Tarihsel olarak Mısır ve Filistin Meselesi
Mısır’ın önemi, ülkenin bulunduğu konum nedeniyle 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başında artmaya başlamıştı. Bilhassa 1869 yılında bir Fransız şirketi tarafından Süveyş Kanalı’nın açılması ve Kızıl Deniz ile Akdeniz’in birleşmesi Güneydoğu Asya’ya olan yolun kısalmasını sağlamıştı. Bu gelişme Britanya’nın Hindistan başta olmak üzere Güneydoğu Asya sömürgelerine giden yolun güvenliği meselesini gündeme getirmiş ve buna bağlı olarak da 1882 yılında Mısır bizzat Britanya tarafından işgal edilmişti. 19. yüzyılın sonlarında Siyonist hareketin ortaya çıkması ve bu hareketin Filistin bölgesini merkez alan bir Yahudi devleti kurmayı hedeflemesi bölge politikasına yeni bir dinamiğin de eklenmesine neden olmuştu. Bölge üzerine politikalar geliştiren dönemin büyük devletlerinin de Siyonist harekete ilgisiz kalması beklenemezdi. Bu bağlamda Ortadoğu’nun yeniden şekillendirildiği ve bu doğrultuda gizli antlaşmaların yapıldığı bir ortamda Britanya Dışişleri Bakanı 1917’de kendi adıyla anılan Balfor Deklarasyonu’nu yayımlamıştı. Bu deklarasyon aracılığıyla Britanya Siyonist harekete Filistin’i kapsayan bir devlet vaadinde bulunmuştu. Bu vaat sonrası Filistin’e yönelik göç hızlanmıştı. Siyonist hareketin bu göç sürecinde bazı silahlı örgütler kullanması Arap toplumlarında ciddi tepkilere neden olmuştu. 1936- 1938 arası gerçekleşen Filistin ayaklanması bu tepkilerin doruk noktası olmuştur. Ayaklanma karşısında, Mandater devlet olan Britanya, “Beyaz Bildiri” adlı bir belge yayımlayarak, Filistin’e yönelik göçü sınırlandırmak zorunda kalmıştır. Ortadoğu’da iki savaş arası dönemde en önemli gelişmelerden biri de 1922 yılında Mısır’ın bağımsızlığını kazanmasıdır. Mısır ile Britanya arasında 1936 yılında yapılan bir antlaşmayla Britanya bölgede özellikle de Süveyş Kanalı üzerinde varlığını sürdürmeye çalışır. Ancak aynı tarihlerde Arap milliyetçiliği de güçlenmeye başlamıştı. 1940’ların başında Baas Partisi’nin kurulması bu konudaki en somut göstergelerden biriydi. Bütün bunların yanı sıra Mısır da Arap dünyasının liderliğine soyunmuştu. Bu nedenle 1945 yılında Mısır liderliğinde Arap Birliği kurulmuştur.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Filistin’de manda yönetiminin sona ermesiyle eş zamanlı olarak İsrail devletinin kurulması Ortadoğu’da Batı karşıtlığı ve Arap milliyetçiliğini güçlendiren bir faktör olmuştur. Yine, İkinci Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu’da süper güçler arasında yaşanan rekabet, nüfuz mücadelesini beraberinde getirir. İşte böyle bir ortamda 1952 yılında Hür Subaylar’ın Mısır’da gerçekleştirdiği darbe Arap milliyetçiliğine yeni bir mevzi kazandırmıştır. Mısır’ın yeni lideri Nasır, bağlantısızlık hareketinin liderlerinden biri konumuna gelmiş ve 1956 yılında Süveyş Bunalımı sırasında Nasır liderliğindeki Mısır’ın İngiltere, Fransa ve İsrail’in saldırısına karşı koyması bütün Arap ülkelerinde ve üçüncü dünyada Nasır efsanesinin oluşmasını sağlar. Ancak 1967 yılında Arap-İsrail Savaşı sonucunda İsrail’in askeri başarılar elde ederek, Sina Yarımadası, Golan Tepeleri, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ni işgal etmesi, yavaş yavaş Nasır efsanesinin de sonunu getirir. Artık bu tarihten sonra Ortadoğu’da Arap milliyetçiliği gerileme sürecine girecektir. Arap milliyetçiliği ve Baas akımlarının uluslararası alandaki destekçisi olan Sovyetler Birliği’nin 1980’lerin sonunda dağılma sürecine girmesi, sözkonusu akımların yaşadığı krizi daha da derinleştirir.
Mısır-İsrail Antlaşması Sonrası Durum
Bu gelişmeler Mısır siyasetini de etkilemişti. 1970’lerde Nasır’ın yerini alan Enver Sedat, İsrail’le uzlaşma yoluna gitmiştir. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve Enver Sedat arasında yapılan gizli görüşmeler sonunda dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter gözetiminde Camp David’de 17 Eylül 1978 tarihinde bir antlaşma imzalanır.
Antlaşmaya göre,
- İsrail, Sina Yarımadası'ndan çıkacak, buna karşılık Mısır İsrail'i resmen tanıyacak ve diplomasiye başlayacak
- Gazze ve Batı Şeria'da yaşayan Filistinlilere Mısır ve Ürdün'ün belirleyeceği şekilde özerklik verilecek
- Özerklik statüsü üç yıl sonra Mısır - Ürdün - İsrail - Filistin arasında Batı Şeria ve Gazze statüsünü belirlemek için tekrar görüşme yapılacak
- İsrail - Ürdün arasında barış görüşmeleri başlayacak
- İsrail Filistin'de asker sayısını azaltacaktır.
Mısır’ın İsrail ile anlaşmaya varması İslam –Arap dünyasında ciddi tepkilere neden olacaktı. Bu tepkiler sonucunda Enver Sedat, 1981 yılında uğradığı bir suikast sonucunda hayatını kaybedecektir. Diğer yandan bu antlaşma sürecinden en kazançlı çıkan ülke İsrail olur. Mısır gibi, Filistin meselesinde önemli bir aktör etkisiz hale getirilmiştir. Bütün bunların yanı sıra İsrail yönetimi Antlaşma hükümlerinin çoğuna uymayacaktır. Benzer bir durum 1993 Oslo süreci sonrasında da yaşanacaktır. Mısır açısından da bu durum, Arap dünyasının lideri olma iddiasının da sonu anlamına gelmektedir. Bundan dolayı Mısır’ın dış politikasında 1980’ler sonrasında İsrail politikasında da ciddi bir dönüşüm gözlenecektir.
Bu tarihten sonra Ortadoğu’da Arap milliyetçiliğinin bıraktığı boşluğu ise İslami söylem veya duyarlılığı öne çıkaran akımlar dolduracaktır. Baasçı veya Arap milliyetçisi hareketlerden farklı olarak İslamcı akımlar elitist veya aydın hareketi olmanın ötesine geçerek bir kitle hareketi ve sosyolojik olgu olarak bugüne kadar varlıklarını hissettirmektedir. 1987’de Filistin’de yaşanan İntifada’nın hemen ardından Hamas’ın ortaya çıkması (Mısır kökenli Müslüman Kardeşler örgütünün Filistin kolu olarak kurulmuştur.) bu çerçevede ele alınabilir.
Mısır yönetimi bugün meşruiyetini giderek kaybetmektedir. Müslüman Kardeşler’in başını çektiği muhalefet hareketi giderek güçlenmektedir. Ortadoğu’da İsrail’in yalnızlaşma ihtimalinin olduğu ve 2011 Mısır başkanlık seçimlerinin yaklaştığı bir ortamda Mısır’ın Filistin meselesi konusundaki tutumunda kimi geri adımlar görmek bundan sonraki süreçte olası bir durumdur.
(Onur Öztürk, SDE Asistanı)