Saldırıdan iki gün sonra Şahzad, J.F.Kennedy Havalimanı’ndan Dubai’ye giden uçakta yakalanmış ve güvenlik birimlerine teslim edilmiştir. FBI, Şahzad’ın havaalanında terk ettiği diğer aracının içinde de 9 mm’lik bir silah bulmuştur.
Olayın ardından medyada, 1 Mayıstaki saldırıyı Pakistan Talibanı’nın (TTP) üstlendiği yönünde haberler çıkmıştır. TTP örgütü, sözcüsü Azam Tarık aracılığıyla tüm iddiaları reddetmiş, Şahzad’ın örgüt ağı içerisinde herhangi bir yeri olmadığını dile getirmiştir. (CsMonitor, 6 Mayıs 2010) Şahzad sorgusu sırasında da Kuzey Veziristan’da bomba eğitimi dahil olmak üzere, TTP’den destek aldığını itiraf etmiştir. Bu verilerden yola çıkıldığında, Şahzad’ın doğum yeri olan Pakistan’a ziyaretleri sırasında çeşitli temaslara geçtiği ve radikalleştiği düşünülmektedir.
Times meydanı saldırı girişiminin ardından 3 kişi daha Şahzad’a mali yardım sağladığı iddiasıyla gözaltına alınmıştır. ABD Adalet Bakanı Eric Holder, söz konusu 3 kişinin Faysal Şahzad’la ilişki bulunduğunu açıklarken, (Reuters, 13 Mayıs 2010) halen bu bağın yapısını tespit etmeye çabaladıklarını söylemiştir. Nitekim Şahzad’ın sorgusu sırasında verdiği bilgiler, ABD’li yetkililer tarafından tatmin edici bulunmamış, Şahzad’ın Pakistan terör kamplarında eğitildiğine ve herhangi bir örgütle bağı bulunduğuna dair somut bir delil elde edememiştir. Açıklamaya göre Şahzad, sağladığı bilgiler ve kurduğu işbirliği sayesinde (anayasal susma hakkını kullanmayarak) 5 Mayısta mahkeme önüne çıkarılmamıştır. Şahzad’ın yargıç önüne çıkması 18 Mayısı bulmuştur. Suçlu bulunması halinde Şahzad’ın ömür boyu hapis cezası alması söz konusudur. (Businessweek, 21 Mayıs 2010)
Pakistan devletinin ve Pakistan asıllı Müslümanların adı geçmişte de çeşitli terör eylemlerine karışmıştır. 2005’te Londra saldırılarını gerçekleştiren 4 kişiden 3’ünün Pakistan kökenli olduğu ortaya çıkmıştır. (BBC International, 7 Mayıs 2005) Necibullah Zazi ve Zarein Ahmedzay, Afgan asıllı iki Amerikan vatandaşı, 2008 Nisanında Taliban’a katılmak için Pakistan’a gitmiş ancak El Kaide tarafından yönlendirilerek, 11 Eylülün yıl dönümünde New York Metrosu’nu hedef alan bir girişimde bulunmuşlardır. Zazi sorgusunda, 2008 yılında Pakistan’da El Kaide tarafından bomba eğitimi aldığını ve ‘Afganistan’da sivilleri hedef alan ABD operasyonlarına dikkat çekmek için eylemi düzenlediğini’ itiraf etmiştir. (‘Terror roads lead back to Pakistan’, Asia Times, 6 Mayıs 2010) Amerikan vatandaşı David Headley, 2008 Kasımındaki Mumbai saldırılarına adı karıştığı için tutuklanmıştır. Headley, Pakistan’daki kamplarda eğitim aldığını itiraf etmiştir. (Time Online, 9 Aralık 2009) Bu tutuklamayla Pakistan’da cihadı savunanların, küresel çapta eylemlere başladıkları şüphesi doğmuştur. Aralık 2009’da Virginia eyaletinden 5 kişi Pakistan’da terör eylemlerine karıştıkları ve El Kaide üyesi oldukları suçlamalarıyla tutuklanmıştır. (Nytimes, 9 Aralık 2009)
Amerikan vatandaşı Müslümanlar tarafından gerçekleştirilen bu eylemler, yeni ve hoş olmayan bir eğilim olarak yorumlanmaktadır. Pek çok kişi, Müslüman asıllı Amerikan vatandaşlarında görülen radikal eğilimlerin, Amerika’nın kendi içindeki şartlarından dolayı kaynaklandığını düşünmektedir. Hatta bu kişiler için yeni bir kavram olan ‘home-grown terrorist’ bile ortaya atılmıştır. 11 Eylül olaylarında El Kaide ile tanışan ABD halkı, bu girişimleri korkuyla karşılamakta ve ülkede Müslümanlar aleyhine özellikle aşırı sağ siyasi kanadın lobi faaliyetlerini artırdığı görülmektedir.
2007’de Pew Research Center’ın ‘Muslim Americans: Middle Class and Mostly Mainstream’ başlıklı (22 Mayıs 2007) çalışması, ABD’deki Müslümanları, ‘büyük oranda asimile olmuş, hayatlarından memnun ve dünyanın pek çok yerinde Müslüman ve Batılıların itilafa düştüğü pek çok konuda ılımlı’ olarak nitelendirmiştir. Aynı kuruluşun 2009 yılında Pakistan’da yapılan bir diğer anketi, halkın %64’ünün, ABD’yi doğrudan bir düşman olarak gördüğünü ortaya koymuştur. (Pakistani Public Opinion, 13 Ağustos 2009) Benzer bir anket daha önce 2008 yılında yapılmış ve halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan 6 ülkeyi kapsamıştır. Bu ankette Fas %71 ve Mısır %87 oranında ABD’nin izlediği dış politikadan duyulan memnuniyetsizlik ortaya çıkmıştır. (Marvin Zonis, ‘2009: The Crisis Before US’, 3 Kasım 2009)
Olayda Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP) Faktörü
TTP’yi 2007’de kuran Beytullah Mesut, 2009 yılında ABD insansız uçaklarının (drone) saldırısında öldürülmüştür. Oğlu Hakimullah Mesut’un bu yıl düzenlenen saldırıda öldüğü iddia edilmiş ancak daha sonra yayınlanan video kasetinde şüpheli biçimde dönüş yapmıştır. Pakistan yönetimi ve istihbarat örgütü ISI’dan da Mesut’un öldüğü haberini yalanlayan açıklamalar gelmiştir. 1 Mayıs saldırısına kadar, TTP yalnızca Pakistan hükümeti için temel tehdit olarak görülmüş ve saldırıları Pakistan sınırları içinde hükümet kuruluşlarını ve askeri birimleri hedef alan mahiyette olmuştur. 2008-2009 yılları arasında Pakistan’ın Güney Veziristan’a başlattığı operasyonlar, Mesut kabilesine bağlı bölgeleri ve TTP’nin kilit kadrosunu hedef almıştır. TTP bu operasyonlara, Pakistan’da büyük çapta sivil kayıplara yol açan eylemleriyle karşılık vermiştir.
Asia Society uzmanı Hasan Abbas’ın TTP profilini ortaya koyduğu çalışmasında belirtildiği gibi, TTP faaliyet alanı olarak yalnızca Federal İdari Kabile Bölgesi(Federal Administrated Tribal Areas-FATA) ne bağlı 7 vilayette değil, Khyber Pakhtunkhwa (eski adıyla Kuzey Batı Sınır Vilayeti-North West Frontier Province-NWFP) ya bağlı bölgeleri de seçmektedir. 30-35 bin arasında üyesinin olduğu tahmin edilen örgüt, hedefleri olarak da; 1) Pakistan ordusuna karşı bölgesel savunmacı cihat, 2) Şeriatın uygulanması, 3) Afganistan’daki NATO kuvvetlerine karşı ortak hareket etmeyi benimsemektedir. Pakistan otoriteleri, 2007 Aralığında uğradığı suikastta ölen Pakistan eski başbakanı Benazir Butto’nun ölümünden TTP’yi ve eski lideri Beytullah Mesut’u sorumlu tutmaktadır. Bazı uzmanlar, farklı vizyon ve hedefleri benimsemiş rakip grupların TTP çatısı altında birleştiği ve faaliyetlerini sürdürdüklerini iddia etmektedirler. (‘Pakistan's New Generation of Terrorists’, Council of Foreign Relations, 6 Mayıs 2010) Yine bu uzmanlara göre, TTP’nin Times Meydanı saldırı girişimini üstlenmesiyle, örgütün uluslararası heveslere büründüğü düşünülmektedir.
Brookings Institute uzmanı Daniel L. Byman, terörist grupları kategorize etmenin zor bir iş olduğunu, Şahzad’ın herhangi bir grupla bağını ortaya çıkarmak ve diğer devletleri suçlamak için henüz erken olduğunu, acele etmenin yetkilileri kimi zaman ‘absürd’ sonuçlara götürebildiğini ifade etmiştir. Yemen’de gerçekleştirilen ABD operasyonlara tepki olarak Northwest Flight 253 olayının yaşandığını hatırlatan Byman, uluslararası ölçekte eylemler gerçekleştirmeyen TTP’nin lider kadrosunun hedef alınmasıyla, örgütün intikam almak için ABD’yi seçmiş olabileceğine işaret etmektedir.
TTP’nin başlıca eylem alanları ve amaçları üzerine bir değerlendirme yapılırsa, TTP’nin başlangıçta üstlendiği bu saldırının doğal bir sonucu olarak; ortak hedef bağlamında TTP ve genel bağlamda terörizme karşı mücadelede Pakistan-ABD işbirliğini doğurması beklenmelidir. Bunun yanında özellikle resmi kanallarda, Şahzad’ın saldırı girişimi Pakistan’ın niyetleri, radikaller ve militanlara karşı mücadelede gösterdiği dirence yoğunlaşmıştır.
Saldırı Girişiminin Pakistan-ABD İlişkilerine Etkisi
Robert Chase, Emily Hill ve Paul Kennedy’in kaleme aldığı, ‘The Pivotal States: A New Framework for U.S. Policy in the Developing World’ adlı kitapta yer alan ifadelere göre Pakistan, 2000’li yıllarda Washington’un tanımladığı ‘eksen ülkeler’ arasında yer almaktadır. Pakistan Ortadoğu, Orta Asya ve Güney Asya coğrafyasında stratejik bir konumda bulunmakla birlikte, İslam dünyası ve İslam ülkeleri ile kurduğu yakın bağlar, ayrıca Çin ile ilişkileri nedeniyle ABD dış politikasında önemli yer tutmaktadır. Nükleer güce sahip olan ülke, aynı zamanda ılımlı ve aşırı İslami unsurların iktidar mücadelesine sahne olmaktadır. Saldırı girişiminin ardından CBS televizyonunda ‘60 Minutes’ programına konuşan Hillary Clinton, (CBS News, 7 Mayıs 2010) Pakistan’ın aşırı gruplara karşı gösterdiği çabayı takdir ederken, Times Meydanı saldırı girişimiyle ilgili olarak, ‘Pakistan’la ilişkisi olduğu saptanan bu saldırı başarıyla sonuçlansaydı, bunun çok ciddi sonuçlara yol açabileceğini’ dile getirmiştir. Clinton, açıklamasında kullandığı ifadelerin yanlış anlaşılmaya karşı düzeltilmesi yönündeki talebe de olumsuz yanıt vermiştir.
Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi, ABD hükümetinin benzer saldırı girişimleriyle karşılaşabileceğini ve bunu sürpriz olarak görmemeleri gerektiğini ifade etmiştir. Kureyşi yaptığı değerlendirmede, drone saldırıları sonucu militanların yaşadığı kayıpların intikamını almak için boş durmayacaklarını ve ABD saldırılarının tepkisel eylemlere yol açabileceğini dile getirmiştir. (CBS News, 9 Mayıs 2010) Pakistan’ın farklı çizgideki militan gruplara karşı izlediği politika, bazı çevrelere fazlaca karışık, belirsiz ve kimi zaman da ABD desteğini kazanmak için yapıldığı imajını yansıtmaktadır. Gerçekten de bugün terörist olarak lanse edilen pek çok örgüt üyesi geçmişte komünizme karşı mücadele veren mücahit gruplara bağlı kişilerden oluşmaktadır. ISI-Körfez ülkeleri-ABD üçgeninde yetiştirilen ve desteklenen gruplar, 1979 Sovyet işgalinin püskürtülmesinde önemli roller üstlenmişti. Bugün TTP bünyesindeki militanlar arasında da kıdemli mücahit grupların yer aldığı bilinmektedir.
Özellikle Kuzey Veziristan bölgesinde operasyonlara direnen Pakistan yönetiminin tavrı, ABD tarafından zaman zaman anlaşılabilir olsa da, konunun açıldığı her dönemde şüpheci, kimi zaman iğneleyici yaklaşımlar ve Pakistan’ın üzerine düşeni yerine getiremediği iddialarına yol açmaktadır. 19 Aralık 2009’da General Petraus-Asfak Kayani arasındaki görüşmelerde Kuzey Veziristan’da üslenmiş ve Belucistan’daki Ketta Şurası ile bağları olduğu düşünülen Celaleddin Hakkani’ye bağlı militanların, NATO kuvvetlerine saldırılar düzenlediği dile getirilmiş ve Pakistan ordusunun en kısa zamanda bu bölgeye operasyon yapması talep edilmiştir. (NyTimes, 14 Aralık 2009) Pakistan’ın, Afganistan’da önemli bir kart olarak kullanmayı düşündüğü Hakkani, Kabil’de yürütülen Taliban’la barış görüşmelerinde de yer almaktadır. Bu nedenle Pakistan yönetimi, Güney Veziristan’da operasyonlar yürütmesine karşılık, Kuzey Veziristan ve Belucistan’a operasyon konusunda isteksiz davranmaktadır ve ABD yönetiminin eleştirilerine hedef olmaktadır.
Pakistanlı akademisyen Hüseyin Hakkani, ‘Pakistan: Between Mosque and Military’ adlı eserinde, merkezi hükümetlerin cihadist bağlantılarının, 1947’lere kadar gittiğini, devletin bu bağları iç politikada kazanımlar ve rakip Hindistan’a karşı kullanıldığını yazmaktadır. Pakistan ordusunun militanları “teröristler” ve “özgürlük savaşçıları” olarak sınıflandırmasının yarattığı ikiliği yapısal bir problem, kökleri tarihe dayanan ve kalıcı bir uygulama olarak değerlendirmektedir. Ferid Zekeriya, Faysal Şahzad olayını değerlendirirken de, Hüseyin Hakkani’ye atıfta bulunarak, Şahzad’a bomba eğitiminin Kuzey Veziristan’da verildiğini ve ABD-NATO temsilcilerinin bu bölgeyi işaret etmesine rağmen Pakistanlı generallerin operasyon taleplerini reddettiğinden bahsetmektedir. (‘Terrorism’s Supermarket’, Newsweek, 17 Mayıs 2010)
Asia Times’ın Pakistan Bürosu Şefi Sayit Selim Şahzad’a göre, Pakistan’ın terörizmle mücadelede alternatifler oluşturmak adına Amerikan çıkarlarının cazip gelen taraflarını kendi mekanizmasına uygulamakta ve Afganistan savaşının sonuçlarını, El Kaide’nin geleceğini ve Pakistan kabile bölgelerindeki Pencabi grupların faaliyetlerini önemsemeden, “iyi” Taliban’la uzlaşı arayışına girerken, “kötü” Taliban ile savaşmaktadır. (Asia Times, ‘Militants in no mood to talk’, 11 Mayıs 2010)
Saban Center for Middle East Policy uzmanı Daniel L. Byman, Pakistan’ın terörizmle mücadelede önemli adımlar atmasına karşılık, ABD’nin bu ülkeye daha fazla baskı yapması gerektiğini düşünmektedir. 2001 öncesinde Pakistan toprakları içinde büyük çapta intihar saldırılarının gerçekleşmediğini hatırlatan Byman, yine de ABD’nin Hindistan-Pakistan rekabetinden ötürü Pakistan’ın elindeki tüm gücü kullanmadığını dile getirmektedir.
Obama’nın Af-Pak politikasını belirleyen birimler arası özel komiteye geçen yıl başkanlık yapan Brookings uzmanı Bruce O. Riedel, Times meydanı saldırılarının ardındaki bağ açığa çıksın ya da çıkmasın, Kuzey Veziristan’a Drone saldırılarının ve Pakistan’a yeni askeri operasyonlar yapması yönünde baskıların artacağını dile getirmektedir. Riedel, Pakistan’a yeni talepler getirmenin karşılığında, bu ülkeye daha fazla silah ve teknolojik yardım yapılmasının gerekliliği üzerinde durmaktadır. Obama doktrini ve haleflerinin yıllardır Pakistan’a 30 yıldır işleyen ‘cihadist’ kampları daimi olarak kapatması yönünde baskı yaptığını hatırlatan Riedel, hiçbir Pakistan hükümetinin kampların tümüne ve uzantılarına karşı harekete geçmediği belirtmektedir. Riedel, nükleer silahlara sahip olması, Afganistan’daki NATO kuvvetlerine sağlanan lojistiğin 1/3’ünün Karaçi limanından temin edilmesi, drone saldırılarının bir strateji değil taktik olduğu ve ekonomik ambargonun yetersiz kalmasından ötürü, Pakistan’a karşı ABD seçeneklerinin sınırlı olduğunun altını çizmektedir.
General Petraeus’un Faysal Şahzad’ın eylemi tek başına gerçekleştirmiş olabileceğine ilişkin ifadesi, Pakistan medyasında ön sıralarda yer almıştır. Petraus, Faysal Şahzad’ın Pakistan’ı ziyaret ettiği sırada militanlar tarafından teşvik edilmiş olabileceğini ancak onlarla doğrudan bağı olmayabileceğini ifade etmiştir. (Dawn, The News ve Daily Times, 8 Mayıs 2010) Petraus açıklamalarında Pakistan’ı doğrudan hedef alan ifadeler kullanmaktan kaçınmış ve temkini elden bırakmamıştır. Pakistan medyasında Petreus’un açıklamalarının manşet olması, devletin bu olaydan kendini aklamak için dayanak bulma ve baskıyı hafifletmede bir araç olarak görme çabası olarak yorumlanabilir. Pakistan, Pentagon ve Beyaz Saray arasındaki görüş farklılığından azami ölçüde faydalanmayı amaçlamaktadır.
South Asia Analysis uzmanı B.Raman, Hillary Clinton’un Pakistan’a dönük uyarılarının Hindistan’da Pakistan’a nazaran daha büyük yankı uyandırdığını savunmuş, bunun ilk nedeni olarak da, Clinton’un ifadelerinde Şahzad olayını doğrudan çağrıştıran ifadeler kullanmadığını ve ‘gelecekte’ başarıyla sonuçlanacak olası saldırılar halinde Pakistan açısından vahim sonuçlar doğabileceğini dile getirmiştir. İkinci neden olarak, olayın hemen ardından Savunma Bakanı Robert Gates ve General Petraus’un, Svat ve Khyber-Pakhtunkwa bölgelerinde yürüttüğü operasyonlara övgü yağdırmasını göstermiştir. Raman, Clinton’un uyarılarına rağmen Beyaz Saray ve Pentagon’un Pakistan’ı tehdit boyutuna varan ifadeler kullanmaktan kaçındığına dikkat çekmektedir. Böylece, mesajlardaki farklı vurgular Pakistan otoriteleri tarafından ‘İslamabad’ın, Şahzad olayının etkisinde kalmadan Beyaz Saray ve Pentagon yardımlarından faydalanmayı sürdüreceği biçiminde anlaşılmıştır. (The Surrogate Jihadis In US-International Terrorism Monitor-Paper No 646, 9 Mayıs 2010)
Ayrıca Pakistan kanadından Amerika’daki genel kanıyla çelişen açıklamalar gelmiştir. General Athar Abbas, ‘TTP’nin bu çapta eylemler gerçekleştirecek kapasiteye sahip olmadığını’ vurgularken, İçişleri Bakanı Rahman Malik, ‘New York saldırısını Veziristan’la bağını kurmak için henüz erken olduğu ve Pakistan istihbaratının konuyu araştırdığını’ söylemiştir. (Asia Times, ‘The American Taliban is Coming’, 12 Mayıs 2010)
Institute for Policy Studies uzmanı John Feffer, Obama Doktrini’nin Drone operasyonlarını finanse etmeye devam ettiğini, CIA eliyle sürdürülen operasyonların kapsamını, bireyleri de hedef alacak biçimde genişlettiğini, Pakistan’da yaşayan her bireyin böylece potansiyel bir hedef haline getirildiğini savunmaktadır. Feffer, Şahzad olayının tepki toplama ve hedef göstermeye dönük, başarısız biçimde planlanmış ve yürütülmüş bir psikolojik operasyon olarak değerlendirmektedir. (‘Terrorism in a Teacup?’, 11 Mayıs 2010) Aynı kurumun bir başka uzmanı, Junaid Levesque-Alam’a göre, Pakistan otoriteleri, Şahzad davasının ABD’nin Veziristan’a operasyon yapması için Pakistan’a baskı unsuru olarak kullandığı biçiminde algılamaktadır. General Petraus’un Şahzad’ı ‘Yalnız Kurt’ olarak nitelemesinden bir gün sonra Adalet Bakanı Holder’ın olayla TTP arasında bağ kurmasının çelişki doğurduğu ve iki devletin otoritelerinin yalnızca Şahzad’ın yakın arkadaşı Muhammed Rehan’ın etkisi üzerinde uzlaştıkları görülmektedir. (‘Shahzad: A Pretext, Not a Man’, 14 Mayıs 2010)
1 Mayıs Times Meydanı saldırısının ardından, ABD-Pakistan ilişkileri bağlamında şu senaryolar düşünülebilir
- Pakistan’a bağlı Güney Veziristan ve Svat vadisinde militanlara karşı geçmişte düzenlenen operasyonlar, Pakistan ordusu, ülke güvenliği ve ekonomisine olumsuz etki yapmıştır. Pakistan’ın tüm baskılara rağmen, ülkenin kendi imkanlarıyla büyük çapta bir operasyona kalkışması, kısa vadede zor görünmektedir. Obama, danışmanları vasıtasıyla Pakistan siyasi, istihbari ve askeri kanatlarla bağlantıya geçer ve ABD Kongresi’nden yardım paketini geçirebilirse, Pakistan, Kuzey Veziristan’a sınırlı bir operasyon düzenleyebilir.
- Afganistan’da gerçekleştirilecek barış görüşmeleri öncesi, tüm taraflar herhangi bir yanlış hamle atmaktan imtina duymaktadırlar. Pakistan, Kuzey Veziristan’a operasyon düzenleyerek Celaleddin Hakkani kartını kaybetmemeyi ve ülkeyi yeni bir kaosa sürüklememeyi hedeflemektedir. Güney Veziristan operasyonunda hatırlanacağı gibi, Pakistan ordusundan kaçan TTP militanların bir kısmı Afganistan’a, bir kısmı Pakistan’ın farklı bölgelerine geçiş yapmıştı. TTP militanları, Pakistan’da çeşitli terör eylemlerine karışmıştı. Benzer olayın tekrarlanmaması için, Pakistan otoriteleri azami dikkat göstermektedir. Toplantı gerçekleşene kadar zaman kazanmaya çalışmak, Pakistan için daha faydalı bir taktik olarak düşünülebilir.
- En kuvvetli seçenek olarak, Kuzey Veziristan’da yürütülen drone saldırılarının sayısında artış olması gündemdedir. Mayıs ayı içerisinde de ABD’de, drone teknolojisinin geliştirilmesi ve operasyonel faaliyet alanlarının genişletilmesi için yeşil ışık yakılmıştır. Her ne kadar Pakistan Dışişleri Bakanı Kureyşi’nin vurguladığı gibi, militanların karşı tepkisi ve sivil kayıpların hesabı Pakistan’dan ‘sorulacaksa’ da, fayda-maliyet ekseninde düşünüldüğünde bu seçenek, tartışılan senaryolar arasında yer alan ABD askerlerinin doğrudan müdahalesinin önüne geçebilir ve Pakistan’a gereken zamanı kazandırabilir.
- Bazı uzmanların belirttiği gibi Pakistan’ın askeri ve teknolojik alanlarda desteklenmesi, geçmişte de sıklıkla başvurulan bir seçenek olarak ortaya konulmaktadır. Hibe veya borç şeklinde yapılabilecek bu yardımlar kaçınılmaz olarak ABD-Hindistan ilişkilerini olumsuz etkileyecektir. Eski devlet başkanı Pervez Müşerref’in itiraf ettiği gibi, (BBC News, 14 Eylül 2009) terörizmle savaş başlığı altında kaleme alınan ABD yardımlarının önemli bir kısmı, Hindistan sınırındaki birliklerin takviyesi ve mühimmatı için harcanmaktadır. ABD’nin Güney Asya’ya dönük politikasında nükleer kapasiteye sahip iki ülke olan Hindistan-Pakistan rekabetini dikkate alarak tasarruflarda bulunması ve dış politikasında bir ülkeyi diğerine tercih eden kutuplaşmalardan kaçınması, Güney Asya’nın istikrarı ve barışı için olduğu kadar Afganistan’ın geleceği açısından da anlam kazanacaktır.
(Ali Ertan, SDE Asistanı)