Avrupa Birliğinde Çifte Standart
2004 yılında Avrupa Birliği’ne üye olan Slovakya bugünlerde bir dil yasası çıkararak tüm dikkatleri üzerine çekti. Bu yasanın 1 Eylül 2009 tarihinde yürürlüğe girmesiyle beraber Slovakya’da yaşayan 500.000 Macar asıllı Slovak zor durumda kalmıştır. Bu yasaya göre Slovak halkı, kamuya açık yerlerde ve kamu hizmetlerinde başka bir dil konuşamayacak, Slovakçanın dışındaki diller ancak evlerde kullanılabilecek. Devlet Başkanı İvan Gasparoviç tarafından imzalanan yasa bu şekilde Macar dilinin kullanımına kısıtlama getirmiş oluyor. Bu yasa şu anlama geliyor: Slovakya’da azınlık dillerinin konuşulması yasaklandı. Yasa; azınlıkların yöre nüfusunun %20’sinden azını oluşturması halinde geçerlilik kazanacak. Yasaya uymayanlar para cezasına çarptırılacak ve bir memurun ortalama yıllık net kazancına denk gelen 5.000 Avro’ya kadar ceza ödemek zorunda kalacaklar. Yasa ayrıca cadde ve bina isimlerini Slovakça yazmayan belediyeler ve işyerlerine de cezalandırma getiriyor. Bu cezalandırma yetkisini de Kültür Bakanlığına veriyor.
( Tıkla- 1)
Türkiye dil konusunda daha özgürlükçü adımlar attıkça Avrupa Birliği üyeleri geriye gidiyor. Bunun en güzel örneğini işte bu Slovakya ve Macaristan arasında yaşanan gerginlik teşkil etmektedir. Slovakya yeni bir yasa ile ülkesinde Slovakçayı etkin hale getirirken diğer azınlık dillerini ikinci plana atmıştır. Slovakça dışında diğer dillerin kullanımını cezalandıran Slovak Dil Yasası’na ülkede yaşayan ve büyük azınlık olan Macarlar çok sert tepki gösterdi. Çeşitli yollarla bu yasayı protesto ettiler ancak Slovak Hükümeti geri adım atmadı. Devreye giren Avrupa Birliği de telkin vermenin dışında hiçbir şey yapamadı. Bu olay Avrupa Parlamentosunda da gündeme geldi ve bazı milletvekilleri bu durumun Avrupa Birliği’ne uygun olmadığını söylediler. Bunun dışında Avrupa Birliği bu konuyu gündem meselesi yapmadı.
Bu olaylar Avrupa Birliği’nin üyelerine ve üye adaylarına ne kadar farklı yaklaştığını gösteriyor aslında. Bunun örneği sadece Türkiye değil. Avrupa Birliği Hırvatistan’a da aynı muameleyi yapmıştı. Hırvatistan ve Slovenya arasında sınır yüzünden çıkan anlaşmazlıkta Avrupa Birliği Hırvatistan ile müzakere sürecini hemen durdurmuştu. Türkiye’de de “azınlık” olduğunu iddia ettiği bazı gruplara yeterince hak verilmediğini söyleyip bunu İlerleme Raporlarına yansıtmıştı. Peki, neden Slovakya bireylerin kendi dillerini sadece evlerinde kullanmasını isteyince onu cezalandırmıyor? Buna benzer bir yasayı ya da bunun gibi bir eylemi Türkiye ya da başka bir aday ülke gerçekleştirseydi belki de bu ülkeler için Avrupa Birliği kapıları çoktan kapanmıştı. Çünkü ortada daha önce var olan bazı hakların geri alınması durumu var. Slovakya’da böyle bir yasa yokken azınlıklar bu hakları isteseydi bu duruma göre daha normaldi. Ancak Slovakya’nın yaptığı Türkiye ve Hırvatistan’ın yaptığından çok farklı, Avrupa kriterlerine uymayan hatta onları delen bir eylem.
Peki, neden AB hiç tepki vermiyor. Evet, Slovakya Türkiye gibi değil o, Avrupa Birliği üyesi ancak bunun cevabının sadece Slovakya’nın Avrupa Birliği üyeliğinde yatmıyor. Bu Avrupa Birliği’nin çifte standardından başka hiçbir şey değildir.
(Yrd. Doç. Dr. Nail Alkan, AB – Balkanlar - Kıbrıs Masası, Kıdemli Araştırmacı, 17.09.09)