Irak’ta anayasal düzenin demokrasi, insan hakları ve bireysel özgürlükler temelinde inşa edilmesi için, ABD’nin uluslararası düzeyde sağladığı katkı ve destekle Irak halkının ortaya koyduğu arzu ve kararlılığa uygun tarzda yeniden kurulması çabaları birtakım önemli engellerle karşı karşıya. Obama Yönetiminin, ülkedeki Amerikan askerlerini 2010 yılı ortalarına kadar geri çekme kararının çeşitli çevrelerde yarattığı duraksama, beklenti ve endişenin de katkısı ile ülkede iktidarı ele geçirmiş bulunan kişi ve grupların seçim sonuçlarına rağmen, iktidarlarını sürdürebilme mücadeleleri sonucu, ne yazık ki, yeni bir hükümetin kurulması günden güne gecikiyor. Bu gecikme, Irak halkının bunca yıldır katlanmak zorunda kaldığı zorlu yaşamın ne zaman biteceği hususunda endişe ve korkuları daha da artırıyor.
Şimdiki Başbakan Nuri El-Maliki, seçimlerin hemen öncesinde, Yüksek Mahkeme tarafından alınmasına öncülük ettiği siyasi amaçlı bir karar uyarınca, bir partinin tek başına Parlamentoda çoğunluk sayısına ulaşmasını yetersiz kılarak, Parlamento bünyesinde çoğunluğu sağlayacak bir koalisyon ortaya çıkartılması zorunluluğunu getirmişti. Yüksek Mahkemenin bu kararına göre, yeni hükümeti kurma yetkisi, ancak Parlamentoda temsil edilen siyasi partiler arasında en yüksek sandalye sayısına ulaşacak şekilde oluşturulacak koalisyona verilebilecek. Bu nedenle, 70 sandalyeye sahip ve içinde El-Sadr yanlısı üyelerin de bulunduğu Irak Ulusal İttifakı önemli bir konum kazanmış durumda.
Eski Başbakanlardan Eyad El-Allawi başkanlığındaki Irakiya Koalisyonu, seçimlerde 91 sandalye kazanmış; şimdiki Başbakan Nuri El-Maliki’nin liderlik ettiği Hukuk Devleti Koalisyonu ise 89 sandalye ile 2. sırada yer alıyor. 325 üyeli Parlamentoda, önce Allawi, Irak Ulusal İttifakını yanına alabilmeyi denemiş; ancak daha sonraki aşamada, Irak Ulusal İttifakı Nuri El-Maliki’yle anlaştığını açıklamıştı. Hukuk Devleti Koalisyonu ile Irak Ulusal İttifakının böylece toplam sandalye sayısı 159’a çıkıyor. Ancak bu sayı, yine de mutlak çoğunluğu elde etmekten uzak kalmakta. Bu durum, yeni hükümetin kurulması çalışmalarını olumsuz etkilemekte ve ülkenin bir an önce bir hükümete kavuşması beklentilerine ters düşmekte. Hükümetin kurulması geciktikçe, aşırı uçlara yönelik kaymalar da çoğalacak ve ülkedeki sıkıntıların azalmadan süreceğini gören ümitsizlik içindeki halk kitlelerinden, bu aşırı uçlara yönelme de artacaktır. Bunun, sonucu, terörden medet umanların iştahının kabarması ve bitmek bilmeyen terör eylemlerinin ülke sathında kendini göstermesi ile sonuçlanması ve zaten otoritesini kuramamış olan yönetimin kontrolü tümüyle elinden kaçırması olasılıkları artmakta.
Irak Yönetiminin, içeride olduğu kadar dışarıya yönelik otoritesi de bir tür test altındadır. Örneğin, İran’la mevcut sınırdaki köyler ve yerleşim merkezleri Kürt teröristlerle mücadele eden İran’ın bombardımanları sonucu adeta boşalmış vaziyette. İran Hükümeti, Irak’tan gelerek İran içinde eylemlerini gerçekleştiren Kürt teröristlerle mücadele edebilmek için, sadece bombardımanla yetinmemekte, aynı zamanda silahlı kuvvetleri ile Irak topraklarına girerek operasyonlarını orada sürdürmekte. “Kürdistan’ın Özgür Yaşam Partisi” (PJAK), İran’da Kürtlerin kendi geleceklerini tayin haklarının artırılması mücadelesi verdikleri savı ile İran topraklarında sürekli terörist saldırılarda bulunuyordu.
Irak’ın genelindeki güvenlik zaafiyeti, ülkede faaliyet gösteren terör grupları ile mücadele alanında da kendini gösteriyor. Nitekim eski Başbakan ve Irakiya Koalisyonunun lideri Eyad El-Allawi, 19 Haziran’da yaptığı bir basın açıklamasında, bir terör saldırısına hedef olabileceği yolunda, Amerikalı komutanlar ve Irak yetkili servislerince uyarıldığını bildirdi. Allawi, kendisini kimin öldürmek isteyebileceği hakkında kesin bir bilgiye sahip olmadığını, açıklamakla beraber, Nuri El-Maliki ve taraftarlarının olabileceğini çağrıştıran ifadeler kullandı. Allawi’nin Irakiya Koalisyonundan iki üye, geçtiğimiz haftalar içinde Musul kentinde düzenlenen bir saldırı sonucu hayatlarını kaybetmişti.
Maliki ve Allawi arasında süregiden iktidar mücadelesi, Şiilerle ve Sünniler arasındaki bir mücadelenin ve düşmanlığın yansıması şeklinde tecelli etmekte. Allawi de Şii kökenli olmakla beraber, Irak’taki Sünni Arapların desteklediği bir siyasetçi. Bu nedenledir ki Maliki’yi tutan Şiiler, Allawi’nin iktidara geçmesinden sonra Sünnilerin yeniden ülkede söz sahibi olmalarından endişe duyuyor. Ancak bu hükümet krizi, halk nezdindeki isyan duygularını da kabartmakta ve elektriksiz, susuz ve alt yapı hizmetlerinden yoksun geçirdikleri günlerin devam edeceğinden dolayı telaşa kapılan gruplar, Nasiriye ve Basra gibi kentlerde hükümet binaları önünde gösteriler düzenlemeye ve Iraklı güvenlik görevlilerini taş yağmuruna tutmaya başladı.
Sonuç itibariyle, Amerikan varlığının giderek azaldığı ve silahlı kuvvetlerinin geri çekilmekte olduğu bir dönemde, seçimlerde halkın ümitle sarılıp oy verdiği liderlerin, suikastlarla ortadan kalkması, ülkede bugün mevcut olan karmaşanın daha da ileri düzeylere vararak, Irak’ın içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklenmesi ile sonuçlanabilir. Böyle bir sonuç, Irak açısından olduğu kadar Irak’ın komşuları ve bölgedeki barış ve istikrarın korunması açılarından da son derece istenmeyen bir durumu beraberinde getirir.
(H. Gülin KOÇAK, SDE Asistanı)