığı önemli davalardan biri olarak değerlendirilen Sivas davasında birçok kişi yapılan asılsız ihbarlar sonucunda mağdur edildi, uzun süre gözaltında tutuldu ve itirafa zorlanarak baskı altına alındı.
 
Bu olaydan sadece üç gün sonra bu kez Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyüne düzenlenen saldırıda ise tamamına yakını köyün erkeklerinden oluşan 33 sivil katledildi. İddialara göre baskını düzenleyen grubun elinde bir infaz listesi yer alıyordu ve öldürülen sivillerin üzerine bırakılan “Sivas’ın intikamı alınmıştır” yazılı bildirilerin maksadının mezhep çatışmasını körüklemek olduğu yorumları yapılıyordu.
 
Her Temmuz ayının ilk günlerinde bir kez daha hatırladığımız Sivas ve Başbağlar trajedilerinin toplumsal belleğimizde elem dolu bir yeri olduğu gibi kırılma noktalarımızdan aldığımız darbeleri işaret etmeleri bakımından da ayrı bir önemi bulunmaktadır. Başbağlar’da işlenen toplu cinayetlerin ise etkin bir şekilde soruşturulmaması ve davanın alelacele toplanan sanıkların tutuklanıp hüküm giymeleriyle sonuçlanması dikkat çekicidir. Olaya karıştıklarına dair itirafları bulunan kişilerin bilgileri ve saldırının arka planında bulunanların kimlikleri ile ilgili mahkeme tarafından ayrıntılı bir inceleme yapılmamış ve dava kapatılmıştır.   
 
Türkiye’de farklı etnik ve dini kimlikler üzerinden çatışma siyaseti oluşturmak isteyen güç odaklarının toplumsal barışı kana bulama eylemleri olan Sivas ve Başbağlar katliamlarında bugün Ergenekon’un rolünün tartışılıyor olması, gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik arayışların bir sonucudur. Aydınlık gazetesinin Sivas olayları öncesi ve sonrasında yaptığı kışkırtıcı yayınlar ve Doğu Perinçek’in Aziz Nesin’i Sivas’a göndermesi, yaşanan trajedinin arkasındaki Ergenekon izlerinin görünmesine imkan tanımaktadır. Alevi toplumunun kanaat önderleri de dahil herkes artık Sivas ve Başbağlar katliamları arasındaki bağın farkındadır ve her iki olayın planlayıcılarının aynı adresi işaret etmekte olduğunun bilincindedir. Bu sağlıklı yaklaşım, sadece dini ve mezhepsel farklılıkların karşılıklı saygı temelinde korunmasına hizmet etmemiş aynı zamanda toplumsal anlayış ve dayanışma duygularını da güçlendirmiştir.
 
Yıllarca Alevi meselesinin siyasi istismar konusu yapıldığı Türkiye’de son dönemde başlatılan demokratik açılım politikaları, Alevi toplumuna kendi dini ve kültürel kimlikleri ile saygın bir yaşam sürdürebilmeleri bakımından umut verici uygulamalar olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte daha düne kadar Sivas katliamı bahanesiyle dindar-muhafazakar çevreleri aşağılayıcı ve suçlayıcı tutumlar takınan Kemalist sol çevrelerin hala Ergenekon ve benzeri derin devlet yapılanmalarını savunmayı sürdürmeleri oldukça manidardır. Oysa bugün Sivas ve Başbağlar dosyalarının yeniden açılması ve gerekirse Silivri’de görülmekte olan dava ile birleştirilmesi tartışılmakta, kimi Ergenekon sanıklarının bu olaylar nedeniyle ayrıca ifadelerine başvurulması gündeme gelmektedir.
 
Kamuoyu, ne Sivas davasında ve ne de Başbağlar davasında yaşanan hukuki süreçlerin siyasi baskı ve yönlendirmelerden uzak, uluslararası standartlar açısından tarafsız ve bağımsız mahkemelerde görüldüğüne inanmamaktadır. Dolayısıyla DGM’lerin yapısı tamamen değiştiğine göre hukuken bağımsız kabul edilmeyen bu mahkemelerce verilen kararların sürekli olarak tartışılması kaçınılmazdır.
 
Sivas ve Başbağlar olaylarının yaşanmasında dönemin siyasal iktidarının ve resmi makamların ağır ihmalleri olduğu defalarca gündeme getirilmiş olsa da üst düzey sorumlulukları bulunan siyasetçi ve kamu görevlilerine yönelik ciddi bir hukuki yaptırım söz konusu değildir. Bu tür kitlesel mağduriyetlerin yaşandığı ve toplumsal barışı tehdit eden eylemlerle ilgili olarak devlet görevlilerinin ağır ihmal ve kusurlarının tespit edilmesi ve cezasızlığın engellenmesi gerekirken ne yazık ki her iki olayda da bu beklentiler boşa çıkmıştır.
 
Dini ve etnik aidiyetleri ne olursa olsun insanlarımızın özgürce ve kendi kimlikleri ile yaşayabilecekleri, haklarının eşitlik temelinde hukuki olarak güvence altına alındığı bir siyasal-toplumsal düzenin gerçekleşmesi için reform süreçlerinin devam etmesi ve toplumsal gruplar arasında “ötekileşmeye” yol açacak uygulamalardan özenle kaçınılması gerekmektedir. 17 yıl önce yaşanan büyük acıların yeniden yaşanmaması bakımından toplumsal sağduyunun tüm kesimlerce içselleştirilmesi önemlidir ve insan hakları hukukunun evrensel değerleri her insanımız için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın karşılanmasında görev ve sorumluluk öncelikle devlete aittir.
 
Sivas ve Başbağlar olaylarını planlayanların ve Alevi-Sünni ayrımıyla insanlarımız arasında kin ve intikam ateşini yakmak isteyen çevrelerin bu amaçlarına ulaşamamasında hiç kuşkusuz toplumsal kesimlerin duyarlılığı belirleyici olmuştur. Bu ortak duyarlılığın korunması ve derin yapılanmaların her iki olayla ilgili bağlantılarının ortaya çıkarılması için siyasi sorumluluğu bulunanların daha özenli olarak hareket etmeleri gerekmektedir.
 
(Selvet Çetin, SDE Uzmanı)



İÇ POLİTİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya