ENGLISH
08.02.2012
Ana Sayfa » Dış PolitikaGeri Dön «

İran Nükleer Sorunu: Türkiye ve Çin

24.05.2010 20:54:28

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İran’ın nükleer programından kaynaklanan uranyum zenginleştirme sorununun çözümü için Türkiye ve Brezilya’nın girişimi sonucu, 17 Mayıs 2010 tarihinde anlaşmaya varılmıştı. Çin tarafı Türkiye’nin girişimlerini memnuniyetle karşılarken, bir gün sonra ABD tarafından hazırlanan ve ağır yaptırımlar içeren tasarıya destek vereceğini de beyan etmişti. İran ile yakın bağları olan Çin’in bu tavrı bağlamında, Türkiye ve Brezilya’nın çabaları ile gerçekleştirilen uranyum takas anlaşmasının görmezden gelindiği yorumları yapılmıştı. Aslında Çin’in bu ikili tutumu, onun sürdürdüğü “çift yollu strateji” ile ilişkilidir.

 

Türkiye’nin Başarılı Girişimi ve Çin’in Tepkileri

İran’ın nükleer programı konusunda BM Güvenlik Konseyi daimi beş üyesi ve Almanya’nın iştirakiyle oluşan görüşmeler, İran’a yönelik dördüncü yaptırım kararı üzerinde anlaşmaya varmaya çalışırken, Türkiye ve Brezilya’nın 18 saatlik pazarlık girişimiyle İran, uranyum zenginleştirme işleminin yurtdışında yapılmasını öngören anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşmaya göre, düşük oranda zenginleştirilmiş 1200 kilogram uranyum 120 kilogram yakıtla değiştirilecek ve takas işlemi Türkiye’de yapılacaktır. Uranyum takas anlaşmasının İran nükleer sorununun çözümü için bir adım olabileceğini belirten Çin basını, takas yeri olarak Türkiye’nin tercih edilmesini de tahmin dışı olarak yorumlamıştı. Çin Sosyal Bilimler Akademisi Batı Asya-Afrika Araştırmalar Enstitüsü uzmanı Zhang Xiaodong’un konu ile ilgili açıklamasında, Türkiye’nin farklı konumu vurgulanmıştır. Zhang Xiaodong’a göre, “Türkiye hem bir İslâm devletidir, hem de Ortadoğu bölgesinin önemli bir ülkesidir, İran ile komşudur. İran’ın uranyum takasında üçüncü bir ülke olarak Türkiye’yi tercih etmesinin sebebi, herhalde, dinî ve coğrafi yakınlık sebebindendir. (Türkiye) daha güvenli olabilir. Türkiye aynı zamanda Batı cephesinde yer alan bir ülkedir; AB, NATO üyesi ülkeler ve ABD ile özel ilişkileri vardır, Türkiye her iki tarafın güvenini kazanabilecek bir konumdadır”.
 
18 Mayıs’ta Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ma Zhaoxü’ün basın toplantısında, Çin’in Brezilya ile Türkiye’nin İran nükleer sorunu üzerindeki girişimlerine, uranyum takasıyla ilgili varılan anlaşmaya önem verdiğini ve durumu memnuniyetle karşıladığını belirtmişti. Ma Zhaoxü’ye göre, “Çin tarafı (İran nükleer sorunu üzerinde) her zaman ‘çift yollu’ (dual-track) stratejisini uygulamaktadır, Brezilya ile Türkiye’nin girişimiyle Tahran araştırma reaktörü için yakıt temini meselesinde varılan anlaşmaya önem vermekte ve memnuniyet duymaktadır. Söz konusu anlaşmanın, İran nükleer sorununun diyalog ve müzakere yoluyla barışçı çözümlenmesi için katkıda bulunacağını umuyoruz. Çin tarafı her zaman inanmıştır ki, diyalog ve müzakereler İran nükleer sorununun çözümlenmesi için en ideal yoludur. Biz, Güvenlik Konseyi’nin eylemlerinin uluslararası nükleer silahsızlanma sistemini koruyacağını, Ortadoğu bölgesinin barış ve istikrarı için katkılarda bulunacağını ve İran nükleer sorununda uygun bir çözüme varılacağını umuyoruz”. Ancak sözcü, Türkiye ve Brezilya ile İran arasında varılan uranyum takas anlaşmasının BM Güvenlik Konseyi’nin İran nükleer sorununa yönelik alınacak yeni yaptırımları ne derecede etkileyeceği sorusuna cevap vermemişti.
 
Çin’in öteden beri İran nükleer sorunu için sürdürdüğü diplomasinin özellikleri “çift yollu strateji” (dual-tracks strategy) olarak nitelenmektedir. Çin, İran ile diyalog yolunu sürdürmeyi umut etmekte, ancak bu çabalar başarısız kaldığı takdirde yaptırım seçeneğini destekleyeceğini açıklamaktadır. Çin, uluslararası toplumun İran’a yönelik baskı ve yaptırımlarının, tek başına, İran ile yaşanan nükleer programındaki çıkmaza çözüm getirebileceğine inanmamaktadır. Çin’in izlediği “çift yollu strateji” Pekin’in ABD ile pazarlık gücünü arttırmakta ve diplomasi manevrasının kabiliyetini güçlendirmektedir. Ancak “çift yollu strateji”, mesele ile ilgili görüşme sürecinde Çin’in nihayetinde hangi yolu tercih edeceğinin tespitini zorlaştırmaktadır.
 
17 Mayıs’ta Tunus ziyaretini sürdüren Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi, Tunus basınına verdiği demeçte, Çin tarafının ilgili haberi not almış olduğunu ve Türkiye ile Brezilya’nın İran nükleer sorununa uygun bir çözüm arayan diplomatik çabalarını memnuniyet ve takdirle karşıladıklarını belirtmişti. Bakan Yang Jiechi, Çin’in her zaman uluslararası nükleer silahsızlanma rejimini savunmuş olduğunu, İran nükleer sorununun diyalog ve müzakere yoluyla çözümlenmesi gerektiğini ve Çin tarafı olarak ilgili taraflarla birlikte İran nükleer sorununun çözüme kavuşması için yapıcı rol icra etme isteğinde olduklarını açıklamıştı. 18 Mayıs 2010 akşamı Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun telefon görüşmesine cevaben, Çin’in her zaman “çift yollu” (dual-track) stratejiyi sürdürdüğünü, Türkiye ile Brezilya’nın arabulucu iki ülke olarak çabalarını takdir ettiğini ve İran’ın Tahran araştırma reaktörü için yakıt temini meselesinde varılan anlaşmaya önem verdiklerini ve memnuniyet duyduklarını ifade etmişti. Bakan Yang Jiechi, söz konusu anlaşmanın, İran nükleer sorununun diyalog ve müzakere sürecinin barışçı çözümlenmesi için katkıda bulunacağını arzu ettiğini belirtmişti. Çin’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Li Baodong, 18 Mayıs’ta İran’ın uranyum takas anlaşmasının gerçekleşmesi nedeniyle Türkiye ile Brezilya’yı takdir etmiş ve anlaşmanın olumlu bir adım olarak doğru yönde geliştiğini ifade etmişti. Büyükelçi Li Baodong, Çin tarafı olarak, tarafların bunu bir fırsat bilmesi gerektiği ve diplomatik çabalarla İran’ın nükleer sorununa uygun çözüm bulunması gerektiğini beyan etmişti.
 
Ayrıca Çinli diplomatlar Türkiye, Brezilya ve İran arasında varılan uranyum takas anlaşmasında Çin’in katkıları olduğunu ileri sürmektedir. Çinli diplomatlara göre, söz konusu anlaşmanın imzalanması, Çin’in İran nükleer sorununun çözümlenmesi için yapılan diplomasi çabalarına destek vermesinin ve Çin’in diplomasi çabaları için zaman ve zemin yaratmasının sonucudur. Bu nedenle Türkiye ile Brezilya vekilleri farklı ortam ve kanallar vasıtasıyla Çin’e teşekkürlerini bildirmiştir. Çinli diplomatlar, Tahran’ın da alınan sonucun Çin liderlerinin İran için yaptığı barış görüşmeleri çabasının sonucu olarak gördüğünü ileri sürmektedir.  Ancak Çin tarafı bir yandan İran ile yaşanan nükleer anlaşmazlıklara diplomatik çözüm getirilmesine destek verirken, yani Türkiye’nin girişimlerini desteklerken, diğer yandan İran nükleer programı konusunda yürütülen 5+1 görüşmelerine iştirak etmekle alınan yaptırım kararını kollamaktadır. Yani “çift yollu” stratejisini uygulamaktadır.
 
ABD’nin Yaptırım Taslağı ve Çin’in Tutumu
 
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 18 Mayıs 2010 tarihinde Senato Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki konuşmasında Amerika, Rusya ve Çin’in, İran’a karşı dördüncü tur yaptırımlar uygulanmasını öngören bir karar tasarısı taslağı üzerinde anlaştıklarını açıklamıştı. Dışişleri Bakanı Clinton, söz konusu karar tasarısının BM Güvenlik Konseyi üyelerine dağıtılacağını da açıklamıştı. Dışişleri Bakanı Clinton, Türkiye ile Brezilya’nın çabaları sonucunda varılan uranyum takas anlaşmasını kastederek, Çin ile Rusya’nın da kabul ettiği bu kararı, “Tahran’da son birkaç gün içinde gösterilen çabalara verilen ikna edici bir cevap” olarak ifade etmişti. Bakan Clinton’a göre, uranyum takas anlaşması, birçok soruya inandırıcı cevap verememiştir, özellikle anlaşmada İran’ın kendi topraklarındaki uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durduracağına dair bir hüküm yoktur ve İran’ın yaptırım tehdidine karşı zaman kazanmayı amaçlamaktadır. Buna rağmen, Clinton, Türkiye ve Brezilya’ya bu konuda gösterdikleri samimi çabalardan dolayı teşekkür etmişti. Aslında Beyaz Saray sözcüsü Robert Gibbs, 17 Mayıs’ta uranyum takas anlaşmasından şüphe duyduğunu açıklamıştı ve Washington’un, İran’ın nükleer sorunu üzerinde hâlâ endişeleri olduğunu belirtmişti. ABD’nin bu tutumu Türkiye, Brezilya ve İran arasında varılan uranyum takas anlaşmasını kabul etmediğini göstermektedir. Yani uranyum takas anlaşmasını bir uzlaşma mesajı olarak algılanırken, ABD Dışişleri Bakanı Clinton’un Senato’da yaptığı açıklamasında görüldüğü gibi, anlaşma İran’ın bir manevrası olarak kalacak ve bunun bir işe yaramadığı sinyali verilmiş olacaktı. Bu nedenle Çinli uzmanlar, İran’ın uranyum takas anlaşmasını Tahran’ın bir başarısı, ancak Çin ile Rusya’nın İran’a yönelik yeni yaptırımı onaylamasını ise bir yenilgi olarak tanımlamıştı.
 
Çin de diğer dünya güçleriyle İran’a yönelik yaptırımların genişletilmesini amaçlayan BM Güvenlik Konseyi karar taslağı üzerinde anlaşmayı desteklemişti. ABD Dışişleri Bakanı Clinton’un BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan yeni yaptırım tasarı taslağı, doğrudan İran’ın nükleer programını ve silah sektörünü hedef almaktadır. 10 sayfadan oluşan taslakta önemli maddeler şunlardır:
 
·         İran’ın, uranyum madeni çıkarılması, zenginleştirilmesi, yeniden işlenmesi; nükleer malzeme ve teknoloji üretimi ve kullanımı; ağır su faaliyetleri ve nükleer silah taşıyabilen balistik füze teknolojisi konusunda yabancı yatırım yapması yasaklanacaktır.
·         İran’a, savaş tankı, savaş uçağı, füze sistemleri gibi sekiz kategoride ağır silahların satışına yasak getirilecektir.
·         Yabancı ülkelerin İran’a bu silahlar konusunda teknik eğitim vermesi, maddi destek sağlaması yasaklanacaktır.
·         İran’ın, nükleer silah taşıyabilen balistik füzelerle ilgili her türlü faaliyeti yasa dışı kabul edilecektir.
·         Yasaklı kargo taşıdığından şüphelenilen gemilerde arama yapılması istenecektir.
·         İran’ın nükleer faaliyetlerine katkıda bulunduğundan şüphelenilen mali işlemler bloke edilecektir.
·         İran Devrim Muhafızları’yla bağlantısı bulunan kişi ve kurumların maddi varlıkları dondurulacaktır.
·         İran gemileri denizde seyir halinde ya da limanda demirliyken şüphe halinde teftişe açılacaktır.
 
Söz konusu taslakta Çin-İran arasında devam eden ekonomi-ticaret, özellikle enerji ilişkilerini engelleyen maddeler bulunmamaktadır. Yani Çin’in İran’a yönelik yaptırıma destek vermesi fazla zararlı olmamıştır. Bu nedenle Çin’in İran’a yönelik dördüncü yaptırım taslağını müzakere etmeyi kabul etmesi manidardır. Çinli diplomatlar Pekin’in bu taslağı kabulündeki nedenleri daha ayrıntılı olarak şu şekilde izah etmektedir:
 
1. Çin, uluslararası nükleer silahsızlanma sistemini korumaya çalışan ve İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına karşı çıkan bir ülkedir.
2. Çin’in İran ile enerji, ekonomi-ticaret ve finansal alanında önemli ilişkileri vardır ve söz konusu yaptırım bu çıkarları karşılamıştır.
3. Yükselmekte olan Çin’in uluslararası sorumluluğu vardır ve dış politikasını büyük güçlerle birliktelik halinde sürdürmesi önemlidir.
4. Çin’in İran nükleer sorununa dair politikası, ilgili diğer ülkelerle olan ilişkilerini zedelememiştir. Aynı şekilde Çin-İran ilişkilerini de bozmamıştır.
 
Yani söz konusu taslak, Çin’in İran nükleer sorunu üzerindeki tutumunu karşılamış, çıkarlarını korumuş, Çin’in uluslararasındaki imajını sağlamlaştırmış ve konu ile ilgili diğer ülkelerle olan ilişkileri bozulmamıştır. Buna rağmen Çin tarafı aynı zamanda İran ile yaşanan nükleer anlaşmazlıkların diplomatik çözüm yolunun henüz kapanmadığını da ifade etmektedir. Mevcut bilgilerin; Xinhua Ajansı’nın sitesinden derhal kaldırılması da Çin tarafının İran nükleer sorunu üzerinde sürdürülen “çift yollu” stratejisinin gizlenmesi gerektiği izlenimini vermektedir. Ayrıca, Çin Sosyal Bilimler Akademisi Batı Asya-Afrika Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Yin Gang’ın belirttiğine göre, Arap ülkeleri de İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını istemedi ve Ortadoğu’da 22 ülkesi ile diplomasi ilişkileri olan Çin, İran’daki enerji menfaatini sürdürmek adına söz konusu ülkeleri karşısına almak istemiyordu. Bununla birlikte Çin’in ABD ile ilişkileri de Çin-İran ilişkilerinden daha önemlidir, yani İran’ın enerjisine ihtiyaç duymasına rağmen Çin, Batı pazarına daha çok ihtiyaç duymaktadır. Çin’in eski İran Büyükelçisi Hua Liming de, Çin-İran ilişkilerinin hassas dengesini belirtmişti ve ona göre, Çin’in çıkarlarına zarar vermediği halde 5+1 grubunun yaptırım kararını destekleyebileceğini, ancak silahlı güçle çözümlenmesine karşı olduğunu belirtmişti. Hua Liming, Çin’in İran’a yönelik yaptırımlara destek vermesinin doğal olarak Tahran’ı kızdırabileceği, ancak ikili ilişkileri fazla etkilemeyeceği kanaatindedir.
 
Çin’in İran nükleer soruna yönelik sürdürdüğü bu tür ikili politikanın temelinde Çin’in kalkınmasını ilgilendiren ekonomik ve enerji çıkarlarının yattığı açıktır. Bu nedenle Çin, öteden beri İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına karşı, Çin-İran ilişkilerinin zarar görmeyecek ve İran’ın nükleer sorunu nedeniyle dünya barışının bozulmasına karşı olunması gibi üç prensip üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda Çin, İran nükleer sorunu için 2006, 2007 ve 2008’de BM’de kararlaştıran yaptırıma destek vermişti ve son yaptırıma destek vereceği yönünde daha önce de işaretler verilmişti.
 
 
Çin’in Türkiye Üzerindeki Düşünceleri
 
Batı ülkeleri, Türkiye’nin çabalarını İran nükleer sorununun çözümü için gösterilen barışçı bir yol olarak takdir ederken, bazıları ise Türkiye’nin kendi gücünü aşan bir girişimi olarak yorumlamaktadır. Çin basını da her iki görüşe yer vermiştir. Ancak Çin Hükümeti, Kuzey Kore nükleer sorunu üzerinde sürdürdüğü politikasına benzer biçimde, İran nükleer sorunu için de ikili politikasını uygulamaktadır. Çin’in bu ikili politikasından dolayı, bu ülkenin Türkiye’nin çabalarına tam destek verdiği şeklinde yorum yapılması zordur.
 
Çinli uzmanlar, uranyum takas anlaşmasının Batılı ülkelerden olumlu tepki alamayacağını ileri sürmekte ve bunun sebebi olarak da: 1. Uranyum takas yerinin Türkiye olarak seçilmesi yeni bir anlam kazandırmamaktadır ve İran konusu ile ilgili ciddi bir adım atılmadığı; 2. Batı ülkelerinin İran uranyum takası meselesi üzerindeki sabırlarını kaybettiği ve İran’ın nükleer sorunu için yeni yaptırımın peşinde oldukları gösterilmektedir. Bu bağlamda uranyum anlaşmasının ne derece İran ile Batı ülkeleri arasındaki nükleer krizi ortadan kaldırma işe yarayacağına bakılmaktadır. Çinli uzmanlar, İran ile Batı ülkeleri arasında karşılıklı siyasî güvenin tesis edilemediği bir ortamda sorunun çözümlenmesinin kolay olmayacağı kanaatindedirler. Özellikle Brezilya’nın İran ile yakın ilişki kurması ve söz konusu nükleer sorunla ilgilenmesi ABD’yi rahatsız edecektir ve Batı ülkelerinin desteğini almak zorlaşacaktır.
 
Çinli analizcilere göre, İran böyle bir zamanda Türkiye’nin arabuluculuğunu kabul edip uranyum takas anlaşmasına varmakla, 5+1 grubunun hazırlanmaya çalıştığı yeni yaptırıma karşı yükselen tehdidi yumuşatma peşindedir. Söz konusu anlaşmanın, İran ile Batı ülkeleri arasındaki anlaşmazlıkları giderip gideremeyeceğine şüphe ile bakılmaktadır. Çinliler, İran’ın bu anlaşmaya varılmasını zaman kazanma ya da “ileri adım atmak için geri adım atmak” olarak tahmin etmektedir. Hatta İran’ın Türkiye ve Brezilya’nın, kendisinin nükleer programına verdiği desteği alarak, Batı ülkelerine kalkınmakta olan ülkelerin birlikte uluslararası sorunlara çözüm bulabileceğini göstermektedir. Ancak Batı ülkeleri İran’ın samimiyetine inanmadığı için 5+1 grubu, Türkiye ve Brezilya’nın arabuluculuğuyla imzalanan İran’ın nükleer yakıt takas anlaşmasından hemen sonra yeni yaptırım taslağını BM Güvenlik Konseyi’ne getirmekle, İran’a baskı yaparak, zaman kazanma planını ortadan kaldırmaya çalıştığı şeklinde tahminler ileri sürülmektedir. Yani uranyum takas anlaşmasının uygulanması kolay olmayacaktır. Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi’nin Türkiye’nin çabalarını desteklediğini beyan ederken aynı zamanda “çift yollu stratejisini” de vurgulaması bu sebepten kaynaklanıyor olabilir.
 

Türkiye ile Brezilya’nın başarısına önem veren uzmanlar da vardır. Çin Uluslararası Sorunlar Araştırmalar Enstitüsü (CIIS) başkan yardımcısı ve diplomat olarak İran’da uzun yıllar çalışmış olan Guo Xiangang, Türkiye ile Brezilya’nın çabalarının yapıcı ve değerli olduğunu belirterek, İran nükleer sorununun çözümü için doğru yolda olduklarını ifade etmektedir. Ancak Çin Sosyal Bilimler Akademisi Batı Asya-Afrika Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Yin Gang ise Türkiye’nin İran nükleer sorunu üzerindeki girişimlerinin aslında kendisinin ileride nükleer güce sahip olmak için zemin kazanmaya çalıştığını ileri sürmektedir. Yin Gang’a göre, Türkiye ile İran aynı şekilde şanlı tarihlere sahiptirler, her ikisi bir dönemde Ortadoğu’nun hegemonik gücü olmuştur ve büyük ülke olma peşindedir. İran nükleer sorunu eğer sorunsuz çözülebiliyorsa Türkiye de aynı şekilde kendisinin yükselişi için nükleer gücünü tesis etmeye çalışacaktır. Mesele Türkiye’nin bölgedeki yükselişinin, Çin’in bu bölgedeki çıkarlarını nasıl etkileyeceğine dönüşebilir. Dolaylı olarak Türkiye’nin de İran politikasını yeniden düşünmeye sevk edilmesi gerekebilir.

 
 
(Doç. Dr. Erkin Ekrem, SDE Uzmanı)



DIŞ POLİTİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya