Misket bombalarının üretilmesini, kullanılmasını, depolanmasını ve ticaretini yasaklayan Sözleşme, mevcut stokların da 8 yıl içinde imha edilmesini öngörmektedir. Ayrıca, onaylandıktan sonraki 10 yıl içinde bu tür bombaların kullanıldığı yerlerin temizlenmesi gerekmektedir. Misket bombaları nedeniyle hayatını kaybedenlerin ailelerine ya da yaralanan mağdurlara yardım edilmesi de Sözleşme hükümleri arasındadır.
Atıldıktan sonra patlamamış olarak kalabilen ve yıllar sonra bile sivillerin özellikle çocukların hayatına mal olabilen bu bombaların içinde patlayıcı özelliği olan yüzlerce küçük bombacık bulunmaktadır. Bunlar yangın çıkartma, zırh delme ya da parça tesiri olan müstakil bombalardır. Tahminlere göre, bu küçük bombacıkların yaklaşık onda biri patlamadan kalmaktadır. Misket bombası atıldıktan sonra, ihtiva ettiği bu yüzlerce bombacıkla, sivil ya da askeri hedef gözetmeksizin geniş bir alana yayılmaktadır. Amaç tek bir mühimmatla mümkün olan en geniş alana zarar vermektir. Bu tür bombaların yasaklanmak istenmesinin temel sebepleri de bunlardır.
Bu yıl Şubat ayında Sözleşmeyi onaylayan ülke sayısının 30’a ulaşmasıyla yürürlüğe girme süreci de tamamlanmış olmaktadır. BM Genel Sekreteri, 1 Ağustos 2010 itibariyle resmen yürürlüğe girecek olan Sözleşmeyle ilgili yaptığı açıklamada, henüz Sözleşmeyi onaylamayan ülkelere çağrıda bulunarak, bu ülkeleri de vakit geçirmeksizin Sözleşmeye taraf olmaya çağırmıştır.
[1] Sözleşmeyi destekleyen ülkeler arasında İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Kanada, Japonya, Meksika ve Avustralya bulunmaktadır.
Bu tür bombaların üreticisi ve kullanıcısı olan ABD, Rusya, Çin, İsrail ve Hindistan ise bu sürece dâhil olmayan ve Sözleşmeyi onaylamayan ülkeler arasındadır. Bu ülkelerin argümanı ise misket bombalarının meşru askeri amaçlarına hizmet ettiği yönündedir. ABD, Haziran 2008’de misket bombalarının sivillere yönelik istenmeyen zararlarını azaltmaya yönelik resmi bir politika kâğıdı benimsemiştir. Ancak bu belge elbette ki uluslararası hukukun dışındadır.
Ülkemiz malum terör nedeniyle, haklı olarak bu Sözleşmenin henüz dışında durmaktadır. Yapılan askeri operasyonlarda ise, yerleşim yerlerinin dışında dağlık arazide dağınık halde bulunan teröristler hedef alınmaktadır. Silahlı kuvvetlerimiz Kandil’i bombalarken bile yerleşim yerlerine azami dikkat etmekte ve köylülerin hiçbir zarar görmemesi için gerekli tüm tedbirleri almaktadır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin bugüne kadar hiçbir olumsuz eleştiriye muhatap olmadığını da görmekteyiz.
Ortadoğu ülkeleri arasında ise yakın geçmişte bu bombaların hedefi haline gelen Irak ve Lübnan’ın Sözleşmeye imza atmıştır. İmza Konferansı esnasında ülkesi adına bir açıklama yapan Lübnan Dışişleri Bakanına kulak verdiğimizde, problemin sivillere yönelik ölümcül yönü tüm çıplaklığıyla hissedilmektedir. Açıklamasında Lübnanlıların, 2006 yılında İsrail hava kuvvetlerince ülkelerine atılan milyonlarca misket bombasından zarar görmeye hala devam ettiğini belirtmiştir. Verdiği önemli bilgiler arasında şu husus dikkat çekmektedir; ‘
Misket bombalarının yüzde 90’ı ateşkes anlaşmasının sadece 72 saat öncesinde atılmıştır’.
[2]
Sözleşme, misket bombalarını üreten ve sıklıkla kullanarak sivil kayıplara sebebiyet veren ülkelerce onaylanmadıkça bu tehdidin sokaklarda ve tarlalarda kol gezmeye devam edeceğinden şüphe yoktur.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.un.org/News/Press/docs/2010/sgsm12748.doc.htm
[2] http://www.clusterconvention.org/pages/pages_i/documents/Lebanon312.pdf