ENGLISH
09.02.2012
Ana Sayfa » Dış PolitikaGeri Dön «

Türkiye'nin Yeni Dış Politikasının Yeni Riskleri

25.05.2010 10:29:30

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türkiye'nin iç ve dış politika açılımlarının hem bölgede hem dünyada nüfuzunu büyük ölçüde artırıyor olduğu kuşku götürmez bir gerçek. Yeni kurulan ilişkilerin her biri Türkiye'nin uluslar-arası siyaset alanını daha fazla genişletmekte, bu alanlara nüfuz ettikçe Türkiye'nin sorun çözme ve bu çözümler üzerinden politik kazançlar elde etme kapasitesini daha fazla artırmaktadır. Dış politika vizyonunda ortaya konulan "komşularla sıfır sorun" hedefi bir ideal olarak bu açılımlarla desteklenmektedir.

 

Buraya kadar her şey güllük gülistanlık görünüyor ancak Türkiye'nin bu artan gücünün "sıfır sorun" hedefine yaklaştırırken hiç umulmayan başka sorunlar yaratıyor olduğu da giderek görülmektedir. Türkiye'nin barış inisiyatifinde bu kadar çok öne çıkması, güçlenmesi siyasal nüfuzunu bu kadar hissettirmesi birçok çevrede takdir ve hüsn-ü kabul ile karşılaşırken bu büyüme sürecinin çok önemli bir riski olduğunu da görmek gerekiyor.

Risk, sorun çözücü ve ilgili hemen herkesin işini kolaylaştırıcı da olsa böylesine büyüyen bir gücün uluslar arası alanda güç dengelerini yavaş yavaş yerinden oynattıkça bir direnç ve antipati ile karşılanması ihtimalidir. Böylece "sıfır sorun" hedefine koştukça bu koşunun paradoksla olarak karşısında büyük bir sorunu büyütmeye yöneltebileceği anlaşılıyor.

İran'ın uranyum takası anlaşmasına Brezilya ile birlikte Türkiye tarafından razı edilmesi ve bu anlaşmanın imzalanmasına karşı sergilenen uluslar arası tepkiler bu gelişmenin ilk büyük işaretini oluşturuyor.

Baştan beri Türkiye'nin bu istikametteki girişimleri bizzat ABD ve AB ülkeleri tarafından desteklenmiş olsa da bu konuda belli ki bir sonuç alınmayacağına dair bir önyargı ve bunun yarattığı bir güvenle hareket edilmiş. Baksanıza sonuç alınır alınmaz BM güvenlik konseyinin daimi üyeleri ile Almanya apar topar bu anlaşmayı tanımadıklarını ilan etmek üzere yeni bir yaptırım üzerinde çalışmaya başladılar bile. Bunu yapmakla sorunun çözüm yoluna girmesi dolayısıyla bir paniğe girmiş olduklarını gizleyememiş oluyorlar.

Büyük güçlerin bu paniğine yol açan asıl neden İran'ın anlaşmaya yanaşmış olması mı yoksa bu zor anlaşmanın Türkiye ve Brezilya gibi yeni ve alternatif aktörleri öne çıkarmış olması mıdır? İbrahim Karagül'ün haklı olarak "Peki ne istiyorsunuz siz?" diyerek sorduğu bu soru etrafında yaptığı derinlemesine sorgulama doğrusu düşündürücü. Uzlaşma istedikleri yok, aslında bir şekilde kurdukları bir düzeni sürdürme endişeleri giderek daha fazla göze çarpıyor.

Çarşamba günü Avrupa Parlamentosu'nun Strasbourg'daki merkezinde Orta Doğu Çalışma komisyonunun toplantısında Orta Doğu Barış sürecinde Türkiye'nin muhtemel katkılarının değerlendirildiği bir oturumda konuştum. Avrupalı parlamenterlerin bugünlerde en çok ilgilendikleri konulardan biri İran'la yapılan anlaşmanın sürdürülebilirliği ve güvenilirliği. Ama daha özel sohbetlerde edindiğim izlenim Türkiye'nin bu rollere soyunmasının resmi söylemlerde ifade edilenden farklı olarak hiç de kayıtsız bir hüsnü kabul ile karşılanmıyor olduğudur. Ayrıca İran'ın anlaşmaya sadık kalacağına güvenmiyorlar ama aslında bu bir kaygı konusu değil bir temenni konusu. İran'ın en kısa zamanda bu anlaşmayı feshetmesini şimdiden şiddetle temenni ediyorlar

Türkiye'nin her şeye karışıyor olması, bir yandan sorun çözüyor ama onların önemini de azaltıyor. Giderek Türkiye'nin konumu onlar tarafından bir tür antipatik bir işgüzarlık olarak görülebiliyor. Ama sorun ortada durdukça inisiyatif almaya da davet eder. Uluslar arası ilişkilerde arabuluculuğun hiç de az bir konum olmadığı en net bu olaylar vesilesiyle anlaşılıyor. Arayı bulanlar, sorunu çözenler, oluşan yeni durumlar üzerinde söz sahibi olmaya da doğal olarak hak kazanıyorlar.

Ermeni soykırımı tasarısının son zamanlarda Türkiye güçlendikçe önüne daha fazla çıkarılıyor olması da bunun bir sonucu aslında. Bu, uluslar arası dengeleri fiilen değiştirmeye karşı verilen bir tepki. Belli bir güçlenme eşiği atlandığında öyle bir konunun da esamisinin kalmayacağını ayrıca kestirmek mümkün tabi. Ama bu eşiğe kadar sorunun Türkiye'yi ciddi riskler içerecek şekilde daha fazla rahatsız edeceğini öngörebiliriz.

Türkiye'nin son derece isabetli bir istikamette sürdürdüğü dış politika vizyonu böyle bir risk içeriyor, belki bunu bilmek lazım ama bu riski gidermenin tek yolunun yine aynı istikamette ilerlemek ve güçlü bir diplomatik performans olduğunu da unutmamak lazım.

(Prof. Dr. Yasin Aktay, SDE Başkanı)




DIŞ POLİTİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya