Türkiye açısından mevcut tabloya baktığımızda, bugüne kadar ancak 13 faslın müzakerelere açıldığını görmekteyiz. Bu sayının düşük kalmasının en önemli sebebi ise Adadaki sorun çözülmeden AB üyesi yapılan Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye’ye karşı olumsuz ve köstek olucu tavrıdır. Bu politik tavır, Türkiye’nin AB üyesi olmasını istemeyen ülkelerin politikalarına da çanak tutmaktadır. Güney Kıbrıs’la ilgili olarak, bu noktada ilginç bir bilgiyi de aktarmak istiyorum. Türkiye’nin o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na 1959 Temmuz ayında üye olmak için başvurduğu tarihte Kıbrıs’ta, Türkiye ve İngiltere’nin garantörlüğünde bir devlet kurulmasına yönelik çalışmalar neticelenmek üzereydi. Dolayısıyla Türkiye’nin AB ile var olan hukuku ya da ilişkileri, Adanın tümünü temsil ettiği iddiasını sürdüren Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığından dahi daha eskidir.
Ancak görünen o ki, siyasi bir kararla AB içinde kendisine bir koltuk verilen Rum Kesimi, AB hukukunun tanıdığı haklardan Türkiye aleyhine istifade etmeye ve Türkiye’nin AB kapısında oyalanması gerektiğini düşünen bazı Avrupa ülkeleri de bu duruma içten içe destek vermeye devam edecektir.
Adalet, Özgürlük ve Güvenlik Faslı
Adalet, Özgürlük ve Güvenlik Faslı, henüz müzakereye açılmamış ancak AB açısından son derece önemli fasıllardan birisidir. İlerleme raporlarında da en fazla ağırlık verilen fasıllardan birisidir. Bu faslın da can alıcı konusu kanaatimce ‘iltica, göç ve yasadışı göçmenler’ meselesidir. Bu meselenin de AB açısından en fazla önemsenen öğesi geri kabul anlaşmasıdır.
2010-2014 dönemini kapsayacak şekilde devreye giren Avrupa Birliği Adalet ve İçişleri programı da, göç, sığınma, yasadışı göçmenler gibi konularda yapılması planlanan faaliyetlere geniş yer ayırmıştır.
Schengen’le birlikte iç sınırsız bir yapıya kavuşan Avrupa ülkeleri, yasadışı göçün de dâhil olduğu sınır ötesi olumsuzlukları her geçen gün daha fazla hissetmeye başlamıştır. Bunların başında sınıraşan suçlar ve başka ülkelerden Avrupa’ya yönelen kontrolsüz insan hareketleridir. Örneğin, Schengen alanına giren bir yasadışı göçmen buradan başka bir Schengen üyesi bir ülkeye geçmekte fazla bir sorun yaşamamaktadır. Diğer sınır aşan suçlar açısından bakıldığında da benzer riskler söz konusudur.
Bunun engellenebilmesi ya da en azından kısmen de olsa kontrol altına alınabilmesi ise öncelikle entegre sınır güvenliği anlayışıyla dış sınırların güçlendirilmesinden geçmektedir. Entegre sınır güvenliği kavramı, sadece dış sınır kontrolünü içermemekte; üye ülkeler arasında sınıraşan suçlarla mücadelede hızlı bilgi değişimi ve etkin işbirliğini, komşu ülkelerin polis, sınır ve gümrük otoriteleri ile yakın işbirliğini de bünyesinde barındırmaktadır.
Dış sınırların korunması amacıyla kurulan Avrupa Dış Sınırlar Ajansı (‘FRONTEX’), yasadışı göçmenlere yönelik oluşturulan biometrik veri bankası ‘EURODAC’, ortak iltica ve göç politikası geliştirilmesi ve üçüncü ülkelerle ‘geri kabul anlaşmaları’ imzalanması çalışmaları AB’nin bu kapsamdaki gayretlerine birer örnektir.
Tüm bu adımların ortak hedefi, dış sınırların korunmasında üye ülkelerin daha yakın siyasi, idari ve hukuki bütünleşmesini sağlamak ve 3üncü ülkelerin maksimum oranda işbirliğini temin etmektir.
Geri Kabul Anlaşmaları
Ortak geri kabul politikası 1999 yılında Amsterdam Anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle başlamıştır. Daha önce bir AB ülkesinde yasadışı olarak bulunan kişilerin kaynak ülkesine geri gönderilmesi meselesi ilgili ülkenin kendi sorunu olarak görülmekteydi. Amsterdam Anlaşması ise bu alanda Avrupa Topluluğuna yetki vermiştir. Avrupa Komisyonu üçüncü ülkelerle geri kabul anlaşması müzakereleri yaparken vize kolaylığını da eş zamanlı olarak müzakere etmektedir. Bunun amacı karşı tarafın geri kabule evet demesini kolaylaşmaktadır.
Rusya Federasyonu ile imzalanarak 2007’de yürürlüğe giren geri kabul anlaşması, Rusya’dan gelen ya da Rusya üzerinden geçen yasadışı göçmenlerin Rusya’ya iadesini kolaylaştırırken diğer taraftan bu kişilerle ilgili prosedürlerin tamamlanmasında Avrupa Birliği’nin maddi desteğini öngörmektedir. Anlaşma aynı zamanda Rus iş adamları, bilim adamları, sporcular, gazeteciler ve öğretmenlerin vizeden muaf olmasını da hüküm altına almıştır.
Avrupa Komisyonu 2008’de Ukrayna, Moldova, Sırbistan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna-Hersek ve Karadağ geri kabul anlaşmaları imzalamıştır. Daha önceki yıllarda ise Makao, Hong-Kong ve Sri Lanka ile bu tür anlaşmalar neticelendirilmiştir. Bu anlaşmalarda herhangi bir standart bulunmamakta; ilgili ülkeyle yapılan pazarlığa göre şekillenmektedir.
Şu an Komisyon tarafından, Cezayir, Çin, Fas, Pakistan ve Türkiye ile geri kabul anlaşma müzakereleri sürdürülmektedir. AB Türkiye’yle de bir geri kabul anlaşması yapılmasını şiddetle istemektedir. 2006 yılında ara verilen müzakereler AB’nin talebi üzerine Kasım 2008’de tekrar başlatılmıştır. Elbette bu anlaşma sonucunda Türkiye’nin AB’nin göndereceği yasadışı göçmenler için toplanma yeri haline gelme ihtimali de bulunmaktadır.
Dolayısıyla, Türkiye’nin sırtına maddi anlamda ciddi bir külfet yüklemesi beklenen böylesi bir geri kabule, AB’ne aday ülke olarak Türkiye’nin sadece vize kolaylığı ile evet demesi ihtimal dâhilinde görülmemektedir.
Vize Muafiyeti
Schengen üyesi ülkelerin üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik olarak uyguladıkları ortak bir vize sistemi bulunmaktadır. Dolayısıyla, herhangi bir Schengen ülkesine gidebilmek için o ülkenin yetkili makamlarından Schengen vizesi alınması gerekmektedir.
Avrupa Konseyi’nin No 539/2001 tarihli kararı, üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik vize politikasını yani hangi ülke vatandaşlarının vizeye tabii olacağını hangilerinin ise bu yükümlülükten muaf tutulacağını göstermektedir.
AB sadece vize uygulamanın göçün kontrolünde tek başına etkili bir yöntem olmadığının farkındadır. Bakıldığında, vize olmasına rağmen her yıl yüz binlerce yasadışı göçmen AB sınırlarına giriş yapmaktadır. Dolayısıyla AB dış sınırlarına komşu ülkelere vize kolaylığı ya da muafiyeti karşılığında, bu ülkelerde etkili ve güvenli sınır kontrollerinin tesis edilmesi teşvik edilmelidir.
Bu politika çerçevesinde, 2009 yılında AB Konseyi’nin kararıyla, Sırbistan, Karadağ ve Makedonya vize uygulanacak ülkeler listesinden çıkarılmıştır. Bu yıl ise Avrupa Komisyonu, Arnavutluk ve Bosna-Hersek vatandaşlarının Schengen ülkeleri dâhilinde vizesiz seyahat etmelerine yeşil ışık yakmıştır. Ancak bunun için hem bu iki ülkenin yerine getirmesi gereken şartlar bulunmakta hem de Avrupa Parlamentosu ve Konsey'in onayı gerekmektedir. Son olarak AB,
Moldova’yla da vizesiz seyahat müzakerelerine başlamıştır.
Vize muafiyetindeki temel amaç hem bu ülkelerin AB’ne yakınlaşmalarını hızlandırmak hem de bu ülkelerde sınır koruma sistemlerini güçlendirerek AB topraklarına bu ülkelerden gelebilecek yasadışı göç dalgalarına engel olmaktır.
Türkiye’ye Vize Muafiyeti Uygulanmalı
Bilindiği gibi, AB’nin kıdemli aday ülkesi Türkiye’nin, turistik pasaport taşıyan vatandaşlarının Schengen bölgesine vizesiz girmesi şu an için mümkün değildir. Bunun gerçekleşmesi, Avrupa Konseyi ile Türkiye arasında müzakereleri neticelenmek üzere olan geri kabul anlaşmasıyla yakından ilgili bir konu haline gelmiş durumdadır. Aslında Türkiye AB ile ilişkilerinin hukuki temelini oluşturan 1963 tarihli Ankara Anlaşması'nın bir gereği olarak vize muafiyetinden hali hazırda istifade ediyor olması gerektiğine inanmaktadır. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın son dönemde verdiği kararlar da bu tezi doğrulamaktadır.
AB ile Türkiye’yi ticari ve kültürel anlamda birbirine daha da yakınlaştıracak olan vize muafiyetine AB’nin kısa vadede sıcak bakmak istemediği ancak Türkiye üzerinden ya da Türkiye’den AB’ne geçen yasadışı göçmenlerin ağır yükünü Türkiye’ye atmak ve AB’nin ileri karakolu gibi bir rol biçmek konusunda istekli ve aceleci olduğu görülmektedir.
Türkiye, AB standardı olan entegre sınır yönetimi mantığı içinde sınırların sivil bir sınır koruma teşkilatı tarafından korunması hedefine yönelik çalışmalarına devam etmektedir. Seyahat belgelerinin güvenliğinin artırılması amacıyla biometrik pasaport uygulamasına ise geçilmiş durumdadır. Ülkemizin sınır güvenliği alanında ve müzakerelerde aldığı mesafe dikkate alındığında, ticari, kültürel ve insani entegrasyona hizmet edeceği açık olan vize muafiyetinin en azından geri kabulle eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi gerekmektedir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)