Bu toplantının hemen ardından, 27 Ocak 2010 tarihinde, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu veABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’unda aralarında bulunduğu yaklaşık 70 ülke temsilcisinin katılımı ile, Londra’da düzenlenen Afganistan Konferansı’ndan da benzer sonuçlar çıktı. Hamid Karzai Taliban’la uzlaşı konusunda ne kadar kararlı olduğunu bir kez daha belirtti. Bu konuda, başta Afganistan’ın komşuları olmak üzere, tüm dost ve müttefiklerinden de yardım ve destek beklediğini anlattı.
Karzai’nin bu mesajları, Amerika ve Avrupa ülkeleri ve Afganistan’ın müttefiklerinde, Taliban’la işbirliği ve uzlaşı konusunda o tarihlerde duraksama ve endişe uyandırdı. Ancak, Karzai, kararlı tutumunu değiştirmeyip, Londra Konferansı’nda açıkladığı üzere, ülkesinde barışın nasıl temin edileceği konusunu ele almak için Büyük Meclisin
(Loya Jirga’nın) toplanması çağrısında bulundu.
2 Haziran’da, Kabil’de, tüm engelleme çabalarına rağmen toplanan ve üç gün süren Loya Jirga ya da barış şurasına ülkenin önde gelen aşiret liderleri, dini önderler ve milletvekillerinden oluşan 1.600’ü aşan delege katıldı. Toplantı, Taliban’a barış elini uzatan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai'nin Taliban ile görüşme planlarına destek kararı alınarak sona erdi. Ancak Taliban saflarını bırakan militanları topluma kazandırma aşamasında ne tür projelerin gerçekleştirileceği konusunda net bir sonuca varılamadı. Taliban liderlerinin kara listeden çıkarılması, şiddeti reddeden militanlar için genel af çıkması ve Amerikalıların kurduğu hapishanelerde tutulan isyancıların Afgan cezaevlerine nakledilmesi konularında da ortak bir karara varmak mümkün olmadı.
Taliban militanlarının topluma kazandırılması konusunda yapılacak projelerde, Afgan Hükümetine, başta Amerika olmak üzere, diğer dost ve müttefik ülkelerin yardım etmesi şart gibi görünüyor. Ancak, bu ülkeler, Taliban’la uzlaşı konusunda hala endişe taşıyor ve henüz Taliban’la barış için yeterli zeminin oluşmadığına inanıyorlar. Bu nedenledir ki Afganistan’da, bir yandan barış için görüşmeler yapılırken diğer yandan da Kandahar’da büyük operasyon hazırlıkları devam ediyor.
Şura ile ilgili bir diğer sıkıntı da, Taliban’ın bu barış çağrısına olumlu bakıp bakmayacağı konusu. Çünkü geçmişte, Taliban’ın Afganistan’daki yabancı kuvvetler çekilmeden silah bırakmayacağı ve Afgan Hükümeti ile pazarlık yapmayacağı konusunda açıklamaları mevcut. Özellikle, Şura açılışında yapılan saldırılar ile de bu tepkilerini ortaya koydukları görülüyor.
Tüm bu olumsuz gibi görünen havaya rağmen, Karzai’nin ısrarla sürdürdüğü Taliban’la barış çabaları, ülke ve bölge istikrarı ve güvenliğinin sağlanması açısından önemli adımlar olarak değerlendirilmelidir. Eğer, Taliban, kendisine uzatılan bu zeytin dalını kabul ederse önümüzdeki günlerde, Taliban’ın da söz sahibi olacağı bir Afgan Hükümetinin karşımıza çıkma ihtimali yüksektir. Zaten, Amerika’nın dokuz yıldır büyük bir mücadele içinde olduğu, büyük çoğunluğunu Afgan halkının oluşturduğu ve bugüne değin gücünden çok fazla bir şey kaybetmeyen Taliban’ı savaştan vazgeçirmek için atılması gereken adımların yabancı güçlerce yerine Afgan Yönetimince atılması, Afganistan’ın geleceği, barışın sağlanması, ülkenin yeniden yapılandırılması ve özellikle de Karzai’nin istikbali açısından en akılcı yol olarak ortaya çıkmaktadır.
(H. Gülin KOÇAK, SDE Asistan)