Öncelikle Davos’un rövanşı niteliğindeki İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un çıkardığı “alçak koltuk krizi”, sonrasında Gazze’ye giden yardım gemisine saldırı ve en son aşamada da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İran’a yönelik yaptırım oylamasında Türkiye’nin kullandığı oy ve takındığı tavır, sadece İsrail ile iplerin daha da gerilmesine neden olmamış aynı zamanda Amerika ile ilişkilerin de hassaslaşmasına neden olmuştur. Tüm bu gelişmeler sonucunda kimileri, Türkiye, Amerika ile karşı karşıya gelecek kadar, sahip olduğu gücü abartıyor mu yoksa İsrail ve Amerika gibi kilit ülkeler üzerinden kumar mı oynuyor sorularını gündeme getirmiştir.
11 Eylül sonrası, Türkiye’nin, uluslararası ilişkilerindeki konumundaki yükseliş, uzmanlarca, NATO’daki üyeliğinin sağladığı avantajları, Avrupa Birliği adaylığını, G-20 ekonomileri arasındaki konumunu iyi kullandığı ve İsrail dışında Ortadoğu’daki tek demokrasi olması nedeniyle bölgede söz sahibi, örnek, güçlü bir ülke olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.
Oysa ki, yaşanan tüm bu gelişmelerin temelinde Türkiye’nin, dış politikasında ısrarla uygulamak istediği, komşularıyla “sıfır sorun politikası” gelmektedir. İsrail’in Gazze’ye yardım götüren gemiye yaptığı operasyonda 9 sivilin öldürülmesi üzerine kızışan olaylar, sıfır sorun politikasının bir ürünü ise, o zaman Türkiye için sıfır sorunun bedeli İsrail’i ve Amerika’yı kaybetmek midir?
İsrail cephesine baktığımızda, Türkiye’nin İsrail’ e yönelik aldığı tedbirler şu şekildedir:
- İsrail’in BM’deki Soruşturma Komisyonu’na üye vermemesi durumunda Türkiye’nin Büyükelçisi Tel Aviv’e gitmeyecek,
- Türk F-16 pilotları, eğitim için İsrail’e gönderilmeyecek,
- 757 milyon dolarlık uçak ve tank modernizasyonu ile 1,5 milyar doları aşan füze projeleri durdurulacak, 5 milyon dolarlık tank teklifi askıya alınacak,
- İsrail ile yapılacak tatbikatlar iptal edilecek,
- İsrail ile istihbarat paylaşımı anlaşmaları tek taraflı olarak dondurulacak.
Bakıldığında, İsrail’e yönelik uygulanacak yaptırımlar aslında İsrail’den çok Türkiye’nin zararına gibi görünmektedir. Yaptırımların caydırıcılık özelliği de ayrı bir tartışma konusunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda İsrail’e etkileri ile kıyaslandığında, Türkiye’nin ödeyeceği bedel yüksek olacak gibi görünmektedir.
Öte yandan, Amerika cephesinde ise İran ve Brezilya ile imzalanan takas anlaşmasının peşi sıra bir dizi beklenmeyen ve akılları karıştıran olaylar gündeme gelmiştir. İlk olarak Türkiye ile ABD arasında Ankara’da yapılacak terörle mücadele toplantısı, ABD’nin belirlenen tarihte toplantıya katılamaması nedeniyle ertelenmiştir. Yine geçtiğimiz günlerde, Türkiye’nin son yıllarda ABD ve NATO’nun geleneksel müttefiki olma pozisyonundan uzaklaştığını savunan bir grup Amerikalı Senatör, Türkiye’nin İsrail karşıtı yolda devam etmesi halinde ABD ile bağlarının zarar görebileceği uyarısında bulunmuştur. Diğer taraftan Başbakan Erdoğan’ın Amerika’ya gönderdiği heyetin randevu istediği Kongre üyelerinden, New York'un Temsilciler Meclisi üyesi Gary Ackerman'ın, randevu yerine sert bir mektubu Woodrow Wilson düşünce kuruluşunun Başkanı ve eski Kongre Üyesi Lee Hamilton'a göndererek, kurumun Türkiye'nin Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu'na vermeyi düşündüğü “Kamu Hizmeti Ödülü”nün iptalini istemesi üzerine çıkan polemikler de dikkat çekicidir ve Amerika’nın son dönemdeki Türkiye algısının ilginç göstergelerini oluşturmaktadır.
Tüm bu olumsuz gelişmelerin üzerine İran’ın nükleer programı konusunda Türkiye ile birlikte arabuluculuk yapan Brezilya’nın bu rolüne son verdiğini açıklaması da Türkiye üzerinde soğuk duş etkisi yaratmış olsa gerektir. Brezilya’nın bu kararı, ABD’yi mutlu ederken, ne yazık ki, Türkiye için hayal kırıklığından öteye gidememiştir.
Obama’yı mutlu etmesi gereken bir diğer olumlu gelişme ise İsrail’in Gazze’ye yönelik ablukayı hafifletme kararını duyurmasıdır. İsrail'in silah yapımında kullanılabilecek malzeme dışında, bütün ürünlerin Gazze'ye girişine izin vereceğini açıklaması sadece Gazze sokaklarında değil İsrail basınında da geniş yankı bulmuştur. Ancak Hamas, İsrail’in ablukayı hafifletmesini reddederek, ablukanın tamamen kaldırılmasını istediğini yinelemiştir. Beyaz Saray kararın ardından, İsrail'i takdir ettiğini ve 'İsrail'in uluslararası toplumun çağrılarına yanıt verdiğini' duyurmuştur.
Diğer taraftan BM, gemi baskını ile ilgili olarak tarafsız ve güvenilir bir soruşturma açılması çağrısında bulunmuştu. Ancak dün (21 Haziran), İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Gazze ablukasının delinmesi için yeni girişimlerin organize edildiğini, bu nedenle baskınla ilgili uluslararası soruşturmadan vazgeçilmesini istediklerini belirtmiştir. İsrail, baskınla ilgili kendi soruşturmasını açma kararını vermiş ve bunu her vesile ile geçerli sonuç verecekmiş gibi takdim etmektedir.
Öte yandan hem Türkiye’yi derinden sarsan hem de dünya basınında geniş yer alan yoğun terör olayları, Türk Hükümetini zora sokmuş görünmektedir. Eksen tartışmalarının hemen arkasından gündeme gelen terör olaylarındaki artışın nedeni, kimilerince AK Parti Hükümetini seçime yönelik yıpratma çabaları olarak görülürken kimileri tarafından ise Amerika ve İsrail ile hassaslaşan ilişkilerin bir sonucu olarak değerlendirmektedir. Elbette bu görüşlerin de etkisi yadsınamaz; ancak, son olarak İskenderun'da meydana gelen terörist saldırı ve 1 Haziran tarihi itibariyle PKK'nın sözde ateşkes uygulamasını sona erdirmesiyle, PKK için yeni bir süreç başlamıştır. Bu yeni saldırı döneminin başlangıcı olarak, Karayılan, 1 Haziran sabaha karşı, İsrail’in Gazze’ye yardım götüren konvoyu basıp dokuz kişiyi katletmesinden birkaç saat önce PKK’nın İskenderun’daki Deniz Kuvvetleri üssüne saldırmasını gösteriyordu. Öcalan, haftalar önce 31 Mayıs 2010’a dek Türk hükümetinin, başında Karayılan’ın bulunduğu KCK ile görüşmelere başlamaması durumunda ‘kendisinin aradan çekileceği’ ve yeni eylem dalgasının başlayacağı tehdidinde bulunmuştu. Bu tehdidin yeterince ciddiye alınmamış olması nedeniyle, ne yazık ki masum evlatlarımızın canları pahasına sürdürdükleri mücadele devam etmektedir.
Sonuç olarak, Türkiye, uyguladığı tüm bu politikalarla ne sadece Amerika’nın vazgeçilmez olmadığını ispatlamaya çalışıyor ne de İsrail’e karşı çıkarak, Ortadoğu’da etkin bir rol oynama peşinde koşuyor. Türkiye’nin uluslararası alanda uygulamaya çalıştığı bu siyaset, çok yönlü komşularla sıfır sorun dış politikasının bir ürünü olarak değerlendirilmelidir.
(Özlem Pınar ORAN, SDE Asistanı)