Stratejik Düşünce Enstitüsü Konferans salonunda, SDE Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Tekin tarafından yönetilen konferansta konuşan Bozbeyli, 1946 yılında Türkiye’de çok partili hayata geçilmesi, 1950 yılında yapılan seçimle Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ve 27 Mayıs 1960 darbesi ile ardından yaşananların canlı şahidi olarak birikimini SDE uzmanları ve misafirlerle paylaştı.
Adnan Menderes ve iki arkadaşının önceden verilen karar doğrultusunda idama mahkum eden Yassıada Mahkemesinde mağdurlarının avukatlığını yapan Ferruh Bozbeyli özetle şunları kaydetti:
“Darbeler Türk siyaset zeminini sallıyor. Bunun üzerinde olan her şey de zeminle beraber sallanıyor. Çünkü zeminde istikrar yoksa zeminle beraber sallanır. Böyle bir zeminde insanlar ellerini tutunmak için kullanıyorlar oysa bu eller rahat oturmak ve hizmete uzanmak içindir. Keşke bütün ömrümüzü yerimizde oturarak ellerimizi hizmete uzatarak ellerimizi dua için uzatarak hayır ve sevgi için uzatarak kullanabilseydik bugün ki bulunduğumuz yerden çok daha ileride olacağımızı tahmin ediyorum. İkinci temas etmek istediğim nokta ise Türkiye’de insanlar beğendiğinden evvel beğenmediğini seçiyor ona göre karar veriyor. Bir toplumun ileriye doğru gitme kararı ile ileriye gitmesi başkadır. Arkadan gelen bir tehlikeden korktuğu için koşarak ileriye gitmesi başkadır. Bu sebeple biz propaganda yapmak için hiçbir şey yapmıyorduk sadece Halk Partisi geri gelecek diye korkutuyorduk yani bizi çok beğendiklerinden değil, bizi de tanımıyorlardı. Bu da Türkiye’nin ikinci sorunudur. İnsanlar hangi istikamete gidecekse adım adım oraya gitmelidir.”
“Bir gece düşünün 27 Mayıs gecesi Cumhurbaşkanlığı muhafız alayı kumandanı Cumhurbaşkanını tutukluyor. Bir başka albay Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’u tevkif ediyor. Harp Okulu talebelerinin eline listeler halinde milletvekillerinin ev adresleri verilmiş, milletvekili topluyor. Harp Okuluna getiriyorlar. Orada iyi muamelede bulunmuyorlar. O sıra aklıma şu atasözü geldi: “Öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır.” Demek ki adamlar öyle bir öfkelenmişler ki öfke aklın önüne geçmiş.”
“Ben şu sonuca vardım bir millet için ortak tek değer vardır o da hukuktur. Din o dine mensup olanlar için önemlidir. Bir felsefi düşünce farklı farklı itikatlara bölünebilir. Ama bunlar inananlar kadardır. Ancak hukuk herkesindir. Müşterek bir ortak değerdir. Bir toplumda hayatınızı hukuka değil de bir ideolojiye nispet ederseniz hayatınız o ideoloji kadardır.”