ENGLISH
08.02.2012
Ana Sayfa » OrtadoğuGeri Dön «

BM Saldırganı Cezalandırabilir (mi?)

07.06.2010 10:43:53

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Gazze’ye insani yardım götüren filo’ya saldıran İsrail’e yönelik tepkiler büyümeye devam ederken, uluslararası toplumun saldırganı cezalandıracak önlemler konusunda izleyeceği strateji ise merakla beklenmektedir. 2008 yılının son günlerinde Gazze’de binlerce sivilin ölümüne ve büyük bir insani yıkıma neden olan “Dökme Kurşun Saldırısı” sonrasında İsrail’in temel insani prensipleri çiğneyen uygulamalarının içi boş kınama mesajları ile durdurulamayacağı birçok kez dile getirilmiştir.

İsrail’in 2008 saldırılarındaki açık sorumluluğunu vurgulayan BM Goldstone Raporu doğrultusunda Güvenlik Konseyi’nin bugüne kadar somut hiçbir adım atmayışı, saldırganı cesaretlendirdiği gibi İşgal Altındaki Filistin Topraklarında işlenen suçlar ve elbette Gazze konusunda büyük bir adalet krizinin oluşmasına yol açmaktadır. Bu uzun süreli cezasızlık durumunun en dramatik sonuçlarından birinin insani yardım gönüllülerini hedef alan son saldırı olduğu açıktır.

Türkiye’nin uluslararası girişimlerinin de etkisiyle BM tarafından gemi saldırısını inceleyecek 5 kişilik bir komisyonun 2 ay süreyle görev yapmak üzere oluşturulması şüphesiz iyi bir başlangıçtır, fakat hem gemi saldırısında mağdur edilen gönüllüler ve hem de Gazze için daha fazla adalet arayışına ihtiyaç bulunmaktadır. Uluslararası insan hakları hukuku bu konuda zaten bir çerçeve sunmakla birlikte uygulanmayan hukukun bir anlamı yoktur. Koruyucu mekanizmalar harekete geçirilmediği sürece sivillerin göreceği zarar büyüyecek ve İsrail’in işlediği suçlar yaygın küresel etkilere neden olacaktır.

UCM’nin Etkili Bir Hukuk Mekanizması Olarak Kullanılması
 
İnsani yardım filosuna saldırının gerçekleştiği saatlerde Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’nin ilk Gözden Geçirme Konferansı Uganda’da yapılıyordu. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ve UCM Savcısı Louis Moreno-Ocampo, saldırıyı kınadılar ve uluslararası sularda işlenen bu suçların cezasız kalmaması gerektiğini belirttiler. Bununla birlikte ifade edilen sözlerin ve dile getirilen temennilerin somut bir hukuki karşılığı olmalıdır. Aralık 2008 tarihinde Gazze’de yaşanan insanlık suçlarını incelemeyi sürdüren UCM Savcısının son saldırı hakkında etkin bir soruşturma başlatması konusunda BM Güvenlik Konseyi’nin UCM’yi yetkilendirmesi mümkündür.
 
Roma Statüsü’ne göre UCM’nin yargılama yetkisini kullanabilmesi için işlenen suçun taraf ülke topraklarında veya taraf ülke vatandaşları tarafından gerçekleştirilmiş olması gerekse de, bu koşulun dışında bir suç ile ilgili olarak soruşturma açılabilmesi için BM Güvenlik Konseyi yetkilerini kullanabilmekte ve konuyu UCM Savcısına havale ederek mahkemeyi işlevsel hale getirebilmektedir. İsrail UCM’ye taraf bir ülke olmamasına rağmen Filistin Yönetimi de facto (fiili) devlet olarak 2010 Ocak ayında UCM’nin yargılama yetkisini resmen tanıdığını mahkemeye bildirmiş ve yargılamaya konu olan savaş ve insanlığa karşı işlenen suçların kendi egemenlik alanlarında işlendiğini belirtmiştir. Uluslararası sularda ve insani yardım taşıyan sivillere yönelik gerçekleşen İsrail saldırısının Güvenlik Konseyi tarafından UCM Savcılığına sevk edilmesiyle uluslararası hukukun ilkeleri çerçevesinde saldırganın cezalandırılmasına yönelik önemli bir adımın atılması sağlanabilir.
 
Bu konuda yapılabilecek bir diğer girişim ise, Bosna-Hersek ve Ruanda’da yaşanan olayların soruşturulması ve sorumluların yargılanması amacıyla kurulmuş olan BM Ceza Mahkemeleri örneğinde olduğu gibi, BM Genel Kurulu tarafından belirli bir sürede faaliyet gösterecek “İsrail İçin Uluslararası Ceza Mahkemesi” kurulmasıdır. Savaş, soykırım ve insanlığa karşı işlenen suçlar bağlamında yargılama yetkisini kullanacak böyle bir mekanizmanın, saldırgan üzerinde caydırıcı bir etki oluşturması ve cezasızlık krizinin aşılmasına katkıda bulunacağı öngörülmektedir.
 
Uluslararası Deniz Hukukuna Göre Hak Arayışı
 
Açık denizlerdeki hukuki çerçeveyi belirleyen iki önemli sözleşme olan Uluslararası Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi, açık denizlerdeki serbestlik ilkesini düzenlerken, bu serbestlikten her devletin “barışçıl amaçlar” doğrultusunda eşit olarak yararlanabileceğini öngörmektedir. Buradaki barışçıl amaçlar terimi, askeri faaliyetler dışındaki tüm eylemleri kapsamaktadır. Dolayısıyla uluslararası sularda seyreden Mavi Marmara gemisi başta olmak üzere tüm filo gemileri, açık denizdeki serbestlik ilkesinden yararlanma hakkını kullanırken saldırıya uğramıştır. Ayrıca açık denizlerde seyreden yabancı gemilere müdahaleyi gerektirecek haydutluk, korsanlık veya kaçakçılık gibi gerekçeler yardım filosuna karşı kesinlikle ileri sürülemez. Zira bu gemiler herhangi bir şüpheye mahal kalmayacak biçimde savaş gemisi değildir ve Türk limanlarından ayrılırken Türk hukukunun gereklerine uygun olarak denetimleri yapılmış ve bu şekilde Türk gümrüğünden geçirilmişlerdir.
Hiçbir devletin egemenliği altında bulunmayan uluslararası sular, deniz hukuku açısından açık deniz alanı olarak nitelendirilmektedir ve İsrail’in yardım gemilerine saldırısı kıyıdan yaklaşık 74 mil uzaklıkta gerçekleşmiştir. Bu eylem aynı zamanda 1856 Paris Konferansı ile yasaklanmış olan “deniz korsanlığı” özelliği taşıyan bir eylem olarak, sivilleri taşıyan gemilere yönelmiş, gemilerdeki yük gasp edildiği gibi yolcuların paralarına ve değerli eşyalarına el konulmuştur. Kısacası bu fiil bir devlet korsanlığı anlamı taşımaktadır.  
 
İsrail’in gemilere saldırısı, uluslararası deniz hukukuna göre tamamen haksız bir müdahale olup, silahsız sivillere ateş açılması, ölüm ve yaralanmalara neden olunması, sivillerin, gemilerin ve gemilerdeki yardım malzemelerinin alıkonulması ise saldırganın tazminat ödeme yükümlülüğünü doğurmaktadır. Tüm dünya medyasına yansıyan görüntüler, silahsız insanlara hedef gözeterek orantısız şekilde ve öldürme amacıyla kasten ateş açıldığını ortaya koymaktadır ve bu durum aynı zamanda İsrail’in savaş suçu işlediğinin bir göstergesidir.
 
BM Sözleşmelerine Göre Mevcut Durum
 
İnsani amaçlarla Gazze’ye yardım götürmekte olan gemilere askeri müdahalede bulunmak, doğrudan BM Sözleşmesinin 2. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen ve uluslararası ilişkilerde güç kullanmayı ve güç kullanma tehdidinde bulunmayı yasaklayan hükümlere açıkça aykırıdır. Bu temel ilkeyi çiğneyen İsrail, barışçıl şekilde çözümlenebilecek bir olayı tamamen orantısız güç kullanarak ve böylece hukuku yok sayarak halletme yoluna gitmiştir.
 
Eylem, aynı zamanda BM Sözleşmesinin 51. maddesi kapsamında “silahlı saldırı” olarak görülmeli ve aynı milliyete mensup çok sayıda sivilin ölümüne ve yaralanmasına neden olunmasını da ilgili devlete yönelik silahlı bir eylem biçiminde değerlendirmek gerekmektedir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde, Mavi Marmara gemisi başta olmak üzere tüm filoya karşı yapılan İsrail'in saldırısı, Türk Devletine yapılmış bir saldırı olarak görülebilir ve Türkiye bu silahlı saldırıya karşı BM Sözleşmesinin 51. maddesi bağlamında meşru müdafaa hakkını kullanabilir.
 
İsrail’in kanlı saldırısı aynı zamanda BM Cenevre Sözleşmeleri bakımından da kabul edilemez. Uluslararası silahlı çatışmalar konusunda hukuki düzenlemeler öngören 4. Cenevre Sözleşmesinin 23. maddesi çok net olarak, “Taraf devletlerden her biri, diğer taraf düşman dahi olsa sivil halkın ihtiyacı olan her türlü ilaç ve tıbbi malzemenin taşınmasına, çocukların ve kadınların ihtiyacı olan yiyecek, içecek ve giyecekler ile dini özellik taşıyan malzemelerin serbest olarak geçişine izin verecektir” hükmünü amirdir ve insani yardımların her koşulda engellenmemesi gerektiği vurgulanmaktadır.
 
Her ne kadar İsrail, Gazze’nin BM Cenevre Sözleşmeleri bakımından “taraf” olmadığını iddia edecek dahi olsa, kendisi bu sözleşmelere taraf durumdadır ve onay verdiği sözkonusu hükümlere koşulsuz olarak uymak zorundadır. İsrail’in taraf olduğu sözleşmeleri pervasızca çiğneyerek sivilleri katletmesini, uluslararası toplumun ele alarak saldırgana gereken yaptırımları uygulayacak bir cezalandırma sürecini ivedilikle harekete geçirmesi zorunludur. Benzer şekilde İsrail'in Gazze'ye yönelik uyguladığı abluka ve ambargo da uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmektedir. 4. Cenevre Sözleşmesi'nin 33. maddesine göre, İsrail Gazze halkını kara, deniz ve hava ambargosu uygulayarak toplu şekilde cezalandırma yasağını çiğnemekte ve temel insani gereksinimlerin karşılanmasını engellemektedir.
 
Sonuç olarak; BM Güvenlik Konseyi ve BM İnsan Hakları Konseyi’nin uluslararası yükümlülüklerini zaman kaybetmeden yerine getirmeleri ve saldırganın cezalandırılması amacıyla etkin ve bağımsız bir soruşturmayı başlatmaları beklenmelidir. Türkiye, uluslararası hukuktan doğan ve vatandaşlarının haklarını koruyacak yasal girişimlerini sürdürürken, Adalet Divanı’nı harekete geçirmek için daha çok çaba harcamalı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini biran önce tanımalıdır.   
 
(Selvet Çetin, SDE Uzmanı)



ORTADOĞU KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya