Zira İspanya, teröristlere karşı etkili mücadele edebilmek ve firarilerin adalet önüne çıkarılmasını sağlamak noktasında Fransa’nın desteğine ihtiyaç duymaktadır. Başlangıçta bu sorunu İspanya’nın kendi iç meselesi olarak gören ve işbirliğine yanaşmayan Fransa’nın son dönemde, ülkesinde bulunan ETA militanlarına karşı sert önlemler alması ve İspanya ile her türlü istihbari ve operasyonel işbirliğine gitmesi, dikkatle incelenmesi gereken bir süreçtir.Yazıda, kuruluşundan ancak çeyrek asır sonra ETA’ya karşı mücadele perspektifi geliştirmeye başlayan Fransa’nın ETA politikası ile son yıllarda lider kadrosuna ağır darbe alan ETA’nın yeni arayışları üzerinde durulacaktır.
Yarım Asırlık Terör: ETA
İspanya, son 30 yılı demokratik dönemde olmak üzere 50 yılı aşkın süredir yok etmeye çalıştığı siyasal şiddetin olumsuzluklarıyla mücadele etmeye çalışmaktadır. Bunun müsebbibi olan ETA (Bask Anayurdu ve Özgürlük), 1959 yılında, şiddete başvurulmasını savunan Bask milliyetçileri içinden çıkmıştır.
Bugün için eleman sayısı ve eylem kapasitesi bakımından kan kaybetse de ve toplumsal tabanı giderek zayıflasa da, ETA, Avrupa’nın en eski ve faal terör örgütü olma özelliğini korumaya devam etmektedir.
1939-1975 yılları arasında yaklaşık 40 yıl boyunca iktidarda kalarak İspanya’nın yakın tarihine damgasını vuran faşist diktatör General Franco döneminin istenmeyen ürünü olarak kabul edilen ETA, bugüne kadar gerçekleştirdiği terör eylemleri sonucu 800’ü aşkın kişinin hayatına mal olmuştur.
ETA’nın siyasi hedefi, İspanya’nın kuzey batısındaki Bask bölgesinin Fransa’daki Bask şehirlerini de içine alacak şekilde bağımsız, Marksist-Leninist bir devlete dönüşmesidir. ETA, silahlı eylemlerin yanında, Bask halkının desteğini almak üzere kültürel yönünü de ön plana çıkarmaya çalışmakta; özellikle de genç Basklılar arasından kendine yeni üyeler ve sempatizanlar kazanmaya yönelik faaliyetler organize etmektedir. Bu amaçla ETA, kendisine yakın sivil toplum örgütlerinden istifade etmektedir.
Ancak Bask bölgesinde yaşayanların büyük çoğunluğu kendilerine tanınan kültürel ve siyasi haklardan memnunken, ETA öncülüğünde süregelen silahlı çatışma ve şiddetten dolayı tedirgindir.
ETA’nın bir parçası olduğu gerekçesiyle 2003 yılında mahkeme kararıyla kapatılan Batasuna’ya verilen desteğinin Bask halkı içinde yüzde 10-15 seviyesinde kalırken ulusal partilerin güç kazanması bunun bir göstergesidir. Ancak ETA, 2011’de düzenlenecek olan yerel seçimlere de bir siyasi partiyle girmek istemektedir.
İspanya’da 1975 sonrasında gelişen ve giderek kökleşen demokrasinin aslında ETA’ya karşı adeta bir panzehir işlevi gördüğünü ve sürdürülen çok yönlü mücadelenin önemli bir ayağını oluşturduğunu burada belirtmemiz gerekir.
Ülkede parlamenter monarşiye geçişi sağlayan 1978 Anayasası, demokrasi ve yerel özerklikleri birbirine bağlantılı bir şekilde ele almıştır. Bu elbette, İspanya’nın kendi sosyo-ekonomik ve tarihsel gerçeklerine uygun bir reçete olarak devreye sokulan bir çözüm modelidir.
Geniş özerkliklerin verilmesinde, ülkenin toprak bütünlüğüne karşı tehdit olarak algılanan Bask ve Katalonya bölgelerindeki gerginliğin ve ayrılıkçı siyasi söylemlerin önünün alınması hedeflenmiştir. İspanya krallığının kurulduğu 15inci yüzyıldan itibaren aslında bu bölgelerin kendine has siyasi, ekonomik ve kültürel ayrıcalıklara sahip olduğunu görmekteyiz.
ETA’nın İspanya’ya Maliyeti
1960’ların sonuna yaklaşıldığında örgüt, Franco güçlerinin ağırlaşan baskısının da etkisiyle siyasi radikalleşme sürecini büyük oranda tamamlamış ve eleman temininde ciddi mesafe kat etmişti. Bu tarihten sonra ETA, kendisini İspanya’nın iç güvenlik ve siyaset gündeminin değişmez ilk sırasına yerleştirecek silahlı eylemlere geçmiştir.
Saldırılarını çoğunlukla bombalama ya da suikast şeklinde gerçekleştiren ETA’nın ölümle sonuçlanan ilk eylemi Bask şehirlerinden olan San Sebastian’ın gizli polis şefi Melitón Manzanas’a 1968 yılında düzenlenen bombalı saldırıdır. Bu eylem ülke çapında yankı bulmuştur.
1973 yılında küresel çapta ilk ses getirici saldırısını gerçekleştirmiştir. Franco’dan sonra ülkenin başına geçmesi beklenen Başbakan Luis Carrero Blanco, 20 Aralık 1973’de aracının bulunduğu yolun altına döşenen patlayıcının ateşlenmesi sonucu hayatını kaybetmiştir. Bu hadiseden sonra, ETA üzerindeki baskı artarken örgütün eylemleri de artmıştır.
Demokratik İspanya döneminde ise, 1978 Anayasasının tanıdığı yerel hak ve özgürlükler, Bask halkının geneli tarafından yeterli görülse de, ETA saldırılarını azaltmamıştır. Bu durum 90’lı yılların başına kadar devam etmiştir. Bu dönem içerisinde her yıl ortalama 40-50 kişi terör saldırıları nedeniyle hayatını kaybetmekteydi. İspanya topraklarında meydana gelen terör saldırılarının yüzde 98’inden sorumlu olan ETA, 2000’li yılların başından itibaren, İspanya ekonomisi için hayati öneme sahip turistik bölgeleri de hedef almaya başlamıştır.
ETA’nın sebep olduğu can kayıpları son 5 yıldır yıllık ortalama ikiye üçe düşmüş durumdadır.
ETA’nın İspanya Hükümetine 2004 yılına kadar 8 milyar Avro maliyet yüklediği tahmin edilmektedir. Bu rakama, fiziki hasarlar, artan güvenlik harcamaları, ölenlerin yakınlarına ödenen yardımlar, ETA mahkûmları nedeniyle yapılan hapishane harcamaları dâhildir. En büyük maddi kayıp ise, Bask bölgesinde yapımına başlanan ancak ETA’nın saldırıları nedeniyle tamamlanamayan
Lemoniz nükleer santralidir. Bu sebeple İspanya’nın 3.4 milyar Avro zarar ettiği açıklanmıştır.
[1] Ancak bağımsız kaynaklar, gerçek maddi zararın 8 milyar Avro’dan çok daha fazla olduğunu; ETA’nın tehdidi yüzünden özel sektör yatırımlarının olması gerekenin hep altında kaldığını ve bundan da en fazla zararı Bask bölgesinin gördüğü belirtmektedir.
[2]
Franco Döneminde Fransa’nın ETA Politikası
ETA, kurulduğu günden itibaren Fransız topraklarını, sığınılacak ve barınılacak ve mümkünse destek görülecek bir liman olarak görmüştür. İspanya’nın Bask bölgesine sınırdaş Fransız toprakları içinde 3 Bask şehri bulunmaktadır. Ancak Fransa’nın üniter devlet yapısı içinde bu şehirlerin herhangi bir siyasi ya da kültürel ayrıcalıkları bulunmamaktadır. Bu coğrafi yakınlık ve akrabalık, Fransız topraklarını, İspanya polisinden kaçan ETA üyeleri için güvenilir bir bölge gibi algılanmasına sebep olmuştur.
Elbette Fransa’nın ETA için başlangıçtaki hayati cazibesi sadece bu sebeplerle sınırlı kalmamıştır. Bu sayılanların ötesinde Fransa’nın ETA sorununa bakış açısı asıl belirleyici faktör olmuştur. Fransa’nın ETA’ya yönelik politikasının, Paris’in terörizme yönelik tarihsel bakış açısından etkilendiğini söylememiz yanlış olmayacaktır. Bilindiği gibi, Fransızlara göre, Fransız ihtilali de böylesine bir siyasal şiddet ortamından doğmuştur.
Fransa, İspanya’daki faşist diktatör Franco döneminde ETA’yı, özgürlük savaşçısı olarak kabul ederek kendi topraklarındaki faaliyetlerine göz yummuştur. Fransa’nın bu tutumunun sebepleri arasında, Franco’nun II. Dünya savaşı boyunca Almanya ve İtalya’ya yakın durması ve Fransa’daki Nazi yanlısı Vichy hükümeti üyelerine sığınma hakkı tanıması da bulunmaktadır.
[3] Ayrıca, ETA üyelerinin Franco döneminde ölüm cezasına çarptırılma ihtimalleri, Fransa için bu politikasını destekleyici diğer bir mazeret olmuştur.
Bunun karşılığında ETA, siyasi hedefi olan Fransa topraklarındaki Bask şehirlerinin de Bask ülkesi içinde yer alması düşüncesini fazla dillendirmemeye özen göstermiştir.
[4] Bu dönemde ETA militanlarının önemli bir kısmının Fransa’ya geçtiğini ve ETA liderlerine bu ülkede mülteci statüsü verildiğini görmekteyiz.
Ancak Franco döneminde, Fransa’nın ETA’ya bakış açısını sınırlı da olsa etkileyen iki önemli hadise olmuştur. Birincisi ETA’nın Fransız versiyonu olan Iparretara’ın 1973 yılında kurulması, ikincisi ise ETA’nın İspanya Başbakanını aynı yıl suikastla öldürmesidir.
[5]
Fransız Bask militan grubu Iparretara’nın kuruluşunda İspanya’dan kaçarak Fransa’ya sığınan İspanyol Baskların etkili olduğu bilinmektedir. 1980’lerin ortalarına kadar Fransız hükümetini meşgul eden bu sorun, Fransa’nın ETA meselesine bakış açısında da değişime sebep olmuştur.
Demokratik İspanya Döneminde Fransa’nın ETA Politikası
Bu dönemde, Fransa’nın ETA politikasını etkileyen ilk hadise, 1983 yılında İspanya’da kurulan GAL’ın (Anti-Terörist Özgürlük Grubu) ETA’ya karşı özellikle Fransız topraklarında karşı-eylemlere girişmesidir.
GAL (Anti-terörist Özgürlük Grubu) Devrede
Felipe Gonzalez’in, Başbakanlık koltuğuna oturduktan 1 yıl sonra, ETA’ya karşı hukuk dışında mücadele vermek üzere gizlice GAL’ı (Anti-terörist Özgürlük Grubu) kurduğu iddia edilmektedir. GAL’ın devreye sokulmasında Fransa’nın İspanya’da aranan ETA militanlarını İspanya’ya iade etmeye yanaşmamasının da etkili olduğu yine iddialar arasındadır.
GAL, ETA üyelerine karşı suikastlar, adam kaçırma, işkence, bombalama eylemlerini hem İspanya’da hem de Fransa’da yürütmüştür. 1983-1987 yılları arasında 28 cinayetin sorumlusu olduğu tahmin edilmektedir. Bu cinayetlerden 27’si Fransız topraklarında işlenmiştir.
Fransa’nın ETA’ya Bakışı Değişiyor
1980’lerin ortalarında, Fransa yönetiminde, İspanya ile ETA’ya karşı işbirliği yapılmasının doğru bir tercih olduğu kanaati oluşmaya başlamıştır. Özellikle, Jacques Chirac’lı yıllarda Fransa’sı bu kanaatin artık bir devlet kararına dönüştüğü dönemdir. 1984 yılında, iki Sosyalist lider Gonzales ve Chirac’ın uzlaşıya varmasıyla birlikte, Fransa ETA üyelerine siyasi sığınmacı statüsü vermekten vazgeçmiştir.
Fransa’nın bir sonraki adımı bazı ETA militanlarının İspanya’ya iade edilmesi ya da başka ülkelere gönderilmesi olmuştur. İade prosedürünün mahkemelerin devrede olduğu ve uzun süren bir prosedür içermesi Fransa’nın 1986 yılında daha ileri bir adım atmasına ve sınırdışı etme uygulamasına başlamasına sebep olmuştur.
[6] 1986 yılı İspanya’nın Avrupa Birliği’ne giriş yılı olması nedeniyle ayrı bir önemi taşımaktadır.
İspanya Avrupa Birliği’nde
1983 ve 1984 yıllarında Fransa’nın muhalefeti yüzünden AB kapısından dönen İspanya, 1986 yılında Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilmiştir. AB üyeliğinin, İspanya’da hem demokrasinin yerleşmesinde hem de ekonomik refah düzeyinin yükselmesinde önemli etkileri olmuştur.
AB üyesi olmasıyla birlikte İspanya’nın ekonomik ve siyasi istikrarının korunması AB’nin de sorunu haline gelmiştir. Bu çerçevede, AB Parlamentosu’nun 25 Ekim 2006’da almış olduğu ve İspanya Hükümeti’nin ETA’yla diyalog girişimini destekleyen kararı önemli bir girişim olarak kabul edilmektedir. Bu karar ETA tarafından da olumlu bir adım olarak nitelenmiş ancak devam eden süreçte şiddete tekrar başvuran ETA görüşmelerin kesilmesine neden olan taraf olmuştur.
ETA, sadece İspanya’nın haklarını savunduğu ve Bask Bölgesinin haklarını görmezden geldiği gerekçesiyle AB’yi çoğu zaman eleştirmektedir. AB içinde sınıraşan suçlarla mücadele amacıyla geliştirilen Europol ve Eurojust gibi kurumsal işbirliğinin tesisinde yahut Avrupa yakalama emri gibi suçluların iadesini kolaylaştıran düzenlemelerin hayata geçirilmesinde, İspanya’nın terörle mücadeledeki tecrübesi ve işbirliği ihtiyacı hep kendini hissettirmiştir.
GAL’ın Faaliyetleri Son Buluyor
Fransa’yla ETA üyelerine karşı işbirliğinin başladığı yıllara denk gelen dönemde GAL’ın faaliyetlerine de son verilmiştir. Böylece 1987’de lağvedilen GAL’ın kısmen de olsa deşifre olması ancak 1998 yılında mümkün olabilmiştir. 1990’da GAL saldırılarını organize etmekten dolayı hapis cezası alan iki üst düzey kolluk görevlisi, 4 yıl sonra GAL’la ilgili bazı bilgiler sızdırması üzerine 1994 yılında adli soruşturma başlatılmış ve ardından dava açılmıştır. Mahkeme neticesinde 1998 yılında GAL’ın İçişleri Bakanlığı’nın gizli fonlarıyla finanse edildiği ortaya çıkmıştır.
[7] Gonzalez döneminin İçişleri Bakanı ve Devlet Güvenlik Sekreteri, GAL kapsamındaki yasadışı faaliyetleri yüzünden 10’ar yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
ETA, ABD ve AB’nin Terör Listesinde
11 Eylül 2001’de ABD’de düzenlenen terör saldırılarının ardından Ekim 2001’de ETA, ABD’nin yabancı terör örgütü listesine dâhil edilmiştir. Ardından, Aralık 2001’de Avrupa Birliği de ETA’yı terör örgütü listesine almıştır. Böylece ETA’nın uluslar arası platformda kabul görme çabası ciddi bir darbe almıştır. Bu durum, İspanya’nın diplomatik bir başarısı olarak algılanmaktadır. 2003 yılında İspanya Anayasa Mahkemesince kapatılan ETA’nın siyasi uzantısı Batasuna da terör listelerine dâhil edilmiştir.
Fransa-İspanya Hükümet Zirvesi
Fransa-İspanya arasında artan işbirliğinin bir sonucu olarak 2004 yılında İspanya’da önemli bir Zirve düzenlenmiştir. Jacques Chirac ve Zapatero’nun katılımıyla gerçekleştirilen hükümetler arası Toplantıya, İspanya tarihinde ilk defa Fransa’ya sınırı olan İspanya yerel bölge temsilcileri de davet edilmiştir. Katalonya, Navarra ve Iglesias’ın (Aragon) daveti kabul ederek katıldıkları toplantının tek firesini Bask yerel hükümet başkanı vermiştir. Katılmama gerekçesi olarak, Zirvede kendi görüşlerini ifade etmekten yoksun bırakılacağını düşünmesi olduğu ileri sürülmektedir.
[8] Geri plandaki asıl sebebin ise, ETA meselesi olduğu akla gelmektedir.
Son Dönemde Artan İspanyol-Fransız İşbirliği
2001’den sonra terörizme karşı tüm dünya oluşan tepki, İspanya-Fransa’yı da ETA’ya karşı daha yakın bir ortak duruş sergilemelerine yardımcı olmuştur. Böylece, Fransız topraklarında ETA’nın üst düzey askeri, siyasi ve mali sorumluları yakalanmaya başlanmıştır.
Fransa’da ele geçirilen ETA militanlarının Fransa’da mahkeme önüne çıkarılmadan önce sorgulanmak üzere İspanya adli makamlarına geçici olarak verilmesi, ele geçirilen bilgi belge ve dokümanların İspanyol makamlara hızlıca iletilmesi, ortak devriye, operasyon ve sorgu ekiplerinin oluşturulması, terörle mücadelede görevli Fransız ve İspanyol savcı ve polislerinin periyodik olarak bir araya gelmesi, karşılıklı irtibat görevlileri atanması gibi tedbirler bu dönemde devreye girmiştir. Ayrıca, Ocak 2008’de Fransa-İspanya arasında imzalanan özel bir anlaşmayla, İspanyol polislerinin güneybatı Fransa’da Fransız makamlarının bilgisi dâhilinde faaliyette bulunmasına izin verilmiştir.
[9] Uygulamaya geçilen bu etkin işbirliği mekanizmaları sayesinde son üç yıl içerisinde ETA’nın Fransa’daki lider kadrosuna ve silah depolarına ağır bir darbe vurulmuştur.
Mart 2010’da ETA militanlarınca bir Fransız polisin öldürülmesi hadisesi ise, Fransa’da ETA’ya karşı daha sert önlemler alınacağının habercisidir. Bu olay Fransa’da ETA tarafından öldürülen İspanyol istihbarat görevlilerinden sonra, bir Fransız polisinin hayatını kaybettiği ilk hadisedir.
Saldırıyla ilgili olarak ETA her ne kadar sadece meşru müdafaa durumunun gereğini yaptığını söylese de, Fransa’nın örgütün üstüne gitmesinden duyulan rahatsızlık ve paniğin bu hadiseye yol açtığı değerlendirilmektedir.
ETA’nın Yeni Rotası Portekiz
Fransa’da yaşanan bu gelişmeler ETA’yı strateji değişikliğine zorlamaktadır. Son dönemde ETA Fransa’daki askeri ve lojistik üslerini Portekiz’e taşımaya çalışmaktadır. Portekiz’in İspanya’ya komşu oluşu ETA terör örgütünün lojistik ve saklanma amacıyla Portekiz topraklarını kullanmasına sebebiyet vermektedir. Bu durum aslında 1980’lerin ortalarından itibaren sınırlı seviyede sözkonusudur.
Ancak son dönemde ETA’nın Fransa’da ağır baskı görmesi nedeniyle Portekiz topraklarındaki faaliyetlerinde 2007’den sonraki dönemde önemli bir artış görülmektedir.
Şubat ayında, Lizbon’a 100 kilometre uzaklıkta, Portekiz-İspanya sınırına yakın bir yerde ETA’ya ait yaklaşık bir ton patlayıcı madde ele geçirilmesi bunun son örneklerindendir.
Bu soruna karşı, Ekim 2007’de, Portekiz-İspanya arasında terörle mücadeleye yönelik ortak soruşturma ekipleri kurulmasına imkân veren işbirliği protokolü imzalanmıştır. Ancak Portekiz’in terörle mücadelede Fransa ve İspanya gibi geniş tecrübe birikimine ve yetişmiş uzman kolluk birimlerine sahip olmaması, önümüzdeki dönemde ETA’nın ağırlığını Portekiz’e kaydırmasını kolaylaştıracak önemli bir etkendir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/4130379.stm
[2] http://business.timesonline.co.uk/tol/business/economics/article669866.ece
[3] http://aei.pitt.edu/2874/01/113.pdf
[4] http://wapedia.mobi/en/ETA?t=5.
[5] http://www.lib.unb.ca/Texts/JCS/bin/get.cgi?directory=spring03/&filename=jebb.htm
[6] http://aei.pitt.edu/2874/01/113.pdf
[7] http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/141720.stm
[8] http://news-spain.euroresidentes.com/2004_12_01_archive.html
[9] http://www.state.gov/r/pa/ei/bgn/2878.htm